Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Ergenekon rezaleti

5 Şubat 2014

Sevgili okuyucularım, adına “Ergenekon” denilen davanın nasıl başladığını, sonrasında neler olduğunu kısaca anımsamak gerekiyor…
Hemen belirteyim, bu yazıyı Silivri hapishanesinde kurulan Ergenekon mahkemesi tarafından verilen kararların tam altıncı ayında yazıyorum.
Kararlar geçtiğimiz 5 Ağustos günü açıklanmıştı. Bugün altıncı ayı doldu.
Türkiye'nin çok sayıda aydınlık, yurtsever insanı o kararlarla hapis cezalarına çarptırıldı.
Aradan altı ay geçti, gerekçeli karar nerede?
Yok!..
İnsanlar dört duvar arasında çile çekiyor, verilen haksız kararların ıstırabını yaşıyor ama altı ay sonra bile gerekçeli karar piyasaya çıkmış değil.

* * *

Nasıl başlamıştı Ergenekon?.. 2007 yılının Temmuz ayında bir gecekonduda bulunduğu ihbar edilen bombaların ele geçmesiyle başlamıştı.
Sonra adım adım yayıldı.
Her kesimden insanlar gözaltına alındı, tutuklandı.
Asker, gazeteci, yazar, siyasetçi, üniversite hocası, hukukçu ve akla gelecek her kesim…
O günler gerçek bir kâbus gibiydi. Beşiktaş Adliyesi denilen yerde görevli savcılar…
Onlarla işbirliği içerisinde olan polisler…
Ve savcıların her istemini otomatik imzalayıp tutuklama kararı veren hakimler…
Tayyip-cemaat ekibi dört dörtlük kurulmuştu!..
Evler ve işyerleri sabaha karşı basılır, insanlar gecenin karanlığında yaka paça götürülürdü.
Emniyet'te geçen gözaltı süresi sonrasında paçayı kurtarmak mümkün değildi.
Herkes tutuklanmak zorundaydı ve öyle oldu.
Ama işin çok önemli bir özelliği vardı:
Aşama aşama tutuklananların tamamı AKP iktidarına karşı olan aydınlardı.

* * *

İddialar ve tutuklanma gerekçeleri de ilginçti:
Ergenekon silahlı terör örgütü yakalanmıştı! Zanlılar o örgütün üyeleri idi!
O iğrenç ve aşağılık yandaş medya haftalarca, aylarca borazanlık yaptı. Bire bin katıp kamuoyunu bu korkunç yalanlara inandırmaya çalıştı.
Adliye ve polisteki cemaat ekibi ile AKP iktidarı henüz kapışmamıştı. O zaman dostluk vardı, aralarından su sızmıyordu. Cemaatçi kadrolar iktidardan aldıkları gazla Ergenekon safsatasını sürdürdüler.
Herkesin, hakim ve savcıların bile telefonları dinleniyordu.
Toplum tam bir cadı kazanı içine düşmüştü.
AKP'nin korku imparatorluğu işte böyle, bu dava kullanılarak kuruldu. Millet korkutuldu, sindirildi, Tayyip ve cemaate karşı ses veremez oldu.
Veren olursa sonu belliydi.
O günleri lütfen bir kez daha düşünüp anımsamaya çalışın.

* * *

Örgüt hiçbir zaman bulunamadı. İşin ilginç yanı, aynı silahlı terör örgütünden olduğu iddia edilen tutukluların çoğu, birbirlerini Silivri zindanında veya duruşmalarda gördü ve tanıdı!
Ancak sanıklara ceza verilmesi için bu kadarı yetmiyordu.
Sonraki aşamalarda örgüte (!) Danıştay katili Alparslan Arslan, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ falan da eklenince kadro tamamlandı!
Düşünün, her ikisi de aynı örgütün elemanı idi!

* * *

Duruşmalarda bol kepçe gizli tanık dinlendi. Ne idüğü belirsiz, bazıları sabıkalı, bazıları hapis yatan bazıları tecavüzcü ve gaspçı gizli tanıklar Ergenekon sanıklarını suçladı. Bazılarının kimliği açığa çıktı.
Tamamı yalancı ve sahtekârdı.
Türk yargısı bunları bile kullanıyordu!.. Çünkü amaç kitabına uydurup sanıklara ceza vermekti.

