Reklamsız Sözcü

Bir jinekoloğun gözünden…

Anne olmak ve annelik hissi tartışılmaz bir konu. Peki bir jinekoloğun gözünden annelik nedir?

android-time 17:08 9 Mayıs 2014
Bir jinekoloğun gözünden…
Anne olmak ve annelik hissi tartışılmaz bir konu. Peki bir jinekoloğun gözünden annelik nedir?

Dünyanın en kutsal hissi sayılan anneliği İstanbul Florance Nightingale Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Yard. Doç. Dr. Herman İşçi anlattı.

İşte bir jinekoloğun gözünden annelik:

Kadınlar ister doğuştan gelen içgüdüleri, ister çevresel faktörlerle öğrenilmiş olsun annelik duygularını hayatlarının çok erken yaşlarında hissetmeye başlarlar. Çocukluklarında oyuncak bebeklerle oynamaktan hoşlanmaları sadece ebeveynlerinin dayatması mıdır? Rol model kabul ettikleri başta anneleri olmak üzere, çevrelerindeki kadınların yaptıklarını taklit etmeye çalışmaları mıdır? Hiç kendi içgüdülerinin, duygularının payı yok mudur?

Neden kadınlar genç erişkin dönemlerinde daha hareketli, daha cazibeli fenotipli erkeklerle birlikte olmaya meyilliyken, otuzların başlarından sonra iyi ebeveynlik yapabilecek partner arayışı içine girerler? Güvenli anneliğe hazırlık amacıyla değil midir?

Gerçekten de kadınlar on yıllarını güvenle geçirebileceklerini düşündükleri erkeklerle birlikte olduklarında anne olmak planlarını ortaya çıkartırlar. İlk aşama evliliktir tabi. Erkekler de evlenme teklifini kendilerinin yaptığını zannederler çoğu zaman. Ama kadına erkeğini seçtiren, ona evlenme teklifini yaptırtan şey annelik içgüdüsüdür. Evliliğin ve gebeliğin zamanını da çoğunlukla kadın, yani onun annelik içgüdüsü belirler. Evlilik ve gebelik kadının istediği zaman olur, erkekler böyle olmadığını düşünseler de.

Günlük pratiğimizde eşlerine güvenmeyen kadınların gizli gizli korunma yöntemleri kullandığı ya da tam tersi eşleri gebelik istemezse bile onların haberi olmadan gizli tedavi görmeye gidecek kadar gebe kalmaya çalıştıklarını çok sıklıkla görmekteyiz.

Kadın gebe kalmaya karar verdikten sonra hemen hiç bir güç onun önünde duramaz. Bedensel olarak başına neler geleceğini bilmese de, soyundaki belki yüz anneannesinden gelen DNA’sına güvenir. Nasıl örümcek yavrusuna o mükemmel ağ örme sistemini öğretmez, yavrusu kendi içgüdüleriyle ağını örer, anne adayı da annesinden annelik öğrenecek değildir.

Çoğu kadın yumurtlayacağı dönemi hisseder. Cinsel dürtülerin yoğunlaştığı, genital ıslaklığın arttığı bu günler titizlikle değerlendirilir. Erkek bu davetkar davranışlara cevap vermeye zaten dünden hazırdır. Buradaki tek hata erkeğin ömür boyu kadının böyle kendisine kralmış gibi davranacağını sanmasıdır. Eğer çiftler arasında bir sağlık sorunu yoksa kadınların % 85’i altı ay içinde gebe kalır. Kadının gününün geçmesiyle erkek için sihirli günler biter, kadın prenseslikten kraliçeliğe geçtiği başka bir dünyaya ışınlanır. Artık annelik duygudurumu başlamış, erkek eşine destek olma, ona muayenelerde eşlik etme veya faturaları ödeme gibi kısmen figüran rollere çekilmiştir.

Gebeliğin ilk aylarındaki bulantı kusmalar anne adaylarının büyük çoğunu etkiler. Hatta gebelerin yarısında hayat kalitesini çok bozacak, diyet ve ilaç kullanımını gerektirecek ağırlıkta olabilir. İştah sapmaları, olmadık şeyler isteme, aşermeler aslında bu durumun en hafif formudur. Gebeler işte tam bu günlerde kendi annelerinin değerini anlamaya başlarlar. Neyse ki sonrasında çok çok güzel bir şey için katlanılıyordur ve iyi ki birkaç haftada bu dönem bitecektir. Ultrasonografinin günlük pratiğe girmesi annelik bağının başlamasını çok erkene almıştır. Şiddetli bulantısı olan bir gebenin ekranda gebelik kesesini görmesi onun dayanma gücünü artırır.

