Sözcü Plus Giriş
NECATİ DOĞRU

İNFİAL!

18 Eylül 2014

Bir hanım doktor doğruyu söyledi. Görevinden alındı. Doğruyu gizleseydi. Gerçeğin üstünü örtseydi görevinde kalacaktı.
Doktor Dilek Tuncer.
Edirne'de görevliydi.
Edirne ne güzel şehirdir.
Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik de yaptı, Mimar Sinan'ı ustalığın zirvesine taşıyan eserine ebelik de yaptı. Edirne şehri, Balkan bozgunu acısını da yaşadı, Osmanlı'nın yıkılışını da gördü. Kurtuluşun sevincine de omuz verdi.
Sonunda bunu da gördü.
Doktor Dilek!
Dilsiz şeytan olmadı.
Gerçeği söyledi.
Edirne Valisi, gerçeğin söylenmesini sevmiyor. Giresun'da vali iken de gazetecileri makamına çağırıp, “Gerçekleri, gerçek olsalar bile yazmayın. Ben size para vereyim, gerçekleri gizleyin” emirleri vermişti. Aynı vali, Edirne'ye gelince bu kez; “Edirne'de Ergene Nehri'nin suladığı alanlarda yetişen pirinçlerin kansere yol açabileceğini” söyleyen Gastroenteroloji uzmanı Doktor Dilek Tuncer'i görevinden aldırdı.

* * * *

Sır olmaktan çıkmıştı.
Görünmez de değildi.
Koklanmaz da değildi.
Ergene Nehri, Karadeniz'in gülü Yıldız Dağları'ndan doğup Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz, Babaeski, Pehlivanköy, Uzunköprü'den geçip Meriç'e kavuşuncaya kadar 350 fabrikanın bıraktığı kimyasal atıklar yüzünden simsiyah, kapkara akıyordu.
Suyu katran kokuyordu.
Tarlaları öldürüyordu.
Çiftçiler isyan halindeydi.
Tarım üretimi geriliyordu.
Bölgenin halkı; Ergene Platformu'nu kurmuş, sesini dünyanın en uzaklarına duyuracak gösteriler yapıyordu. Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, nehir suyundaki kirliliğin çevrede kanser vakalarını büyük oranda artırdığını söylüyordu. Trakya Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz da “Ergene Nehri'nin artık Trakya'ya hayat vermek yerine ölüm sunar hale geldiğini” bilimsel kanıtlar ışığında anlatıyordu. Pirinç tarlalarında dönüm başına 900 kilo olan verim, 300 kiloya kadar gerilemişti.
Ergene suyu Azrail olmuştu.
Can alıyor, ocak söndürüyordu.
Davalar peş peşe açılıyordu.
Mahkemeler karar alıyorlar.
Danıştay kararları onaylıyordu.
Valiler ve içlerinde Edirne Valisi, kanun adına sorumlu tutuluyor; “Ergene Nehri'nin öldüren suyunu yeniden hayat veren su haline getirmekle” görevli kılınıyordu. Valilerin, Ergene'yi kanser yayan zehre dönüştüren fabrikaları denetleyip kirliliği önlemeleri gerekiyordu.

* * * *

Fabrikaların arıtması yoktu.
Valileri ağırlıyorlar.
Fakat arıtma kurmuyorlardı.
Bölgede 10 kişi ölüyorsa 8'i kanserden gidiyordu. Karaciğer yetmezliği artıyordu. İnmeler çoğalıyordu. Kalp yetmezliği tavan yapıyordu. Hanım Doktor Dilek Tuncer, bilineni söyledi. Vali, doğruyu söyleyen doktoru “toplumda infiale yol açmakla” suçlayıp görevinden aldı. İnfial uyandırmak demek; kızgınlığa yol açmak, öfkeleri kapatmak demek.
Vali'deki algıya bak:
Gerçeği söylemek tehlikeli!
Bu vali kimin valisi?
Edirne şehri bunu da gördü.

Ey savcımız!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız Hadi Salihoğlu, gördünüz mü? Bu köşede dört gün üst üste siz duyasınız diye yazmıştım. Ve “10 işçinin ölümünden baş sorumlu; 1 Ali Sami Yen arsasına 11 Ali Sami Yen büyüklüğünde gökdelen dikme becerisini gösteren fakat 10 işçiyi öldürmeden 32 kata çıkartıp indirmeyi beceremeyen Aziz Torun adlı işadamı baş sorumludur. Onu adalet önünde ifade vermeye niçin çağırmıyorsunuz?” demiştim. Sizin görevlendirdiğiniz bilirkişi; “10 işçinin ölümünden inşaatı yapan şirket de (yani onun başkanı Aziz Torun) sorumludur” diye rapor verdi. Ey Savcımız! Adalet adına, kanun namına Aziz Torun'u da cinayetten sorguya çağıracak mısınız? Ey Savcımız, Aziz Torun gücünü nereden alıyor?