Sözcü Plus Giriş
BURAK GÖRAL

Yeniden sevin beni

28 Şubat 2015 Yazarlar

Amerikan edebiyatının gerçekçi damarından çıkmış bir öykü ustası Raymond Carver'ın öyküleri, kaybeden adamın iç dünyasına yoğunlaşır çoğunlukla. Meksikalı usta yönetmen Alejandro González Iñárritu'nun (“Paramparça Aşklar ve Köpekler”, “21 Gram”) filmi “Birdman”in odağında da böyle bir adam var. Riggan 1990'ların başında iki filmde “Birdman” adlı süper kahramanı canlandırmış ve çok popüler olmuştur. Ancak kariyeri aynen devam etmemiştir. Riggan artık Broadway'de saygın bir oyun sahneye koyup sağlam ve görkemli bir geri dönüş yapmak ister. Carver'ın “Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz” adlı hikayesine sahnede farklı bir yorum getirmeye çalışan Riggan'ın tiyatro binası içinde gala gecesine kadar yaşadığı sancılı günler, sanki bir seferde (tek planda) çekilmiş gibi anlatılmakta. Riggan kafa sesi olarak duyduğu “Birdman”le ayrı uğraşırken, kızı, eski karısı, sevgilisi, oyunda rol alan diğer oyuncular, menajeriyle ayrı ayrı cebelleşir. Hiçbir şey yolunda gitmiyor gibidir. Böyle giderse Riggan'ın ‘muhteşem dönüşü' hiç de hayal ettiği gibi olmayacaktır!

 

birdman-1

 
Hollywood’u da eleştiriyor
“Birdman”i iki şekilde okuyabilirsiniz. Birincisi tümüyle sinema ve Hollywood dünyası üzerinden. Artık en iyi oyuncuların bile Hollywood'un süper kahraman filmlerine teslim olduğu bir gerçek. Mevcut sinema-tiyatro ortamında oyunculuğun geldiği nokta üzerinden bakıldığında, “Birdman” bir sektör eleştirisi. Diğer yandan insanoğlunun ‘başarı' ve “ilgi”ye olan bağımlılığından yola çıkarsak daha etkili bir drama ulaşmış oluruz. Riggan ‘yoğun ilgi'nin tadını almıştır “Birdman” iken. İnsanoğlunun etrafındaki binlerce engele rağmen (kendi sınırlı yeteneği, geçmişi, daha genç rakipleri, kıskanç düşmanları, yaşlılık vs…) kendini kanıtlama gayreti başlı başına dramatik bir hikayedir.

 
birdman-afisYeterince derinleştiremiyor
Yönetmen Iñárritu'nun filmi teknik bir şov aynı zamanda. Bütün sahnelerin sanki kesilmeden birbirine bağlanmış gibi görünen kurgusuyla izleyenleri büyülüyor. Ancak aslında daha önce pek çok kez anlatılmış bir hikayenin bu Oscar kazanmış senaryosu biraz fazla konuşkan. Kimse içinde bir şey saklamıyor bu filmde. Herkes tüm düşüncelerini seslendiriyor. Bu da seyirciye düşünerek bulabileceği bir derinlik bırakmıyor pek. Özellikle de Riggan'ın kızıyla ve bir eleştirmenle konuştuğu sahneler adeta filmin bütün mesajlarını kusuyor! Daha önce iki Batman filminde süper kahraman kostümü giymiş ve hak ettiği yerlere gelememiş bir oyuncu olan Michael Keaton kuşkusuz Riggan rolünde adeta kendisini büyük bir rahatlıkla oynuyor… En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını almalıydı belki de… Karşısında ise Edward Norton nihayet “Dövüş Kulübü”nden beri bir kez daha büyük bir seyir keyfi veriyor.

