Cemaat kime oy verecek?

Sevgili okuyucularım, sabah beraber kalkıp gece beraber yattığımız cemaat, 21. yüzyıl Türkiye'sinde -ne acıdır ki- gündemin bir numaralı maddesi oldu. Gündemi onlar belirledi, Tayyip'in ve sülalesinin sinir sistemini muhalefet partileriyle birlikte onlar bozdu.
Sadece biz değil, diktatör de sabah akşam onlarla yatıp kalkıyor. Bozulan dengelerini biraz olsun düzeltebilmek için ilaçlar kullanıyor…
Çünkü cemaatin yayınladığı iddia edilen bu kasetler yenilir yutulur lokma değil.
Rüşvetler, hırsızlıklar, vurgunlar, ayakkabı kutuları, gizli kasalar ortaya saçıldı. Bunları bu saatten sonra halının altına süpürmek biraz zor olacak!
Tayyip çok ağır yaralar aldı. Çanakkale Boğazı'nda 1915 yılında batırdığımız düşman zırhlıları gibi ağır top ateşine maruz kaldı, isabetli atışlar onu ve sülalesini can evinden vurdu.
O zırhlıları batırmıştık. Şimdi Tayyip'in batıp batmayacağı Pazar günü sandıkta belli olacak.

* * * *

Adına cemaat denilen ve sonsuz para gücüne sahip olan bu topluluğun gerçek gücü acaba nedir?
Daha doğrusu, ben bunların oy gücünü merak ediyorum. Burada iki soru sormak gerekiyor:
İlki, bunların kaç oyu var?
İkincisi, cemaat mensuplarına bu seçimde şu partiye oy vereceksiniz diye el altından bile olsa talimat verildi mi?
İlk sorunun yanıtını hiç kimse bilmiyor çünkü bu konuda yapılmış bir çalışma veya araştırma yok.
Her rakam olabilir…
300 bin, bir milyon… Bazıları onları sessiz çoğunluk olarak niteleyip sayıyı üç milyona kadar çıkarıyor.
Gelelim ikinci sorunun yanıtına!..
Cemaat mensuplarına bu seçimde şu partiye oy verin diye açıktan bir talimat verilmemiş. Ama talimatlar ağızdan ağıza yayılıyor.

* * * *

O halde ne yapacaklar? Oyları kime gidecek? Bu soruyu, bu işlerin içinde olan ve iyi bildiğini tahmin ettiğim iki ayrı kişiye farklı ortamlarda sordum. Yanıtları birbirini tutuyordu:
“AKP'ye oy vermemiz asla söz konusu olamaz. Başbakan aylardan beri bize hakaretler yağdırdı, aşağıladı. Bunları herkes gibi bizim kitlemiz de biliyor. Dolayısıyla bu seçimde bizden AKP'ye oy gitmez. Bizi sevenlerin belki yüzde bir'i verirse onu bilemeyiz.”
Peki oylar neye göre verilecek?
“Her ilde, ilçede ve beldede en güçlü görülen muhalefet partisi adayı kimse, oylar ona gider.”
Bu güçlü muhalefet adayının CHP'li, MHP'li, ya da başka partiden olması konusunda ne düşünülür? Onlara da oy verilir mi?
“Hepsine verilmesi mümkündür. Artık bize uzak veya yakın duran parti diye ayırım yapmak mümkün değil. Bizim arkadaşlarımız geçmişte çok büyük yoğunlukla AKP'ye oy verirdi. Şimdi bu olmayacağına göre, bölgesindeki en güçlü muhalefet partisi adayına oy vermesi gerekir.”
Tablo artık üç aşağı beş yukarı biliniyor. Örneğin İstanbul, İzmir ve Ankara Büyükşehir'de en güçlü adaylar CHP'li. Sizin kesim bunlara oy verir mi?
“Seve seve verir çünkü Mustafa Sarıgül, Aziz Kocaoğlu ve Mansur Yavaş düzgün insanlar. Bu üç büyük kentimizi AKP zihniyetinden kurtarmak için onlara oy verilmesini makul karşılarız ve hatta destek veririz. Başka alternatif olmadığına göre İzmir'in CHP'de kalmasını isteriz. Ama açıktan hiç
kimseye müdahale etmeyiz, karışmayız. Fakat diyelim ki
bazı illerimizde, mesela Erzurum ve Konya'da AKP'ye karşı en güçlü muhalefet adayları MHP'den. Oralarda MHP'ye destek verilir. Bunu her yer için bu mantıkla genellemek mümkündür. Seçmen kendi bölgesinde en güçlü olan muhalefet partisi adayını zaten üç aşağı beş yukarı tahmin eder. Yanılgı payı veya yanlış tahmin elbette olabilir, o zaman arkadaşımız kendi kararını özgürce verip oyunu ona göre kullanır.”
Cemaatin seçim sonuçlarına ciddi etki yapacak oy gücü var mı?
“Biz var olduğunu düşünüyoruz. Ancak oy sayısını hiç kimse bilemez.”
Düzgün bir tercihte bulunmuşlar.

