CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde sosyal yardımların kesilmesi, büyük projelerin iptal edilmesi veya durdurulmasının söz konusu olamayacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, Kanal D televizyonunda Abbas Güçlü'nün sunduğu Genç Bakış programına katılarak, gençlerin yönelttiği soruları yanıtladı. Bir soru üzerine, CHP'nin sosyal yardımları keseceği ve büyük projeleri durduracağı iddialarını kesin bir dille yalanlayan Kılıçdaroğlu, "Sosyal yardımların hiçbirinin durması veya kesilmesi söz konusu değil" dedi. Buna karşılık bütün meselenin istihdam yaratmaktan geçtiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, istihdam yaratılarak işsizliğin önlenmesi halinde zaten bu yardımlara ihtiyaç kalmayacağına işaret etti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz bu yardımlara insani gerekçelerle ve onu da söyleyeyim, kendi inancımıza da uygun, insanlığa da uygun bir hale getirmek istiyoruz. Yani yardımları sosyal yardım dediğimiz, aile sigortası bağlamında yapmak istiyoruz. Yani kişinin yoksulluğunu afişe etmeden. Onun banka hesabına para yatırarak, kendi arzu ettiği ürünü almasını istiyoruz. Yani yardım paketi altında onları sıraya dizip, televizyon kameralarını çağırıp, 'Bakın ben bunlara yardım ediyorum' demek ayıp. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Evde kadının banka hesabına her ay bizim hesabımıza göre 720 TL yatırılacak. Kadın gidecek parasını çekecek çoluk çocuğunun rızkını sağlayacak." Kılıçdaroğlu, uygulayacak istihdam politikalarında da kurumların işçi alımında bu ailelere öncelik vermesini sağlayacaklarını ifade etti. Geçmiş hükümet tarafından başlatılan büyük projelerin iptali veya durdurulmasının da söz konusu olmadığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Bu yatırımları kestiğiniz andan itibaren oraya yapılan kaynakları öldürmüş olursunuz Türkiye o kadar zengin değil" diye konuştu. Ayrıca, "Merkez Türkiye" adını verdikleri İpek Yolu'nu Anadolu'ya getirme projesini hayata geçirmek arzusunda olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Limanı olmayan, denizi olmayan ülkelere liman hizmeti vermek istiyoruz. Teknolojiyi artırmak istiyoruz. Tekno parkları buralarda oluşturmak istiyoruz. Kendi enerjisini yenilenebilir enerji kaynaklarıyla üretebilen bir kent istiyoruz" dedi. Kılıçdaroğlu, amaçlarının Türkiye'de 2035 yılına kadar kişi başına yıllık geliri 30 bin dolara ve Merkez Türkiye Projesi'nin olduğu yerlerde de 32 bin dolara çıkarmak olduğunu aktararak, bu projeyle yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam yaratacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Merkez Türkiye Projesi'ni hangi iktidar olursa olsun hayata geçirecektir. Samsun ve Karadeniz limanlarıyla,İskenderun, Mersin ve Taşucu limanlarını Erdemir yoluyla birbirine bağlamak istiyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Söz konusu projenin 160 milyar dolarını özel sektörün 40 milyar dolarını kamunun karşılayacağını belirten Kılçdaroğlu, bu projenin dünyadaki 4 büyük projeden biri olduğuna dikkati çekti. Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin teşvik politikasında değişikliliğe giderek yeni teknoloji getiren firmalara öncelik ve büyük avantajlar sağlayacaklarını, böylece ileri teknolojinin Türkiye'ye getirilmesini sağlayacaklarını vurguladı.

