Sözcü Plus Giriş

Özlem GÜRSES

HERKESİN ÖZGÜR OLDUĞU BİR ÜLKE İSTİYORUM

Her gün Show Radyo'da mikrofon başında olan Nihat Sırdar, gündemi SÖZCÜ okurları için değerlendirdi. Sırdar, “Ben herkesin özgür olduğu bir ülke isterim” dedi. 

Her gün mikrofon başında ülke gündemini değerlendiren Sırdar, sandıktan çıkan sonuç
için de çarpıcı tespitler yaptı: İnsanlar daha fazla özgürlük ve adalet istiyor. Kimin hükümet kuracağından öte, kimin hesap soracağı önemli

Türkiye onu daha çok “Nihat” olarak tanıyor… “Nihat'la Muhabbet” ve “Nihat'la Sivrisinek”in Nihat'ı… Ölçümlere göre Türkiye'nin en çok dinlenen programlarını yapıyor radyoda. Bundan daha önemlisi ise etkisi, böylesi nefes alamadığımız bir dönemde hâlâ soruyor, sorguluyor Nihat Sırdar… 22 yılda sayısız dava açıldı hakkında. Hepsinden beraat etti. Çalıştığı radyo ve gazetelerden sık sık “ayrılmak zorunda kalsa” da 10 yıl daha mesleğe devam etmeyi hayal ediyor! Kavacık'taki stüdyosunda “sansürsüz” sohbet ettik Nihat Sırdar'la. İkimiz de en çok şunu sevdik: Gezi'den sonra artık hiçbir şey gizli kalamıyor!..

ASKER OLMAK İSTEDİM AMA OLMADI

– Kısacık bir özetlemek için, kimsin ve şimdiye kadar neler yaptın?
1976 İstanbul doğumluyum. Kocamustafapaşalı'yım. Orada okudum. Askeri liseye girmeyi çok istiyordum aslında ama beceremedim kazanmayı. Babamın ısrarıyla meslek lisesine gittim, makine ressamlığını bitirdim. Hiç sevmedim mesleği, sevdirmediler.
– Hangi yıllar bunlar?
90'ların başı. Tam da özel radyoların başladığı yıllar. İçimde “Radyocu olmak istiyorum” diye bir istek oluştu. Best FM'e gidip gelmeye başladım. Yayın teknikeri olarak çalıştım. Sonra gece nöbetleri tuttum, kimsenin yayın yapmak istemediği saatlerde yayınlar yaptım. Derken önce sabah kuşağını verdiler bana… Sonra “Nihat'la Curcuna” ve “Nihat'la Sivrisinek” başladı. Sonra 2002 yılında iktidar değişince, 2004 yılında bizi gönderdiler.

İKTİDAR DEĞİŞTİ, BASKILAR BAŞLADI

– Bayağı gönderdiler yani değil mi?
Tabii. Ciddi baskılar oldu. Bildiğiniz mobbing yaşadık, işyeri tacizleri. Ayrılmak zorunda bırakıldık. 4 ay işsiz kaldık, sonrasında Alem FM'de başladık.
– Alem FM kimin?
O zaman Çukurova grubunundu, Biz 9 yıl kadar orada çalıştık. Tek bir gün, en ufak bir müdahale ile karşılaşmadık. TMSF geldi, 1.5 ay sonra da biz ayrıldık. Show Radyo'ya geçtik. Bir buçuk sene oldu, gayet özgürüz…

BÖYLE BİR DÖNEM HİÇ GÖRMEMİŞTİM

– Sen Alem FM'de çalışırken Akşam gazetesinde yazı da yazıyordun?
Ondan önce Vatan, sonra da Takvim'de yazdım aslında. Takvim'e TMSF el koyunca oradan da çıkarıldım! Akşam'da yazmaya başladım. El konulunca orada da yazılar bitti.
– Peki son yıllarda yaşananları düşünürsek, mutlu musun?
Değilim… İçinde bulunduğum meslek için, ülkem için mutlu değilim. Durum ortada. Ben çok hükümet gördüm 20 yılda. Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı, Ecevit, Tansu Çiller, Demirel, koalisyon hükümetleri, onlarca bakan gördüm. Ancak ben bu kadar baskı olduğu hiçbir dönem görmedim! Bu kadar baskı, bunca işsiz kalan gazeteci… Köşe yazarları işlerinden oldu. Tehditler aldılar. Ülkeyi terk etmek zorunda kalan insanlar oldu bu ülkede.

