Sözcü Plus Giriş
NİLAY ÖRNEK

Gerçek iyiyi takdir etmeyen ahmaktır

9 Mayıs 2015 Yazarlar

Türkiye'de bir konunun ünlüsü olma konusunda bir çıta var sanki.
O çıtayı geçene kadar ne yaparsan yap fark etmez.
Sen yaparsın, bakılır ama görülmez, görülse de senden bahsedilmez, adın zikredilmez. Ama ola ki aynı şeyi, hatta binde birini o çıtayı geçen ‘konforlu alan'daki biri yapmaya görsün.
Tüm alkışlar, ışıklar ona döner.
Çıtanın altında kalanı duysa bile kulak ardı eden kalabalıklar, diğerine göndermeler yapmalara doyamaz!

 

ÇETENİ KURDUN MU…

 

O çıtayı geçmek için ‘en iyi' olmaya da gerek yoktur her zaman.
En iyi yemeği o kiţi yapmıyor olabilir ama en iyi iletiţim ağını kuran, en ağırdan satan, ‘çetesini kuranın' yemeği ‘en lezzetlidir'.
Biz her işin en iyisini değil, en adı duyulmuţunu seçmeyi seçeriz.
Temele inmeyi, özünü araştırmayı pek bilmeyiz.
Belki de bu yüzdendir, televizyon programlarındaki konukların, gazetelerdeki ‘en iyileri' seçen jürilerin hep aynı insanlar oluşu…
Medyaya bakarsak müzikten (hem de her türünden) sadece 5 kişi anlıyor, 4 kişi diyet önerisi verebiliyor, 3 kişi tarih biliyor, 6 kişi moda uzmanı…

 

GERÇEK İYİLER KÜSKÜNDÜR

 

Ve belki de tüm bunlar yüzünden, bizdeki tüm gerçek iyiler, gerçek ‘dolular' biraz küstür.
O çıtayı geçmek için çok farklı değişkenin saçma bir şekilde bir araya gelmesi gerektiğini anlamayan, kabullenmeyen, hızla o çıtayı atlamak isteyenler bir süre sonra ‘deli danalara' döner.
Esas tehlikedekiler, kimi zaman da tehlikeli olanlar onlardır.
Onlar sürekli çıtayı aşmak ister, aşamadıkça hırslanır, hırslanıp hırçınlaşınca ‘gerçekliklerini' unuturlar.
O hırçınlık kimi zaman adlarını hızla duyurabilir ama ‘cool' duruşu bozmamak da gereklidir.

 

TÜRKİYE'DE HAD SAFHADA

 

Böyle şeyler tüm dünyada oluyor ama Türkiye buna damgasını vuruyor!
Türkiye'de başarılı olanı aşağıya çekmek istemek de, insanları olduklarından büyük ya da küçük göstermek de, bir işin ilkini, aslını, iyisini, hasını yapanı araştırmamak, ‘görmemek' de hat safhaya ulaşıyor.
Entelektüel kesimin ‘life style' tabir edilen her şeyi aşağılaması da, sanal şişirmelerin popülerliği de bir tür ahmaklığa dönüşüyor.
Sadece siyasal iklim değil bu da bizleri karartıyor.
Çevrenize bakın; iyi olanı takdir etmekten, güzele güzel demekten, kıymet vermekten, emek hırsızlığı yapmayana, kaynak gösterene saygı göstermekten çekinmeyin.

 

tup

 

Tüp bebek olmadı kök hücre verelim

Time dergisi, “Bu bir devrim” diyor. Özetle artık yaş ya da başka nedenlerle yumurta kalitesi düşen ve çocuk sahibi olamayanlara ‘kök hücre' güzellemesiyle çocuk sahibi olma ţansı veriliyor. ‘Augment' yani destekleme sistemi, tüp bebekle de çocuk sahibi olamayanlar için büyük bir fırsat. Çünkü yaşlı, sorunlu, işlev görmez yumurtaların tekrar genç gibi çalışmasını sağlıyor. Ancak -belki de şu an için- daha pahalı. Bu sistemle ilk bebek geçtiğimiz günlerde dünyaya geldi. Tıbbi bilgi vermekten korkarım, benden bu kadar, ilgilenen araţtırsın.