-Suriye konusu-

Türkiye'nin Suriye politikasına ilişkin bir soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, bölgede Rusya ve Çin'in de soruna aktif olarak dahil olmasından sonra giderek artan gerilimden kaygı duyduklarını ifade etti. Bölgede bir çatışmayı arzu etmediklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Çünkü bölgedeki bir çatışma sıradan bir çatışma olmayacaktır. Bu çatışma bazı köşe yazarlarının değerlendirmelerine göre 3. Dünya Savaşı'nı tetikleyebilir. Bir savaşın hem Türkiye hem Ortadoğu'ya hem dünyaya maliyeti çok pahalı olur" diye konuştu. "Türkiye hükümetinin bu sorunların oluşmasındaki en büyük hatası, Ortadoğu ve dünya politikasını iyi okuyamamış olmasıdır" diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Hükümet, Suriye'nin Rusya için ne kadar önemli olduğunu kavrayamadı. Akdeniz'e açış kapısı Tartus limanı Ruslarda. Ruslar nasıl Suriye'de bulunuyor? Suriye hükümeti davet etti. Hükümet meşru mu? Evet meşru, BM'de temsil ediliyor.Amerika geldi. O neye göre geldi, gücüne göre geldi. 'İzin almaya gerek yok ben güçlüyüm' diyor. Şimdi, Çin geliyor Ortadoğu'ya hakim olmak istiyorlar." Sorunun ABD'nin, Irak'a müdahalesiyle başladığını anlatan Kılıçdaroğlu, "ABD'nin Irak müdahalesi Ortadoğu'da dengelerin tamamen bozulmasına yol açtı" yorumunu yaptı. Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin ise Ortadoğu'daki dış politikasının mezhep endeksli bir çerçeveye orturtulduğunu savunarak, "Bu bize kaybettirdi" dedi. "Siyasetçilerin yaptığı bir hatanın faturasını toplum öder" diye konuşan Kılıçdaroğlu, bunun faturasını Suriyeli mültecilerle Türkiye'nin ödediğini ileri sürdü.

-CHP'ye yönelik "dinsiz parti" algısı-

Kılıçdaroğlu, partisine yönelik yaratılan "dinsiz parti" algısına ilişkin soruya verdiği yanıtta, şunları kaydetti: "Şunu çok açık yüreklilikle ifade edeyim; eğer dini siyaset için yaparsanız ibadeti kimin için yapacaksınız? İbadet Allah için yapılır, siyaset için yapılmaz. Biz buna dine duyduğumuz saygıdan ötürü özen gösteririz. Her inanca saygı gösteriyoruz. Şimdi bize 'dinsiz' diyorlar. Diyanetİşleri Başkanlığını kuran CHP, imam hatip okullarını açan CHP." Kılıçdaroğlu, Said Nursi'yi eleştiren partilerden birisinin de CHP olmasına karşın geçen hükümetin Said Nursi'nin yayınlarını Kültür Bakanlığı'na devrederek, yasaklamasına karşı çıktıklarına dikkati çekerek, "Yasağın kaldırılması içinAnayasa Mahkemesi'ne biz gittik. Çünkü biz özgürülüğü savunuyoruz, demokrasiyi savunuyoruz. O düşünceyi benimsemeyebiliriz, katılmayabiliriz de ama insanlar düşüncelerini özgürce dile getiremezse orada demokrasiden söz edemezsiniz" dedi.

-CHP'nin HDP ve diğer siyasi partilere yaklaşımı-

Kılıçdaroğlu, HDP'nin Misak-ı Milli sınırlarına ilişkin görüşlerine ilişkin bir soruya, "Misak-ı Milli sınırları sıradan sınırlar değildir. O sınırların oluşmasında kan ve gözyaşı vardır. Alın teri vardır, şehitlerimiz vardır, gazilerimiz vardır. O nedenle hiç kimse Misak-ı Milli sınırlarıyla ilgili farklı bir şey söyleyemez. Söylememelidir, buna herkesin inanmasını isterim" yanıtını verdi. Seçim sonrası yapılacak koalisyonlara ilişkin de Kılıçdaroğlu, "Biz Siyasi Partiler Yasası'na göre kurulan, meşru olan bütün siyasi partilerle görüşürüz. Zaten bütün siyasi partilerle görüşen tek parti biziz" ifadesini kullandı. Parlamentoda iki zıt gruplardaki partiler olan HDP ile MHP'nin söyleminin de "Koalisyon kurulacaksa mutlaka CHP olmalıdır" şeklinde olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Çünkü CHP güven veren bir partidir ve hiç kimse unutmasın CHP bu ülkenin birleştirici gücüdür ve kurucusudur. Biz hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımıza saygı içinde yaklaşırız" dedi.

