Sözcü Plus Giriş
AYŞE SUCU

Dinin direği ayakta mı?!

2 Haziran 2014

Türk dü­şün­ce­si­nin be­lir­le­yi­ci­le­rin­den bi­ri de din­dir.
Do­la­yı­sıy­la din ile ve­ya di­nin oluş­tur­du­ğu o kül­tür­le iliş­ki­si­ni kes­miş bir dü­şün­ce bi­zi yan­sı­ta­ma­ya­ca­ğı gi­bi; sta­tik­leş­miş, yoz­laş­mış, in­dir­ge­me­ci bir din an­la­yı­şı da di­ni dü­şün­ce­yi ayak­ta tu­ta­maz.
“Her şey ki­tap­lar­da ya­zı­lı, geç­miş alim­ler ne­ye ih­ti­yaç var­sa hep­si­ni söy­le­miş, bi­ze on­lar ye­ter” yak­la­şı­mı ti­pik ca­hi­li­ye an­la­yı­şı­dır:
“On­la­ra: ‘Al­la­h'­ın in­dir­di­ği­ne ve El­çi'ye ge­li­n' den­se, ‘Ba­ba­la­rı­mı­zın üze­rin­de bul­du­ğu­muz şey bi­ze ye­ter!' der­ler. Ba­ba­la­rı hiç­bir şey bil­me­yen, doğ­ru yo­lu bu­la­ma­yan kim­se­ler ol­sa da mı?” Mai­de/104. Bu­gün sık­ça duy­du­ğu­muz, “sen fa­lan­ca mez­hep ima­mın­dan, fi­lan­ca alim­den da­ha mı iyi an­lı­yor­sun” sö­züy­le on­la­rın dü­şün­ce­le­ri­ne kut­si­yet at­fe­den­le­rin, Ku­r'­an'­ın bu aye­ti­ni de­fa­lar­ca oku­ma­la­rı ve üze­rin­de dü­şün­me­le­ri ge­re­kir.
Dü­şün­ce­nin ol­ma­dı­ğı yer­de, din­den zi­ya­de dog­ma­tik­le­şen bir öğ­re­ti var­dır. Dog­ma­lar se­vi­ye­sin­de ka­lan bir din ken­di­ni dü­şün­ce­ye ka­pa­tır. Di­na­miz­min kay­bol­du­ğu o yer­de ko­kuş­ma, çü­rü­me baş­lar; bağ­lı­la­rı­nı da kö­tü ko­ku­la­rın içi­ne hap­se­der.
Ra­hat­sız­lık o ker­te­ye va­rır ki, te­mel esas­lar kay­bol­du­ğu için; sat­hi, yü­zey­sel tu­tun­ma­lar işe ya­ra­maz ha­le ge­lir. Kao­sun, sa­va­şın, şid­de­tin di­li, din ola­rak tak­dim edi­lir.
Hal­bu­ki din, in­san­la­rı ye­ni­le­mek için gel­miş­tir. Ye­ni­le­mek ve ye­ni­len­mek; bir­lik­te yü­rün­me­si ge­re­ken iki ol­gu­dur. Ye­ni­le­ne­me­yen bir dü­şün­ce­nin, mu­ha­tap­la­rı­nı ye­ni­le­me­si im­kan­sız­dır. Bi­lin­di­ği gi­bi ak­ma­yan-bi­rik­miş su ko­ku­şur, bir müd­det son­ra özel­lik­le­ri­ni yi­ti­rir. Bu dü­şün­ce için de ge­çer­li­dir.
Za­man, şart­lar ve ih­ti­yaç­lar hü­küm­le­rin de­ğiş­me­si­ni zo­run­lu kı­lar. “Bu­gü­ne ka­dar söy­le­nen­ler bi­ze ye­ter” ez­be­ri, te­fek­kü­rün önün­de­ki en bü­yük en­gel­dir.