* * *

Ruhsal bozukluğu olan Alparslan Arslan'ı hiç saymıyorum. Sanıklardan hiçbiri duruşmalarda bir kez olsun ödün vermedi, baş eğmedi, yapılan suçlamayı kabul etmedi.
Ne biçim terör örgütüydü bu!..
İçlerinden sadece biri kişilik zayıflığı gösterdi, savcılarla işbirliğine girip gizli tanık oldu. Cezaevi yönetimine verdiği dilekçelerde gece Taksim'de düzenlenecek rakı balık gecesine (!) katılmak istemediğini, cezaevine moral için getirilecek Rus kadınlarla (!) birlikte olmayacağını falan bildirdi. Ruh sağlığı iyice bozulmuş ve korkmuştu. Savcılarla işbirliğine girip tahliye edildi.

* * *

Sevgili okuyucularım, şu işe bakın ki Ergenekon mahkemesi devletin emekli Genelkurmay Başkanı ve orgeneralleri ile birlikte Teğmen Mehmet Ali Çelebi'ye de hapis cezaları yağdırdı.
Askerler İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Kemal Yavuz, Nusret Taşdeler, Levent Ersöz, Mehmet Otuzbiroğlu, Veli Küçük, Atilla Uğur, Muzaffer Tekin, Dursun Çiçek, Mehmet Ali Çelebi, Levent Göktaş… Hangisini yazayım!
İşçi Partililer ve gazeteciler Doğu Perinçek, Mehmet Perinçek, Hikmet Çiçek, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Ergün Poyraz, Ünal İnanç, Deniz Yıldırım, Serhan Bolluk, Vedat Yenerer, Ferit İlsever, Merdan Yanardağ, Yalçın Küçük…
Rektörler ve üniversite hocaları Kemal Gürüz, Mehmet Haberal, Erol Manisalı, Ferit Yurtkuran, Kemal Alemdaroğlu, Fatih Hilmioğlu, Ferit Bernay…

* * *

Evet, aradan tam altı ay geçti ama Ergenekon davasının gerekçeli kararı henüz ortada yok. İnsanlar boş yere, dört duvar arasında bekliyor.
O gerekçeli kararda neler yazılacağını merakla bekliyorum. Örneğin İlker Başbuğ'un “Terörist ve örgüt üyesi” olduğu nasıl belgelenecek? Eğer Başbuğ terörist ise onu Genelkurmay Başkanı yapan Tayyip'in bu konuda hiç mi sorumluluğu yok? Bir teröristi o makama getirirken acaba ayakta mı uyuyordu?
Prof. Dr. Mehmet Haberal için gerekçeli kararda neler söylenecek? Haberal sorgu metinlerini -virgülüne bile dokunmadan- iki kez kitap yaptı ve baştan sona okudum. Kendisine terörle, gizli örgütle ilgili olarak sorulan bir tek soru bile yok. O halde ona verilen hapis cezasını mahkeme nasıl anlatacak?
İçlerinde silah kullanan bir tek katil var, toplumu kandırmak için onu bu davaya yapıştırdılar: Alparslan Arslan.
Onun dışında terör yok, örgüt yok, silah yok!

* * *

Ergenekon silahlı terör örgütü (!) davası en baştan çökmüştü. Aynen Balyoz ve benzeri davalar gibi amaç AKP adına topluma korku salmak, bu davaları kullanarak baskı oluşturup sindirmekti.
Bu davalar Tayyip-cemaat işbirliğinin sonucudur. Bu işbirliğine ne yazık ki hem polis, hem de hakimler ve savcılar, başka bir deyişle adalet alet edildi.
Şimdi Tayyip diyor ki “Tutukluluk süresini beş yıla indireceğiz, çoğu tahliye edilecek!..”
İyi de, 2007 yılından bu yana hapishanelerde yatan, şimdi de aylardan beri gerekçeli kararı bekleyen insanların aileleriyle birlikte karartılan, söndürülen, perişan edilen hayatları ne olacak? Hapiste ölen, hasta oldukları halde tahliye edilmeyen insanların hakkını kim arayacak?
Bu rezaletin hesabını Tayyip ve cemaat ne zaman ve nasıl verecek?
Yargı siyasete alet edildi. Yargıyı, karşıtlarını susturmak ve korkutmak için bir sopa gibi kullandılar.
Bunun utancı Tayyip kadar, kendilerini kullandıran yargı mensuplarına da aittir.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more