-CHP'nin Türk siyasetine bakışı-

CHP'ye yönelik yıllardan beri tek başına iktidara gelemediği eleştirilerine yönelik soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, CHP olarak inanç, etnik kimlik ve yaşam tarzı üzerinden siyaset yapılmasına karşı olduklarını belirtti. Kılıçdaroğlu, "Siyaset, ülkenin önünü açmaktır, ülkeyi bölgesinde güçlü hale getirmektir ve geleceği düşünmektir. Yani siz Türkiye'nin önümüzdeki 30-40 yılı içinde ne olacak, vizyonu ne olacak... Siyasetin görevi budur. Siyaseti din ve etnik kimlik eksenine hapsettiğiniz andan itibaren orada demokrasi olmaz ve demokrasi yara alır" diye konuştu. Hazırladıkları seçim bildirgesinin ilgi görmesinin mevcut sorunlara ilk kez gerçekçi çözümler üretmesinden kaynaklandığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak bu üretilen çözümlerin sandığa yansımadığını savundu. Kılıçdaroğlu, "Toplumu değiştirmek bugünden yarına mümkün değil. Çünkü toplumun değişim için bir zamana ihtiyacı var. Biz, bildiğimiz yolda gideceğiz" yorumunu yaptı. Kılıçdaroğlu, siyasetçilerin din ve etnik kimlik eksenli siyaset yapmamaları halinde daha demokrat ve daha özgür bir Türkiye'nin ortaya çıkacağını vurguladı.

-CHP'nin Erdoğan ve AKP'ye yönelttiği sert eleştiriler-

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik sert eleştirileriyle ilgili soruya karşılık, Erdoğan'a yönelik sert ifadeler içeren eleştirilerini Erdoğan seçilmeden önce, Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde yaptığını söyledi. Kılıçdaroğlu, buna karşılık seçimden sonra Erdoğan'a yönelik böylesi sert ifadelerinin bulunmadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, "Erdoğan'a, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra ne benden ne de partimden tarafsızlığını koruyuncaya kadar bir eleştiri gelmedi. Ne zaman ki tarafsızlığını bozdu yine düzeyli bir eleştiri yaptık. Şunu söyledim; 'Bu toplum için namus ve şeref kavramı çok önemlidir. Eğer bir cumhurbaşkanı 'ben tarafsız kalacağım' diye 550 milletvekili önünde namusu ve şerefi üzerine yemin etmişse, namusuna ve şerefine sadık kalmak zorundadır'. Namus ve şeref kavramının için boşaltılmamalıdır. Yaptığım en sert eleştiri budur" değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı tarafsızlığını koruduğu sürece de kendisine eleştiri yöneltmeyeceklerini anlatan Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı makamına saygı duyduklarını, bu makamın yıpratılmasına karşı olduklarını vurguladı. Kılıçdaroğlu, "Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin etik olarak, değerler olarak saygın birisi olması lazım. Arkasında hiçbir şaibenin olmaması lazım. Buna hepimizi özen göstermesi lazım eğer bu özeni gösterebilirsek hiçbir sorunumuz yok" dedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne, CHP'nin "Saray" ifadesini kullanarak, sert eleştirileri bulunduğu, Türkiye'nin de büyük bir ülke olduğu için bir sarayının bulunmasının niçin yanlış bulunduğu yönündeki soruya karşılık Kılıçdaroğlu, dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD'deki Beyaz Saray'ın mütevazı bir konumda bulunduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, "O Beyaz Saray'da ABD Başkanı yemek yediği zaman veya arkadaşlarına yemek ısmarladığı zaman parasını cebinden öder, örtülü ödenekten değil" diye yanıtladı. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: "Elbette ki Türkiye büyük bir devlettir. Ama Türkiye kaynaklarını doğru kullanmak zorundadır. Türkiye kendi dış politikasını bir kişinin iki dudağı arasına hapsetmemelidir. Eğer bir cumhurbaşkanı kalkar, 'Beni halk seçti anayasayı bana uydurun, ben anayasaya uymayacağım' derse, orada demokrasi de olmaz hukuk da olmaz."

-"Hem şikayet edip hem sandığa gitmemek çelişkidir"-

Halkın birbiri ardına gelen seçimlerden yorulduğu yönündeki soruyu ise Kılıçdaroğlu, şöyle yanıtladı: "Herkes sandığa gidip oy kullanmalıdır. Hem şikayet edip hem sandığa gitmemek kendi iç dünyasıyla çelişme demektir. Şikayet ediyorsanız şikayeti gidermenin tek yolu var sandığa gideceksiniz, oyunuzu kullanacaksınız. Eğer demokrasiyi gerçekten içimize sindiriyorsak ve bir şeylerin değişmesini istiyorsak veya düşündüğümüz veya partinin düşündüğüne kendinizi yakın hissediyorsanız sandığa gidin oyunuzu kullanın. Oy kullanmak demokrasiye katkı demektir."