Tayyip’in yeni baskı yöntemi

Sevgili okuyucularım, bizim gazetenin dünkü birinci sayfa manşetini görmüş olmalısınız.
Görmemiş olanlar için bir kez daha veriyorum:
“Fethullah'tan sonra Tayyip Erdoğan'a da… Dokunan yanıyor.
Türkiye'de demokrasi memokrasi hak getire. Erdoğan'ı eleştiren kim varsa hakaretten yargılanıyor, cezalandırılıyor. İşte bazıları.''
Bu manşetin altında 10 adet fotoğraf vardı.
Şehit babası, Doçent Dr., öğretmen, avukat, liseli öğrenci, gazeteci, sunucu, manken, yazar ve AKP eski milletvekili…
Neredeyse bütün meslekleri kapsayan, ama doğal olarak çok eksik bir liste.
AKP eski milletvekilinin adı Feyzi İşbaşaran. Bir süre hapis yattı.
Bazıları henüz yargılanıyor, bazıları hapis cezası aldı.

* * *

Tayyip'in şimdi arkasına sığındığı bir silah var:
Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesi.
Maddenin bölüm başlığı aynen şöyle:
“Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar. Cumhurbaşkanına hakaret.''
Bundan sonrasını dikkatle okuyunuz lütfen!
“Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Suçun alenen (açıkça) işlenmesi halinde bu ceza altıda bir oranında artırılır.''

* * *

Gazetecisiniz!.. Ve karşınızda günlük siyasetin tam da göbeğine yerleşmiş bir Tayyip var.
Cumhurbaşkanı değil adeta parti başkanı, iktidar partisinin komiseri!..
Her gün bir yerlerde nutuk veriyor, iktidar törenlerine katılıyor, muhalefet
partilerini suçluyor, ona buna bindiriyor, nerede iç siyaset konusu varsa üzerine balıklama dalıyor.
Ama en acı olan, bu davranışlarıyla toplumu geriyor, birbirine düşürüyor.
Gıdasını bu yöntemle alıyor.
Oysa o makama seçildiğinde “TARAFSIZ'' kalacağına dair “NAMUSU ve ŞEREFİ üzerine'' yemin etmişti.
Nerede o namus şeref yemini?

* * *

Başbakan olsa, herhangi bir siyasetçi olsa eyvallah!.. Karşılıklı tartışmaya girersiniz.
Ama şimdi cumhurbaşkanı olunca işin kolayını buldu!
Yukarıdaki maddeye dayanarak, başta gazeteciler olmak üzere önüne gelen herkesi haklarında dava açılması için savcılıklara şikayet ediyor.
Hukukçu olmaya gerek yok, “Hakaret'' deyince hepimiz aynı şeyi anlarız. Birisi başkasına örneğin “Hırsız, namussuz, rüşvetçi, sahtekar'' vesaire derse, “Sinkaflı'' sözcükler kullanırsa, orada hakaret vardır.
Ama ben kendi yazılarımdan biliyorum, hiçbir hakaret yok…
Yine de avukatları aracılığı ile şikayetçi olup savcılıklara dilekçe yağdırıyor:
“Emin Çölaşan şöyle diyerek sayın cumhurbaşkanımıza hakaret etmiştir!''
Yazıya bakıyorsunuz, hakaretin H'si yok…
Ama sizi şikayet ediyor.
Hapis cezaları alıp içeri tıkılmanızı amaçlıyor.

* * *

Bir yıldan dört yıla kadar hapis… Ve sürekli verilen şikayet dilekçeleri…
Açtığı tazminat davaları da işin cabası.
Beyefendi başbakan olduğu dönemde böylesine hızlı değildi.
Ne zaman ki cumhurbaşkanı oldu, dava ve şikayet dilekçeleri birbirini kovalamaya başladı.
Şu anda bildiğim, benim için beş ayrı dilekçesi var.
Yazılarıma bakıyorum, hiçbir hakaret yok.
Yeni keşfettiği bu yöntemle, TCK'nın 299. maddesini toplumun her kesimi için korkutucu ve susturucu silah olarak kullanıyor.
Bir yıldan dört yıla kadar hapis ve suç aleni işlenmişse altıda bir oranında artırım!
Sonuçta hapis cezanız bir tek yazı için dört buçuk yıla yükseliyor.

* * *

Kendisi her gün meydanlarda ve kürsülerde ona buna sataşacak, “Tarafsız (!)'' cumhurbaşkanı gibi değil de iktidar partisinin başkanı gibi konuşup ona buna söz ve davranışlarıyla bindirecek!..
Ve karşı taraf bu tutumu nedeniyle kendisini eleştirdiği, yanıt verdiği takdirde, mahalle maçındaki küçük çocukların “Seni babama dövdürürüm'' dediği gibi, TCK'nın o maddesinin arkasına sığınıp yargıya “At bunları içeri'' diyecek!..
Hayır, bir demokraside böyle bir şey olamaz…
Bir hukuk devletinde ise hiç olamaz.

* * *

Bunları yaparken bir amacı daha var ve çok önemli:
Hukuku kullanarak toplumun bütün kesimlerine ama özellikle de gazetecilere ve muhalif basına gözdağı verip herkesi korkutup sindirmek, baskı oluşturmak…
Ve bu yolla herkesi, kendisi ve sülalesiyle ilgili bir şey yazıp söyleyemez, eleştiremez duruma düşürmek…
Çünkü Bilal Erdoğan isimli oğlu da babacığı ile aynı yöntemi izliyor.
Yazıda adı geçsin veya geçmesin hiç fark etmez, hemen şikayet dilekçesi veriyor.
Bazen de aynı dilekçede ikisi birden şikayetçi oluyor!

* * *

Şimdi burada bu ikiliye soruyorum:
Bugüne kadar kaç kişiden şikayetçi ve davacı oldunuz?
Bu rakam cumhurbaşkanı seçildikten sonra (TCK 299) kaça yükseldi?
Hiç kuşkunuz olmasın, ortaya çok yüklü bir rakam çıkacaktır…
Ve o nedenle, bu iki basit soruya da yanıt vermeleri asla mümkün olmayacaktır.
Onlar konuşacak, istediklerini yapacak, biz yazıp söylediğimiz ve olanları eleştirdiğimiz zaman “Yürrrüü mahkemeye!..''
Ne güzel iş bu!

Loading...