İNSANLAR ‘YALAN'IN FARKINA VARDI

– Sosyal medya senin işini nasıl değiştiriyor, nasıl dönüştürüyor?
Kendi mesleğimi geliştirme adına da, besleme adına da benim çok işime yarıyor sosyal medya. En güzel tarafı ise şu: Herkesin her şeyden haberi var!
– İşte o en harika yönü de bu sosyal medyanın. Gezi Parkı olaylarını yaratan da bu değil miydi?
Gezi'nin birçok sonucu var da, bence en önemli sonucu şu: İnsanlar kendilerine nasıl yalan söylenildiğinin farkına vardı! Güneydoğu'da, Doğu'da, Ankara'da, Soma'da… Biz Gezi'de her şey gözümüzün önünde olurken bu gerçeklerin nasıl saklandığını nasıl yalanlar söylendiğini gördük. Sosyal medyayı bunun için kullanmaya başladık.

YOLSUZLUĞUN HESABI SORULMALI

– 7 Haziran'da sandıktan çıkan sonuç için ne diyeceksin?.. Türk halkı ne mesaj vermek istedi sence?
Gezi'de insanların isyanı vardı. Tüm Türkiye, bu isyana seçim sandığında katıldı. Daha fazla özgürlük ve adalet istiyor insanlar. CHP, MHP ve HDP öncelikle kendilerine oy verenlerin bu taleplerini düşünmeli ve ona göre hareket etmeli. Kimin hükümet kuracağından öte, kimin hesap soracağı önemli.
– Neyin hesabı?
Gezi'nin, hırsızlık ve yolsuzlukların, sansürün, israfın…
– Seçimden sonra medyada yeni dönem nasıl olacak?
İhale alamayacak yandaş işadamları zorla aldıkları medya kuruluşlarını satacaklar bence. Henüz durumu idrak etmeye çalışıyorum.
– Şimdiki Türkiye'yi bir cümle ile anlatmanı istesem?
Eskitilmiş yeni Türkiye!

İp üzerindeki cambaz gibi hissediyorum

– Kaç yıldır yapıyorsun bu işi?
22 sene oldu.
– Türkiye'deki bu iklim senin işini nasıl etkiliyor?
Bir ipin üzerinde yürüyen cambaz gibi hissediyorum, tam olarak. İpin sürekli biri tarafından sallandığını düşün ayrıca! Ben kendi dilime bakıyorum, 15 sene önce yaptığım yayınları düşünüyorum, çok daha sert eleştiriler yapabiliyordum. Çok daha komik, rahat konuşabiliyordum. Çünkü siyasetçiler tahammüllüydü, tahammül ediyorlardı. Demirel'le, Ecevit'le ilgili neler söylüyordum ya! Şimdi düşünüyorum, büyük haksızlık etmişim Ecevit'e. Yani şöyle, o dönemde yaptığı yanlış işleri eleştirdim, haklı olarak eleştirdim. Ama bugün tek kelime edemiyoruz ya, neler oluyor üstelik. Bu haksızlık işte! Evet. Ve ben kendi kendime üzülüyorum, böyle insanlar tarafından yönetilip bunlara konuşamazken, nasıl Ecevit gibi bir adama onları söyleyebildik diye üzülüyorum. Hikaye bu yani. Yoksa gerçekten de ben bu kadar düşünerek konuştuğum, bu kadar haberleri seçtiğim bir dönem hatırlamıyorum.

“Beyefendi üzülmesin” sansürü var

– Radyoda okuduğun haberleri de o bakışla seçiyorsun?
Tabii. Çünkü bir mikrofon var benim elimde, birçok insanın içinden geçenleri duyması için kullandığım bir alan. Bunu kaybedersem, binlerce insanın sesi kısılmış olacak. Kaybetmemek adına kendine çok ciddi bir otosansür uyguluyorsun. Türkiye'deki en büyük sansür budur işte! Beyefendiyi üzmeyelim sansürü. Çok uzun zamandır aynı hükümet iktidarda olduğu için ben sanki sadece ona muhalefet ediyormuşum gibi gözüküyor! Ama 22 yıldır yapıyorum bu işi. Mesut Yılmaz için “Oy Mesudum Mesudum” diye şarkı yaptım. RTÜK'e şikayet etmedi beni. Çiller'le ilgili ne espriler yapardım, en ufak bir baskısını da görmedim.
– Sayısız davalar açıldı sana…
Çoook! Radyoda birisi ile siz A dersiniz, Z diye yayılır o laf. O çok büyük sıkıntı oluyor, ben öyle çok davayla uğraştım. Genelde de beraat ettim. Ben tazminattan ziyade söylediğim laflardan utanırım. Hiç yapmayacağım şeydir, “dilin kemiği” hikayesini çok iyi bilirim ben. Ağızla beyin arasındaki mesafe çok kısa, yayında söylediğine çok dikkat etmen lazım. Her gün 4 saat yayın yapıyorum, iyi bilirim bu duyguyu.