Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Unutulan rezalet!..

4 Eylül 2014

Sevgili okuyucularım, balık hafızalı bir toplum olduğumuz için geçmişte yaşadığımız bazı olayları unutuyoruz.
O günlerde yazıp çiziliyor, sonra unutulmak üzere çöpe atılıyor!
Bugün büyük bir rezaleti anımsamak için 2009 yılı Aralık ayına dönüyoruz.
O sabah Ankara korkunç bir iddia ile sarsılmıştı.
Genelkurmay Özel Harp Dairesi mensubu olan iki subay (bir albay bir binbaşı) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın evinin yakınlarında polisler tarafından yapılan baskında suçüstü yakalanmıştı!
Bu subaylar oraya “Şeyini şey ettiğimin şeyi” Bülent‘i öldürmek amacıyla gönderilmişti.
Ev adresini bir kağıt parçasına yazmışlar, polisleri görünce o kağıdı yutmaya kalkışmışlardı.
Bunlar ne biçim özel eğitim görmüş “Suikastçı (!)” subaylar idi ki, sokak ismini ve evin numarasını bile ezberlemekten acizdi. Keşif-gözetleme yaparken adresi ellerinde taşıyor ve sonra yutmaya çalışıyorlardı.
Olay doğal olarak büyüdü.
AKP-Cemaat medyası Türkiye'de kıyamet koparıyordu.

* * * *

Bülent, Ankara Emniyet Müdürünü Başbakanlık'taki makamına çağırıp bir saat konuştu.
Aynı gün öğleden sonra konu Bakanlar Kurulu gündemine girdi.
Hükümet sözcüsü Bay Cemil Çiçek bu “Korkunç olayı (!)” toplantı sonrasında bütün ayrıntılarıyla ve göz yaşartıcı bir biçimde anlattı, “Başlatılan bu soruşturma ibret alınacak bir biçimde sonuçlanmalıdır” dedi.
Tayyip suikastı kınadı!
Yakalanan subayların üstü ve araçları polisler tarafından aranmıştı. Fakat gelin görün ki silah, patlayıcı veya başka bir suç unsuru yoktu.
O halde bunlar nasıl suikast yapacaktı?
Belki yumruk atacaklar, belki de kafasına sopayla vuracaklardı!

* * * *

Ancak esas bomba birkaç gün sonra patladı. Hükümet, emrindeki özel yetkili mahkemelerden birine başvurup Ankara'daki Özel Kuvvetler Komutanlığı karargahında arama emri çıkarttı.
Kadir Kayan isimli bir hakim arama kararıyla birlikte karargaha gitti.
Genelkurmay, devletin ve askeriyenin en gizli bilgi ve belgelerinin korunduğu bu yerin kapılarını sonuna kadar açtı.
İktidar tarafından daha sonra Yargıtay üyeliğine seçtirilen Kadir Kayan bütün kozmik birimlere elini kolunu sallaya sallaya girdi, eline geçen her şeyi alıp götürmeye başladı.
Zamanlamaya dikkat ediniz.
Bu sırada Türkiye'de cadı kazanları kaynatılmaya başlanmıştı.
Ergenekon tutuklamaları yapılıyor, Balyoz için düğmeye basılıyordu.
Kürt açılımı başlıyordu.
Türk Ordusu tasfiye edilecek, tutuklanan yurtsever komutanların yerine AKkomutanlar getirilecekti.
Bunları kamuoyuna yutturmak için gündemi düzmece suikast iddiasıyla değiştirip dikkatleri başka taraflara çekmek gerekiyordu.

* * * *

Ancak bunlar olurken ilginç bir olay gerçekleşmişti!
Gözaltına alınıp savcılığa sevk edilen iki subay da sorgularından sonra serbest bırakılmıştı.
Bu nasıl işti!
Sen koskoca Bülent‘e suikast hazırlayacaksın, hem de elinde bulunan adres yazılı kağıdı yutmaya kalkışacaksın ama içeri tıkılmayacaksın!
Olacak şey değildi yani.
Bu sırada polise yeni bir “İhbar (!)” daha geldi.
Hakim Bey'in aracını başka bir askeri araç güpegündüz takip ediyordu.
Askeri aracın peşine polisler düştü ve araç durduruldu.
Fakat içinden bir ahçı, bir ahçı yardımcısı, iki çuval soğan ve patatesle birlikte sefertasları çıktı. Bunlar askeri birliğe yemek malzemesi götürüyordu.

* * * *

AKP iktidarı ile cemaat o sırada tam bir işbirliği içindeydi. Aralarından su sızmıyordu.
AKP-Cemaat medyası kendilerine hükümet tarafından servis edilen bu masalları ballandıra ballandıra anlatıyor, yalana alet olmaktan utanmıyordu.
“Bu suikast Ergenekon silahlı terör örgütüyle bağlantılı, hesap mutlaka sorulmalı” feryatları ortalığı kaplamıştı.
Yalan mekanizması bütün hızıyla çalışıyordu.

* * * *

Özel Harp Dairesi'nde yapılan aramalar günler boyu sürdü. Geceleri içeriye kimse girmesin diye hakim Kadir Kayan‘ın emriyle kapılar ve camlar çivilendi.
Devletin ve askeriyenin en gizli bilgi ve belgeleri çuvallara doldurulup Ankara Adliyesi'ne götürüldü.
Bazılarının orijinalleri, bazılarının fotokopileri!
Sonra resmi açıklama yapıldı:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır!”

* * * *

Önümüzdeki aralık ayında beş yıl dolacak.
Bu ne bitmez soruşturma imiş ki, bugüne kadar hiçbir şey olmadı.
Dosya kapatılmadı, suikastın (!) bir tek ayrıntısı bile ortaya çıkmadı.
“Şeyini şey ettiğimin şeyi” Bülent televizyonda “Ahmak olmayan bu olayın ayrıntısını göremez” dedi.
El konulan o gizli bilgi ve belgelerin nerede olduğunu, nerelere gönderildiğini, kimlerin kasalarında ve çekmecelerinde tutulduğunu bilen yok.
Şunu iyi biliniz, böyle bir suikast girişimi asla olmamıştı. Milletimizi bugüne kadar bir sürü safsata darbe-suikast vesaire masallarıyla kandırdılar.
Bülent suikastı o yalanların sadece bir tek aşaması idi ve Genelkurmay'ın gizli belgelerine el koymak amacıyla tezgahlanan ince planın parçasıydı.
Eğer aksini iddia ediyorlarsa, soruşturma dosyasının beş yıldan bu yana ne olduğunu açıklasınlar!
Açıklayamazlar çünkü her şey açığa çıktı ve oyun bitti. İşbaşına geldikleri günden beri ülkeyi yalanlarla yönetiyorlar.
Çok büyük bir avantajları var:
Balık hafızalı toplumu yönettiklerini iyi biliyorlar.

* * * *

Emin Çölaşan'ın notu: Ankara'da Gezi olayları sırasında Ethem Sarısülük‘ü tabancasıyla öldüren polis Ahmet Şahbaz‘a mahkemenin dün verdiği güya ceza, insan öldürmeyi teşvik eder niteliktedir. Polis Ahmet sadece dört yıl sonra özgür kalacak! Herkes istediğini öldürsün, yeter ki kitabına uydursun! Ne mutlu bu cezayı alana da, verenlere de!