Anne adaylarını en duygulandıran anlardan biri de bebeklerinin kalp atımlarını duydukları andır. Bulantılarla geçen zahmetli iki haftanın sonlarında embrio görülmeye başlar. Ultrason cihazının gücü bu günlerde kalp seslerini algılar. Odada kalp seslerinin duyulmasıyla gözleri dolmayan anne adayı yok gibidir. Çoğu zaman bu anlarda içerde bulunan baba adayı da empati yapabildiği ölçüde duygulanır. Genelde babanın ağladığını ekip görmezden gelir. Hekimin kalp atımlarının görülmesiyle düşük ihtimalinin iyice azaldığını söylemesiyle anne adayı çok rahatlar. Eh bu kadar zahmeti boşuna çekmemiştir. Cinsiyet dördüncü aya kadar bilinmese de birkaç isim alternatifi bile dile getirilir.

Ara kontrollerde alınan kilolar, ciltteki değişiklikler, normal hayatta karalar bağlatan gebeliğe bağlı bir çok değişiklik ya da olumsuzluk çoğunlukla önemsenmez. Gebe için bebek hızla büyüyor, kolu bacağı görülüyor, hatta küçük hareketler yapıyordur, ki zaten önemli olan budur.

Halk arasında ikili tarama testi denilen zamanda ki gebeliğin üçüncü ayında, annelik duygusallığı en doruk noktasına ulaşır. Gerçekten de bebek artık her şeyiyle seçilebilmektedir. Bu haftalardan sonra zaman anne adayı için gerçekten bitmek bilmez. Bebeğin tekrar değerlendirileceği dördüncü aya kadar günler iple çekilir. Anne adayları eşlerine henüz sözel olarak ifade etmeseler de doğum yerini, şeklini, bebek odasını, gönderecekleri anaokulunu şimdiden düşünmeye başlarlar. Hormonal çalkalanma anne adayı için çok olumlu bir hayata bağlılık sağlasa da baba adayının bunu anlamaya çalışması pek mümkün değildir.

Dördüncü ay çok önemlidir. Neden mi? Büyük olasılıkla bebeğin cinsiyeti belli olacaktır. Artık içerdeki birey embrio değil; Zeynep, Defne, Ali ya da Mert’tir. Erkek bebek olduğunu öğrenilmesi her zaman değil ama muayene odasında daha yüksek sesli tezahüratlara sebep olur. Yalnız kız bebek olduğunun öğrenilmesi genelde annelerde sinsi bir gülümseme yaratır. Bu yüz ifadesini kadındoğumcular dışında çok az kimse müşahede edebilir. Belki de “ben bu kadar zahmet çekiyorum, beni anlayacak, bana yardımcı olacak bir can yoldaşı bu” diye düşünürler bilemiyorum. Bu muayene ailenin hayatında bir dönüm noktası olur genelde.

Beşinci aya kadar bebek tamam ultrasonda görülür, karın büyür ama günlük yaşamda gebelik kendini çok belli etmez. Bir gün birden bire içerde birşey avuç içindeki kelebek gibi kıpırdar. Yine bir duygu deşarjı oluverir. Artık bütün bu zahmetler somut birşey içindir. Sadece ekranda bir görüntü, ultrason hoparlöründeki bir ses değildir. Bizzat içinizde birileri ileri geri hareket ediyordur. Günler geçtikçe bebek güçlenir. Anne karnında iki katlı bir zarla çevrilmiş amnios kesesi içindeki sıvıda yaşar bebek. Yerçekimi kuvveti, suyun kaldırma kuvvetiyle dengelenir. Yenidoğan dış dünyada kolunu kaldıramaz, başını oynatamaz kadar güçsüzken bu dönemdeki uçan tekmeler çok şaşırtıcıdır. Bir denizaltı gibi boydan boya karın içinde bebek kayar ve karın cildinden de görülebilecek dalgalanmalara sebep olur. Bazen tekme ve çarpmalar bacaklara giden sinirlere denk gelir. Annenin ciddi ağrılar duymasına sebep olur. Fakat hiçbir şey annelik dürtülerini azaltmaz. O hareket etikçe anne keyiflenir, hareketi azalırsa da anne endişelenir. Bir süre sonra anne adayı şekerli şeyler ya da çikolata yediğinde bebeğin hareketlendiğini fark eder. İçerdeki mutlu olup hareket etsin diye obezite sınırlarını zorlayan anne adayları vardır. Anne adayı öylesine motivedir ki bebeği için, çirkinleşeceğini bilse de umursamaz diyebiliriz.