 

Birdman

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Oyuncular: Michael Keaton, Emma Stone, Edward Norton
Süre: 119 dakika

 

Zarif bir sevgi filmi…

 

her-seyin-teorisi

Bu senenin Akademi ödüllerinde adı sıkça geçen filmlerden biri olan “Her Şeyin Teorisi” dünyanın en çok tanınan fizikçisi Stephen Hawking'i ve özellikle de evliliğini konu alıyor. Çok parlak zekasıyla bilim alanında muhteşem bir geleceği daha üniversite yıllarından itibaren belli eden Hawking'in 21 yaşında yakalandığı talihsiz hastalığı tam da hayatının aşkı Jane ile tanıştığı zamanlarda ortaya çıkar maalesef. Stephen ve Jane'in aşkları doktorların Hawking'e iki yıl ömür biçmesine rağmen dolu dizgin sürer. Çocukları olur, Hawking özellikle uzay bilimine büyük katkıları olan teorilerini geliştirir ve giderek ünlenir. Ama hastalığı da hep ilerler, hareket kabiliyeti sürekli düşer… Bir süre sonra evlilikleri özellikle Jane için daha da zorlaşır.

 
Film Eddie Redmayne'in samimi performansıyla yükseliyor gibi görünse de, çok zor bir hastalıkla cebelleşen müthiş bir beyne sahip bir adamla yaşamanın tüm zorluklarına katlanan Jane'in penceresinden izliyoruz filmi. Ve Jane'i oynayan genç İngiliz oyuncu Felicity Jones'un da çabasıyla ona büyük bir empatiyle yaklaşıyoruz.  “Her Şeyin Teorisi” haftanın en ilgiye değer filmlerinden biri…

 

Her şeyin teorisi

Yönetmen: James Marsh
Oyuncular: Eddie Redmayne, Felicity Jones, Tom Prior
Süre: 123 dakika

 

Kadın olmak üzerine…

 

8-saniye

Esra İnal enteresan bir genç kadın belli ki. Onun gerçek hikayesini anlatan “8 Saniye”nin Esra'sını da kendisi canlandırıyor üstelik. Türk erkeğinin kadınlara karşı giderek artan şiddetini bastırmak için (!) söylenen “Allah kadını erkeğe emanet etmiştir” cümlesini elinin tersiyle iten bir kadının hikayesi bu. Kadınların birer birey olarak erkeklerden farksız haklara sahip olduklarını bu toplumun erkeklerinin büyük bir çoğunluğunun anlaması gerekiyor artık! Ömer Faruk Sorak'ın filmi aslında bunu anlatıyor özünde. Almanya'da büyüyen Esra'nın gördüğü rüyalardan (çok fazla var), “Duvara Karşı”daki Sibel Kekilli'ninkiler gibi ani öfke patlamalarıyla dolu bir dizi olaydan ve iki erkekle de yaşadığı yıpratıcı ilişkilerden sonra daha da güçlenip kendine güvenini kazanarak ‘affetmenin' erdemini öğrenmesini izliyoruz “8 Saniye”de.

 

8-saniye-2
Derdini anlatabilen bir film
Ömer Faruk Sorak'ın yönetmenliğindeki filmin genel olarak kendini izlettirmek gibi bir sorunu yok. Sorak gayet dinamik bir kurgu eşliğinde Esra'yı bize adım adım sevdiriyor. Ancak filmin özellikle ilk yarısında senaryodan da ileri gelen bir ‘telaş' duygusu var. Esra'nın çocukluğunda geçen sahneler onun kimi özelliklerinin altını doldurmak için pek de ikna edici olmayan sahneleri bir araya getiriyor. Tam anlayamadığımız bir sebeple Esra'nın yıllarca anne-babasıyla değil de ablası ve eniştesiyle yaşamak durumunda kalması, eniştesinin Esra'ya karşı yine nedenini çok anlayamadığımız aşırı baskıcı tutumlar sergilemesi gibi detayların muğlaklığına Esra'nın son derece spiritüel rüyalarının fazlalığını ekleyince hikayeye 8-saniye-afisgirmekte bir miktar zorlanıyoruz. Neyse ki Esra'nın yetişkin hayatı daha renkli ve dramatik olarak daha iyi işlenmiş. “8 Saniye” sonuçta derdini anlatabilen bir film ama daha iyi işlenmiş bir senaryoyla daha kalıcı olabilirdi.

8 Saniye

Yönetmen: Ömer Faruk Sorak
Oyuncular: Esra İnal, Fahri Yardım, Fırat Çelik
Süre: 120 dakika

YAZARIN TÜM YAZILARI