Ba­ğın yok­sun­lu­ğu fe­la­ket­tir

Doğ­ru inanç doğ­ru ey­le­me, yan­lış inanç yan­lı­şa in­sa­nı sevk eder. Ya da inanç doğ­ru ola­bi­lir ve fa­kat inanç ile inan­ma fe­no­me­ni­ne uy­gun ra­bı­ta/bağ ol­ma­ya­bi­lir. Bu ba­ğın yok­sun­lu­ğu fe­la­ket­tir. Ba­ğın ne ol­du­ğu, ne ol­ma­sı ge­rek­ti­ği, na­sıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ği o di­nin te­mel re­fe­ran­sı­dır.
Bağ don­du­rul­du­ğun­da, bü­tün özel­lik­le­ri­ni yi­ti­rir. İnan­cın bi­zim vic­da­nı­mız­da yap­tı­rı­mı ol­maz. Do­la­yı­sıy­la inanç­la ey­lem ara­sın­da ma­kas açıl­mış­sa, inanç fonk­si­yo­nu­nu ve de­ğe­ri­ni yi­tir­me­ye baş­la­mış de­mek­tir.
He­men ifa­de ede­lim ki inanç so­yut bir fik­re bağ­lan­mak de­ğil­dir. İnanç nötr bir ol­gu da de­ğil­dir. İnan­mak bir fik­rin so­mut ha­le dö­nüş­me­si­ne ve­si­le ol­mak­tır. Bu da ken­di­si­ni ah­lak­ta, gün­de­lik ha­yat­ta, ey­lem­de, sa­nat­ta, bi­lim­de, in­sa­ni iliş­ki­ler­de gös­te­rir. Kı­sa­ca her şe­ye yan­sır.
İnanç ile dav­ra­nış­la­rı ara­sın­da bir ben­zer­lik yok­sa ora­da bir inanç­tan bah­se­di­le­mez. Di­ğer tür­lü sa­de­ce bir ad ola­rak ka­lır.
Ya­ni bir di­nin var­lı­ğın­dan bah­se­di­le­bi­lir. Bir de­ğer­den söz edi­le­bi­lir. An­cak ken­di­si or­ta­da yok­tur. Bu­nun adı ad­cı­lık­tır. Çün­kü di­nin id­di­a et­ti­ği de­ğer­le­rin kar­şı­lı­ğı­nın, ki­şi­le­rin ey­lem­le­rin­de yer bu­la­ma­ma­sı, ad­dan öte­ye gö­tür­me­ye­cek­tir o di­ni…

Di­nin di­re­ği doğ­ru­luk­tur

“İ­ki gü­nü eşit olan zi­yan­da­dır” sö­zü, İs­la­m'­ın bil­gi, ey­lem ve ah­lak ba­kı­şı­nı or­ta­ya ko­yar. Böy­le bir di­nin; fo­sil­leş­miş, taş­laş­mış, es­ki­miş zi­hin­le­ri onay­la­ma­sı bek­le­ne­mez. Ku­r'­an ayet­le­ri in­sa­na, her an bir olu­şu ha­tır­la­tır.
Din bir yol­dur. Du­ru­la­cak, du­rak­la­na­cak, bek­le­ni­le­cek bir me­kan de­ğil­dir. Ak­si­ne in­sa­nı ha­re­ke­te ge­çi­ren bir kuv­ve­dir. Ken­diy­le yol­cu­luk ya­pa­cak in­san­la­ra kı­la­vuz­luk eder, ama bu kı­la­vuz­lu­ğu mu­ha­tap ola­rak al­dı­ğı akıl ya da bi­linç­le bir­lik­te kur­gu­lar. Da­ha doğ­ru­su kur­gu­la­tır. Bu yol­cu­lu­ğun adı­dır “sı­ra­tı mus­ta­kim”, ya­ni dos­doğ­ru yol…
“Be­ni ‘em­ro­lun­du­ğun gi­bi dos­doğ­ru ol' aye­ti ko­cat­tı” der Hz. Pey­gam­ber. Di­nin di­re­ği dos­doğ­ru ol­mak­tır. Sö­zün­de, işin­de, dav­ra­nı­şın­da…
Doğ­ru­luk hak­lar­la iliş­ki­li­dir. Hak­la­rın za­yi ol­du­ğu yer­de di­re­ği bı­ra­kın, te­mel sar­sı­lır.
Bi­ri­le­ri he­men “di­nin di­re­ği na­maz­dır” di­ye­cek­tir. Di­ne yük­le­di­ği­niz an­lam­la il­gi­li­dir bu söy­le­di­ğim: Eğer di­ni İs­la­m'­ın beş şar­tı­na in­dir­gi­yor­sa­nız, di­nin di­re­ği na­maz­dır! An­cak bü­tün­lük­lü bir ba­kış­la ve Pey­gam­be­rin ifa­de­siy­le “İs­lam gü­zel ah­lak” ise, di­nin di­re­ği doğ­ru­luk­tur.
Doğ­ru­lu­ğu yi­tir­miş bir in­sa­nın na­ma­zın­dan ki­me ne fay­da ge­lir?
Top­lum­sal gö­rev­le­rin, bi­rey­sel iba­det­le­rin önün­de ol­du­ğu id­rak edil­me­dik­çe, bu kao­tik ya­pı­dan çık­ma­mız müm­kün gö­zük­mü­yor!

(Ye­ni ki­ta­bım “SÖZ­DE DİN­DAR­LIK ve AKIL TU­TUL­MA­SI” Arı­kan Ya­yı­ne­vin­den çık­tı. Okur­la­rı­mın bil­gi­si­ne…)

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more