Annelik dürtüleri öylesine güçlüdür ki, günde iki paket sigara içen kadının birden sigarayı bıraktığını sıklıkla gözlemlemişizdir. Bilindiği gibi en sık sigara bırakma sebeplerinin başında geçirilmiş kalp krizi gelmektedir. Yani insanlar ölüm korkusundan sigarayı bırakmaktadırlar. İkinci sırada da gebelik gelmektedir. Bebeğine zarar verme endişesi, neredeyse ölüm korkusuyla eş bir motivasyon yaratmaktadır.

Hormonal, duygusal motivasyon doruk noktasına doğum eyleminde ulaşır. Bu süreç özellikle ilk doğumlarda 8-10 saat sürebilir. Bilinen hiç bir hormonun incelenmesi, progesteron, prolaktin, oksitosin, endorfin, kortizon, adrenalin … bu dayanma gücünü açıklamaya yetmez. Bu sürecin gebe olmayan bir kadında ya da bir erkekte yönetilmesi mümkün görülmemektedir. Annelik aylar süren nasıl bir ruhsal, duygusal, bedensel ve hormonal bir hazırlıktır ki kadınların % 70’inde doğum hiç dokunmasanız da kendiliğinden sorunsuz sonuçlanır.

Doğum sancıları genelde birden başlamaz. Haftalar günler önceden hazırlık ağrıları olur. Kadınlar annelik içgüdüleriyle çoğu zaman bunları hızlı bir şekilde doğuma hazırlık için uyarı kabul ederler. Vajinal ıslanma, hatta nişan gelmesi tabir edilen sümüksü kanama olur. Birkaç gün içinde gerçek ağrılar başlar. Önceleri yarım saat, yirmi dakikada bir gelen ağrılar, on dakikada 3-4 kez gelir ve 30-40 saniye sürmeye başlar. Saatler içinde şiddeti artan kasılmalar bebeği çıkma seviyesine getirir. Bu zahmetli süreçte bazen gebe kontrolünü kaybedebilir, eşi, aile bireyleri, ebesi ya da hekimiyle gerilimli durumlar yaşar. Muhtemelen bebeği için duyduğu endişeden kaynaklanmaktadır.

Son birkaç kasılma ve annenin ıkınması ile doğum gerçekleşir. Bitkin ve halsiz kalmış olsa bile kadınların çoğu şaşırtıcı bir güçle ıkınıp bebeklerini çıkartırlar. Bebeğin ilk ağlaması ile birden bire ortam, çevre, duygular her şey ama her şey değişiverir. Ağrılı gebe, “bebeğim ağlıyor” diye hıçkıran anneye dönüşüverir. Az önceki bağırıp çağıran gergin kadın yerine bir pamuk yığını geliverir. Doktor bey ya da ebe hanım sizi öpebilir miyim, elinizi tutabilir miyim, sizi çok üzdüm mü, kırdıysam çok özür dilerim… diyen bir melek beliriverir doğum koltuğunda. İlk meme tutturulduğunda hıçkırıklara boğulmayan anne yok gibidir. Kesilen göbek kordonu semboliktir. Sadece anneyle fiziksel bağı koparır. Anne yaşlanıp vefat edene dek sürecek ve kelimelerle ifade edilemeyecek fedakarlıklarla dolu bir dönem başlar.

Lohusalık, lohusalık üzüntüsü ya da depresyonuyla etkilenebilir. Ancak anne sevgisinin en yoğun yaşandığı dönemdir. Artık bebek içerde yaramazlık yapan bir fırıldak değil, ete kemiğe bürünmüş, hatta çok da güzel kokan, yumuşacık bir şeydir. O kadar sevimlidir ki bakmaya doyamazsınız. O kadar tatlıdır ki kimsenin eline veremezsiniz. Anneye göre dünyanın en güzel şeydir. Yoksa hangi güç yıllarca iki üç saate bir uykudan kaldırıp kendisine hizmet ettirir? Baba yan tarafta horuldarken hangi güç acılar içinde meme emdirir, hangi güç popo sildirir?

Annelik hakkı ödenmez denmiş. Bu çok doğrudur. Geriye dönük annelerimize haklarımızı ödememiz mümkün değildir. Ama durun bir dakika bunu isteyen kim? Annelerimiz kendilerine geri dönsün diye mi bu emeği verdiler?

Düzen söyle çalışır; biz annelerimizden aldığımız hakkı çocuklarımıza geçireceğiz. Geriye dönük ödemek mümkün değil. Bize yapılanları biz de çocuklarımıza yapacağız. Beklentilerimizi çok da yüksek tutmamalıyız aslında. Eh tabi onlar da biz ne kadar annelerimize hakkını geri vermişsek, onlar da o kadar geri verecekler.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more