Son uyarı: Oyları bölmeyin

Sevgili okuyucularım, şunun şurasında seçime iki gün kaldı. Dananın kuyruğu Pazar günü kopacak.
Türkiye'de her seçimde büyük bir tehlike karşımıza çıkar:
Oyların bölünmesi.
Bu seçim, ülkemizde yapılacak en önemli seçim. Adı yerel seçim ama sadece yerel seçim olmayacak.
Siz oylarınızı bölmez ve iktidarın yerel yönetimlerini devirirseniz, hükümet zangır zangır titreyecek.
Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, büyük kentlerin yağmalanması… Her birinin hesabının ayrı ayrı sorulmasının önü açılacak.
Hırsızlardan, rüşvetçilerden mutlaka ve kesinlikle hesap sorulacak.
Aksi takdirde her şey aynen sürüp gidecek, kanınızı emmeye bütün hızlarıyla devam edecekler.

* * * *

Bunu şu son günlerde belki dördüncü kez yazıyorum. Bir şeyi hiç unutmayın:
Şimdi particilik değil hortumculara, namussuzlara, ülkemizi iliğine kadar sömüren sahte Müslümanlara karşı güç birliği zamanıdır.
Geçmişin oy oranlarına baktığımızda aynen şu manzarayı görüyoruz:
Pek çok seçim bölgesinde olduğu gibi, özellikle İstanbul ve Ankara'da oylar muhalefet partileri arasında bölünmeseydi, bu kafalar şimdi görev başında olmayacaktı.
Pek çok yeri sadece ve sadece oylar bölündüğü için yüzde 25, yüzde 35 gibi oranlarla kazanmayı başardılar.
30 Mart günü oylarınızı katı particilik anlayışıyla kullanmayın.
Oyunuz ziyan olup gider.

* * * *

“Efendim o aday en güçlü görünüyor ama ben kendisini sevmem!.. Ben oyumu ona vermem!..”
“En güçlü aday benim partimden değil. Ben oyumu kaybedeceğini bildiğim halde kendi partime veririm…”
Bu seçimde bunları söyleme lüksüne ve hakkına sahip değiliz.
Böyle yapan, oyunu (bilerek veya bilmeyerek) hiç sevmediği halde diktatöre vermiş olur.
Bu seçimde bilinçli seçmenlerin birleşmesi ve oyların bölünmesine engel olması gerekiyor.
Aksi takdirde aradan yine -hem de çok az farklarla- AKP çıkacaktır.
Particilik olayını lütfen genel seçimlere saklayalım.
Bu konuda görev bütün muhalefet partileriyle birlikte özellikle CHP ve MHP seçmenlerine düşüyor.
Sağ-sol demeden, oy vereceğiniz yerde AKP'ye rakip olan en güçlü muhalefet partisi adaylarına (veya bağımsız adaylara) destek verelim.
Böyle yaparak hükümeti sallayalım, ülkemizi hırsızlardan, rüşvetçilerden, hortumculardan kurtaralım, yargı önünde hesap vermelerini sağlayalım.
Gün bölünme değil, hortumculara karşı güç birliği zamanıdır.
Atatürk ne güzel söylemiş:
“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır (ayrıntıdır).