Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Deniz en iyi albümünü yaptı ama içeride :(

27 Haziran 2015

Deniz Seki bir dönem en beğendiğim Türkçe pop kadın şarkıcısıydı.
Şahin Özer döneminde çıkardığı iki albüm hâlâ benim için tüm zamanların en iyi Türkçe albümlerinden ikisi arasında yer alır.
Bir dönem arkadaşım da olmuştu. Tanıyınca, samimiyetini, candanlığını ve ne yazık ki saflığını, sevgiye açlığını yakından görünce daha da sevmiştim onu.
İlk kez hapse girdiğinde de kendimce desteğimi esirgemedim.
Hapisten çıkarken onu kapıda bekleyen birkaç arkadaşı arasında ben de vardım.
Her ne kadar bu desteğim yüzünden kimilerinin korkunç saldırısına maruz kalsam da bildiğimden şaşmadım ve geri adım atmadım.
Ama sonra koptuk Deniz'le.
Doğal olarak yaşadıkları onu çok değiştirdi.
Ne ilginçtir ki hapishane kapısında sarıldıktan sonra bir daha görmedim onu.
Şimdi onu bir öncekinden daha zor bir sınav bekliyor.
Verilen ceza haklı mı yoksa haksız mı bilmiyorum.
Bu konuda kesin bir yargıya sahip olacak kadar bilgi sahibi değilim.
Ama ilginç bir durum gözlemliyorum; Deniz son yıllarda yaptığı en güzel albüme imza attı ve ne yazık ki bunun tadını çıkarma özgürlüğü gibi diğer birçok özgürlüğü de gibi sahip değil.
Artık bu neyin karması bilmiyorum.
Eminim kendisi bunu içeride uzun uzun düşünüyordur.
Ama kendimce tek bir kanım var; o da Deniz'in çok ama çok şanssız bir kadın olduğu.
Bir insan hep mi yanlış zamanda yanlış yerde olur arkadaş?
Tabii ki bu ışıksızlığının ilahi bir nedeni vardır.
Umarım gerekli dersleri almıştır ve bu son albümü gibi yeniden iyi üretimler yapmaya devam eder.
Sesi ve sözleri özgür olmadığı günlerde bile kalabalıkları etkilemeyi başarıyor çünkü…

ist

İstanbul'a bakınca içim sızlıyor…

Bindim uçaklara, düştüm yollara sevgili okur.
Hafta sonu İsveç'te Volvo Ocean Race'in finalini izleyeceğim.
Bir iki gün de olsa ülke gündeminden uzakta kalıp, bizi yoran dert ve tasalarımızı geride bırakmış olacağım.
Ama her uçak kalkışında İstanbul yine yapacağını son dakikada yapıyor.
Uçağınızın ayakları yerden kesilir kesilmez, dünyanın en güzel kentinin nasıl dünyanın en çirkin beton tarlasına dönüştüğü görülüyor açık seçik.
Bu kenti, yaşadığınız toprakları azıcık seviyorsanız, dünyanın iklimi değişirken, sıcaklıklarda farklılık hissedilirken tek bir dikili ağacın bile nasıl fark yarattığını azıcık biliyorsanız içiniz acıyor bu korkunç görüntüye.
Son on yılda İkitelli tarafı sanki kente ait değilmiş gibi iyice çirkinleştirildi.
Hoş kentin merkezine de yapılanlar ortada ya gerçi.
İstanbul'un o müthiş boğaz silüetinden artık eser yok ne yazık ki.
Akıl dışı kararlarla son 15 yılda birbiri ardına onay alan, çoğu yasalara aykırı bir şekilde alınmış inşaat ruhsatına sahip, aksini söyleyen tüm mahkeme kararlarına rağmen gökyüzünü esir almaya devam eden gökdelenler kentin en seksi parçasını alıp kopardı bizden.
Tahribat uçaktan bakınca çok daha vahim görünüyor.
Başta dedim ya, bu kenti azıcık seven herkesin bu manzara karşısında içi titriyor.
İnsanın gözü telaşla sığınacak yeşil bir gölge arıyor.
Ama yok…
İstanbul'u yönetenler, dünyanın en kontrolsüz şekilde şehirleşen, doğal kaynaklarını ve ormanlarını hızla tahrip eden bir üçüncü dünya ülkesi görünümünü içselleştirmişe benziyor.
Ki en acısı da bu vurdumduymazlık zaten.
Kent elden gitti ama kimse oralı değil…

tv

Yazın tv izleyicisinin zekası mı azalıyor?

Yaz mevsimi en azından benim yaşadığım kente hâlâ tam olarak gelmedi.
Hava hâlâ bulutlu, yağmurlu ve serin.
Ama televizyonlarımıza yaz geldi.
Bu durum bir kez daha, kanal yöneticilerinin yaz boyunca hepimizin zeka seviyesinin mevsim normallerinin bir hayli altına düşeceğini düşündüğü anlamına geliyor.
Yaz dizileri bir bir başlıyor.
Ama sanki sezon boyu o üzerinde çok çalışılmış senaryolarla, labirentlerden beter entrikalarla ve yüksek prodüksiyon standartlarıyla üretilen dizileri tüketen, onlara reyting aldıran biz değiliz.
Yaz dizilerinde bir anda seviye yerlere düşüyor.
Klişe komediler ve benzeri bin kere çekilmiş senaryolarla günü kurtarmaya çalışıyor kanallar.
Oysa keyifli yarışmalar, popüler tartışma programları, eğlenceli formatlar deneseler yani biraz da gerçekten televizyonculuk yapsalar o kadar şahane olacak ki.
Sizi bilmiyorum ama ben üç ay tatil yapmak gibi bir lükse sahip değilim.
Geceler ağırlıklı olarak televizyon başında geçiyor.
Ama salak yerine konmaktan da yoruldum doğrusu.
Şu reyting sistemi değişse de, televizyon seven kitleler olarak yeniden dünya çapında konuşulan işlerle buluşabilsek.
Tabii sadece reyting sisteminin değişmesi yetmiyor.
Kanal yöneticilerinin de dizi kasetini tak- çıkar tarzı yöneticilikten de sıkılması gerek!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more