Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

65’ten sonra kaslar erimeyecek

11 Temmuz 2015

Gün geçmiyor ki bilim insanları ţahane bir buluşla ortaya çıkıp hayatımızı karmakarışık etmesin.
Hatırlarsanız en son mavi hap ile tüm sosyal dengemizi yerle yeksan eylemişlerdi.
‘Azgın teke' diye bir kavram peyda oldu başımıza.
Erkekler yaşlanırken birdenbire eski cinsel performanslarına kavuşup kimileri çocukları yaşında (Allah affetsin!) kızlarla birlikte oldular.
Yıllardır birlikte oldukları halde arkalarında bıraktıkları eşlerinin döktükleri gözyaşında boğuldular.
Tamam, belki de gerçekten boğulmadılar. Yatakta yüzleri güldü ama gerçekten mutluluğu yakalayamadılar…
Fakat bilim rahat durmuyor.
Şimdi de yeni bir icat çıkarmışlar.
Artık 65 yaşından sonra kaslar erimeyecekmiş.
İlk denemeler o kadar başarılıymış ki, bebekler bu formülle beş kilo ağırlık kaldırmayı başarabilmiş.
Bu tarz buluşlar ölümsüzlük peşinde koşan insanoğluna heyecan veriyor ama ben olaya biraz şüpheci yaklaşıyorum.
Bu tür ilaçlarla, sihirli formüllerle genç kalmaya çalışmak sanki doğanın düzeniyle oynamak gibi geliyor bana.
Ben kaliteli yaşlanmaya inanıyorum. Zamanı gelince yaşlanmaya ama…
Ertuğrul Akbay gibi nefesin yetiyorsa, cesaretin varsa, sporunu yaparak, doğru beslenerek dinç kalmaya inanıyorum.
Acı yoksa kazanmak da yok!
Kendi adıma sonsuza kadar yaţamak istemem.
Arkadaţlarımın öldüğünü görmeden, ailemin gittiğini tecrübe etmeden, sıram gelince terk eylemek isterim dünyayı.
65 yaşında ilaçla süper bir kadın olma fikri hiç de eğlenceli gelmiyor bana.
Sen ne dersin sevgili okur?

Ben yine de hatırlatayım

 

jazz-71

Evet çok yorulduk. Bir hafta daha üzerimizden geçti sanki…
Ama nasıl da hak ettik değil mi eğlenmeyi ve dinlenmeyi?
Bu hafta uzun zamandan beri beklediğim iki güzel konser var.
Hazır yeri gelmişken ruhunu müzikle dinlendirmek isteyen okurlarıma hatırlatayım dedim.
Bunlardan ilki, hayli uzun zamandır beklediğim Sezen Aksu'nun ‘Sezenli Yıllar' adını taşıyan Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'ndaki gösterisi.
Bu gösteriyi uzun zamandır bekliyorum çünkü yaptığı işleri çok beğendiğim Cüneyt Özdemir habercilik alanının dışına çıkıp bu gösterinin yönetmenlik koltuğunda oturuyor. Zeynep Tanbay'ın koreografisini yaptığı gösteri her yıl izlediğimiz Sezen konserlerinden farklı olacağa benziyor.
Tabii bir yandan da Sezen'in 40'ıncı sanat yılına tanık olmak, kendi adıma ciddiye aldığım bir olay. Kendi adıma, 15 Temmuz'da bu özel konserde olmayı planlıyorum.
Bir önceki gece, yani 14 Temmuz'da ise yine uzunca bir süredir beklediğim bambaţka bir konser var.
Alman Sefarethanesi bahçesinde Oleta Adams ve Aloe Blacc, Frank Sinatra ţarkılarını seslendirecekler.
22. İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleţtirecek olan konserde, klasikleţmiţ Frank Sinatra ţarkılarını mükemmel vokalistlerin sesinden dinleyeceğiz.
Sıcak geceler müziğin etkisiyle biraz da olsa serinleyeceğe benziyor.

Yunanistan'ın derdi bize ne oldu yahu?

Komşumuz Yunanistan iflasın eşiğinde.
Ülkenin başbakanı Çipras altın yürekli cesur bir ţövalye mi, yoksa grotesk bir oyuncu mu henüz kimse bilmiyor.

 

yunanistan-71
Ama Türk halkı Yunanistan'ın başına gelen felaketi uzaktan izlemeyi sevdi.
Çoğu insan yaşananları gördükçe neşelendi.
Kimileri de Yunanistan sanki borçlarının üstüne yatmıyor da Avrupa Birliği mandasından kurtuluyormuşçasına seviniyor.
Açıkçası bu iki reaksiyonu da anlayabilmiş değilim.
Sürekli ekonomi sayfalarını okuyorum; batan Yunanistan'ın bile birçok ekonomik göstergesi, cari açık dengesi bizim ülkemizden iyi durumda.
Bakmayın uzaktan Yunanistan'ı emperyalizme karşı amansız bir mücadele veriyor havasına sokmalarına.
Hepsi durumu uzaktan kesiyor.
Yunanistan batsa da Drahmi'ye geçse.
“Atsak kendimizi Yunan adalarına da paramız dibine kadar değerlense”diye yanıp tutuţuyorlar.
Hastasıyım bu klavye başı devrimciliğinin!

Futbolda demokrasi bizi aşar

 
Geçtiğimiz haftanın kuţkusuz en heyecan ve gurur verici haberi, Arda Turan'ın Barcelona'ya transferi idi.
Ülkece sanki milli maçta gol atmışçasına ayağa fırlayıp birbirimize sarıldık.

 

augusti-benedito-71
Ama…
Evet haberde ciddi bir ama vardı. Transfer, Barcelona'da yaklaţan baţkanlık seçimleri öncesi yapılmıştı ve sözleşmeye eklenen bir madde ile yeni seçilecek başkan istemezse yüzde on ceza ödeyerek Arda'nın transferi iptal edilebilecekti.
Dün Barcelona baţkan adaylarından Agusti Benedito, İspanyol basınına yaptığı açıklamada,söz konusu transferin kulübün demokrasi ruhuna aykırı olduğunu öne sürerek, “Arda'nın transferi kulüp üyelerine karşı sadakatsizlikten başka bir şey değildir. Bu transfer, Barcelona'nın demokrasi ruhuna saldırıdır” ifadelerini kullanmış.
Futbol ve demokrasi.
İki kavram bir arada pek güzel geliyormuş kulağa.
Gerçi demokrasi her kelimenin yanına yakışıyor ama futbol ile bir başka güzel oluyormuş.
Bu bize çok yabancı bir kavram. Biz asan, kesen, eline mikrofon alıp taraftar azarlayan, soyunma odası basıp futbolcu azarlayan ceberut baţkan ve futbol yönetim anlayışına alışığız.
Bu kadar demokrasi ayarlarımızı bozar.
Not: Umarım Agusti seçilmez, o ayrı :)