Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Boşuna beklemişiz!

12 Temmuz 2014

Sevgili okuyucularım, burada ben birkaç kez yazdım… Muhalefet partileri çeşitli zamanlarda dilekçeyle başvurup Yüksek Seçim Kurulu'na itirazda bulundular.
Neydi konu? İzin verin, bir kez daha yazayım.
Resmi Gazete'de 26 Ocak 2012 günü yayınlanıp yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'nun 11. maddesi çok açık. Özetliyorum:
“Cumhurbaşkanı adayı gösterilen hakimler, savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, YÖK ve RTÜK üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan DİĞER KAMU GÖREVLİLERİ… aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle görevden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulu'nca aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya KURUMA bildirilir.”
Kanun hükmü çok açık. Yorumlamak ve sonuca varmak için hukukçu olmaya gerek yok.

* * * * *

YSK, kesin aday listesini dünkü Resmi Gazete'de açıkladı. Üç kişinin aday olduğu belirtildi.
Ekmel Bey, Selahattin Demirtaş ve Tayyip.
İlk ikisi kamu görevlisi değil.
Tayyip'in durumu ise farklı.
Başbakanlık koltuğunda oturuyor ve resmen kamu görevlisi.
Maaşını devletten -Devlet Personel Yasası uyarınca- alıyor, hükümetin ve hatta devletin başında.
Şimdi Yüksek Seçim Kurulu, herhalde şu karara varmış oluyor:
“Tayyip kamu görevlisi değildir!..”
O halde nedir?
Özel sektörde mi çalışmaktadır, yoksa kanunda belirtildiği biçimde işçi niteliği mi taşımaktadır?
Yüksek Seçim Kurulu bu sorulara açıklık getirmekle yükümlüdür.
Ancak böyle bir açıklamanın Tayyip'in Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılmasını beklemek abestir.
Elbette ki suskunluğa bürünecek, bu konuda bir şey söylemeyecektir.

* * * * *

Yedi kişiden oluşan bu Kurul'un tüm üyeleri hukukçu. Dördü Yargıtay, üçü Danıştay Genel Kurulu tarafından seçiliyor.
Hele hukukçulardan oluşan böyle bir yapının bu çok önemli olayı göz göre göre ıskalayıp boşvermesi, akıl alacak şey değildir.
Bu ıskalamanın mutlaka bir gerekçesi olması gerekir. Nedir o gerekçe?
Bilinmiyor!

* * * * *

Şimdi şu önümüzdeki süreçte yaşayacağımız olaylara bakınız!.. Seçime üç aday katılıyor.
Selahattin Demirtaş'ın kampanya için parası olduğunu sanmıyorum.
Ekmel Bey öyle.
Peki ya Tayyip?..
Elinde sonsuz para gücü var. Buna ek olarak devletin parasını ve olanaklarını dibine kadar kullanıyor ve kullanacak.
Mitinglerine devletin uçakları ve helikopterleri ile gidiyor, miting harcamalarını kim olduğu bilinmeyen birilerine yaptırıyor.
Devletin valileri ve kaymakamları emrinde.
Devletin tarafsız olması gereken TRT'si sadece ve sadece ona çalışıyor.
Satılık-yandaş-onursuz havuz medyası derseniz yine öyle.
Devletin bütün kurumları -asker, polis, MİT, üniversiteler, anket firmaları, Tayyip tarafından semirtilen büyük işadamları ve müteahhitler, Meclis, hükümet, aklınıza kim ve neresi gelirse Tayyip'in emir kulu.
Paralar onun için su gibi akıtılıyor.
Zaten kurulmuş olan TEK PARTİ DEVLETİ, bütün gücüyle Tayyip'e çalışıyor.

* * * * * *

Yüksek Seçim Kurulu'nun görevi sadece oy sayım işlerini örgütleyip denetlemek ve kesin sonuçları ilan etmek değildir.
En önemli görevlerinden biri yasada yer alıyor:
Seçimlerin adaletli, eşit koşullarda ve tarafsızlık içinde yapılmasını sağlamak.
Şimdi böyle bir seçim ortamında, Tayyip o makamda oturduğu sürece adaletten, eşit koşullardan ve bu YSK'nın tarafsızlığından söz etmek mümkün müdür?
Elbette ki değildir.

* * * * * *

Yüksek Seçim Kurulu'na kendi genel kurulları tarafından seçilen dört Yargıtay ve üç Danıştay üyesi, bu görevleri nedeniyle hakim maaşları dışında yüklüce bir ödenek-tazminat alıyor.
Bu kurula üye seçilmek çoğu Yargıtay ve Danıştay üyesi tarafından bir angarya olarak görülür ve her iki kuruluşta bu işlem öncesinde toplantılar yapılarak dostça kararlara varılır:
“Falanca arkadaşımızın ev borcu var… Filancanın çocukları yurt dışında okuyor. YSK'ya onları seçelim de parasal açıdan biraz rahat etsinler.”
Yedi üyenin hepsi için olmasa bile, seçimler genelde böyle yapılır. Seçilecek kişinin de onayı alınınca iş tamamdır ve üye seçimi gerçekleşir.

* * * * * *

Hiç kuşkunuz olmasın, Tayyip bu cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı takdirde, Yüksek Seçim Kurulu'na olan manevi borcunu ömrü boyunca ödeyemez.
Onu yasanın açık hükmüne rağmen görevinde tutan, kamu görevlisi olduğunu bir türlü anlamak istemeyen Yüksek Seçim Kurulu'nun yedi üyesi hem millet, hem de tarih önünde sorumlu olacaktır.
Bu kadarı ayıptır, yazıktır, günahtır.

* * * * * *

Burada sık sık her kesimden yandaşlara değiniyorum.
Lütfen, Allah rızası için söyleyin, bundan daha büyük yandaşlık olur mu?
Hem de seçim güvenliğinin emanet edildiği yedi hukukçu bu gerçekleri nasıl olur da görmez?
Şimdi bunları okuyunca belki içlerinden diyecekler ki “Sen cahilsin, kardeşim, sen hukuktan ne anlarsın! Kararımızın gerekçesi açıktır. Tayyip kamu görevlisi değildir. O yüzden de, seçime kadar görevinden istifa etmesine gerek yoktur… Dolayısıyla seçime başbakan olarak girip devlet parasını kullanmasında hiçbir sakınca yoktur. Öteki iki aday da başlarının çaresine baksınlar. Aday gösterilirken bize mi sordular!”

* * * * * *

Ey seçim güvenliğinin, eşitliğinin ve adaletinin emanet edildiği Yüksek Seçim Kurulu!..
Bu kadar suçlanmaktan, eleştirilmekten ve böylesine zan altında kalmaktansa, bir zahmet edip bir açıklama gönderin, şu kararınızın gerekçesini bu naçiz ve cahil kulunuza da bir anlatıverin…
Ve aynen yazayım, herkes öğrensin!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more