10 zeytin 1 TL!

Dün öğlen saatlerinden önce 1 dolar: 2.51'i aştı gidiyordu, Rus Putin “kalem kırıp, Obama'ya barış eli uzatınca“ 2.48'e geriledi. Türk Cumhurbaşkanı Küba'da cami yeri ararken, içeride doların fırlaması İranlı şair Ömer Hayyam'ın; “Biz bu camiye geldiysek/ İbadet etmeye gelmedik/ Geçen gelişimizde çaldığımız halı eskidi/Yenisini çalmaya geldik…” diyen şiirine benzedi.
Allah'ı tek o seviyor.
Küba'ya kadar gidecek.
Cami sever görünecek.
Ne kadar oy çalarsa.
O kadar kazançlı!
Putin'in kalem kırma kurtarıcılığı geçici. TL'de yalama başladı. Dolar durmaz. Yarın, öbür gün yeniden 2.50'yi geçer. Tutarsız, hesapsız, omurgasız “faizleri indir buyruğu” üzerine 26 günde dolar kuru yüzde 8.8 değer kazanınca Türkiye'nin borcuna 38.5 milyar dolar daha eklendi.
Ham petrol fiyatı düşüyor.
Benzin fiyatı ise artıyor.
Çünkü dolar artıyor.
Mazot fiyatı, doğal gaz, elektrik fiyatları da yükselmekte ve bunlara bağlı olarak da halkın mutfağına giren beyaz peynirden, mercimeğe, ekmekten toz şekere, pirinçten zeytine temel gıda maddelerindeki zam oranı yüzde 20'yi geçti.

* * *

Biliyor musunuz?
Çürümemiş, bozulmamış, kuruyup büzülmemiş, besleyici özelliğini yitirmemiş
bir kilo zeytinin fiyatı 15 TL'ye dayandı. Sağlıklı, sağlam bir kilo zeytinde 150 zeytin danesi (tek) var.
1 zeytin danesi.
10 kuruşa fırladı.
10 zeytin danesi
1 TL tutuyor.
Üretim rekor kırıyor. Yine de 10 tek zeytin 1 TL. Gıda ürünlerinin tümünde “Tüketici fiyat artışları, üretici fiyat artışını” ikiye katlamış durumda. Halk pahalı yiyor. Ancak zeytini, peyniri, soğanı, mercimeği, pirinci üreten köylü, çiftçi, emek veren, alın teri döken değil aracı kazanıyor. Son 4 yılda tarım ürünlerindeki fiyat artışlarında tüketicinin cebinden çıkan fazladan para yüzde 44 arttı fakat üreticinin cebine giren yüzde 21'de kaldı.
Sorun derinlerde.
Yapı çatırdıyor, çöküyor.
Türkiye'nin dış borcu fazla.
Dış alacakları ise çok az.
Şirketler zorlanıyor.
Bankalarda tedirginlik var.
Çöküş sesleri duyulmasın istiyor ve “Faizi indir” diye bağırıyor. Merkez Bankası Başkanı, durumun farkında, konuşamıyor fakat eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, “2005 yılından bu yana kümülatif (yığışımlı) enflasyon yüzde 65 seviyesinde.
2005 yılındaki 100 liranın bugünkü satın alma gücü 35 liraya indi” diye açıklama yaptı.
Anlayana!

* * *

Kendi modeli yoktu.
Eski modele sarılmıştı.
Kemal Derviş'in modeli Tayyip Erdoğan'ın elinde 12 yıl dayandı, çöktü.
Büyüme düştü.
Ekonomi küçüldü.
İşsizlik patladı.
Maaş ve ücretler artmıyor.
Harcanabilir gelir yükselmiyor.
5 yıldır durgunluk var.
Esnaf sıkıntıda.
Bir tek tutunduğu; işçi ücretlerini, memur maaşlarını, emekli aylıklarını düşük tutup, emek sömürüsünü yükselterek, işçinin, memurun, emeklinin maaş artışını hep enflasyonun çok altında dondurmak.
Cari açık düştü deniyor.
Bu da yalan.
Altını ithal malı sayıyor.
Aslında cari açık kronikleşti. Ve Türkiye “düşük gelirli ülke tuzağına” saplandı.
10 zeytin 1 TL.
Grevler ise yasaklanıyor.

Okul sütüne muska yazısı!

Edirne'yi sel bastı, koca bir mahalle insanı boğulmaktan zar zor kurtuldu. Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, Meriç Nehri yatağının temiz tutulmasını düşünüp planlayamamıştı. Aynı vali Ankara'daki Saray'ın hoşuna gitsin diye ilkokulda çocuklara süt dağıtımında kara tahtaya eski Türkçe (Arap harfli muska yazısıyla) “sağlık için süt için” diye yazdı.
Aynı saatlerde İstanbul'da G20 toplantısında dağıtılan raporda yazıldığına göre; eğitim sisteminin öğrenciler arasındaki başarısını ölçen PİSA testinde; okuma-matematik-bilim notunda Türk öğrenciler, 34 OECD ülkesi öğrencileri içinde sondan ikinci sırada kaldılar.

Loading...