 

para

‘Abla para satıyorum almaz mısın?'

 

Ters çevrilmiş bir koli ve üzerinde deste deste paralar. 20'likler, 50'likler, 100 hatta 200'lükler…
Yer İstanbul Eminönü.
Bir genç sahte para satıyor. Bana da “Abla seni zengin edelim?” diyor…
Ben de çektim fotoğrafını, Instagram'a koydum.
Bir arkadaşım “Nilaycım bana iki 100'lük alır mısın, parasını sonra veririm” diyor. Ben “Aramızda paranın lafı mı olur, ben sana ısmarlayayım” diyorum. Biz geyik yapıyoruz…
Meğer insanlar bu paralardan ne dertliymiş.
Bu paralardan alıp taksicisinden esnafına yutturanlar, turistlere para üstü diye bunları verenler.
Düğünlerde bu paraları takanlar.
Mağdur olan teyzeler, amcalar… Cüzdanınıza yeniden bir bakın derim. Bir de sahte para basmak ya da satmak yasak değil midir? Birileri ilgilense iyi olur sanki!

 

Sen hiç 8 kiloluk marul gördün mü?

Sevgili Aydın Boysan'ın, tarihle mimari bilgileri eţsiz bir şekilde birleţtiren oğlu Burak Boysan'ın bir cümlesini hiç unutmam: “Hadi ben 68'li olayım, sen 78'li; bizim eski İstanbulumuz olsun… 90'lıların bile eski İstanbul'u var!”
Benim eski İstanbul'umdan hatırladıklarımdan biri de şudur. Annem domates, maydanoz istediğinde beni yazlık evimizin arkasındaki bostana gönderir, bostandan gelenler 10 dakika sonra salata olur yenirdi.
5. yüzyıldan sonra hep ekip biçen, kendi kendine yeten bir ţehir olmuş İstanbul. Tabii şimdi her şey farklı.

 

bostan

PAHA BİÇİLEMEZ BOSTANLAR

Bu hafta, yıllar yıllar sonra bir kez daha İstanbul'da bir bostana gittim, bugün ilk ‘Marul Bayramı'na şahitlik yapacak olan, 1500 yıldan uzun süredir kentsel tarım alanı olan Yedikule Bostanları'na…
MasterCard, ‘Paha Biçilemez İstanbul' projesini Türkiye'nin iyi şefleriyle yürütmeye başladı. Yani platform üyeleri, İstanbul'un saklı lezzet duraklarını yemeğin üstatlarıyla gezip, tadımlar yapıp bilgi alacak.

İLK MARUL BAYRAMI BUGÜN

Biz de takıldık bu turun ilk şef mihmandarı Şemsa Denizsel'in peţine Eminönü'nden Fatih'e, en genci 60 yıllık lezzet vahalarına uğradık.
İlk durağımız da Yedikule Bostanları'ydı. Ahmet Öztürk, işi babası Şaban Bey'den öğrenmiş. “40 sene önceki marul da yok artık, tohum da, gübre de, sulama da…” diyor Ahmet Bey.
Çok verim alma kafası tarımın aklını bozuyor, bunu biliyoruz. Ama benim bilmediğim eskiden marulların 8 kilo olduğu! Ahmet Bey, “Şimdi 1 kiloluk marul alırsak iyi. Eski marullar 8 kilo gelirdi, bir de yağlı yağlı olurdu onlar” diyor. Yedikule Bostanları artık minik bir arazi ama ölçümler yapılmış ürünler etraftaki trafikten zarar görmemiş, görmüyor. Mucize! Şimdi orada yapılacak bir park projesi çerçevesinde bostanlar üzerine moloz ve niteliksiz toprak yığılarak ürün veremez hale getirilecek. Park ve alan düzenlemesine engel olmadan, ortak çözüm yolları bulmak isteyen, eskiyi, tazeyi, doğalı, marulu özleyenler de bugün ilk marul bayramında buluşuyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI