Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Eşini bıçaklayan vekil olamamalı!

30 Haziran 2015

Karısına fiske vuran da, hiç elini kaldırmadan psikolojik şiddet uygulayan da milletvekili olamamalı.

Ama oluyor.

AKP Milletvekili Muhsin Kızılkaya 2002 yılında eşini bıçaklamış.

Fakat eşi şikayetini geri aldığı için hakkında hiçbir işlem yapılmamış. Bizde böyledir… Kocan seni bıçaklar; “Affet de hapse girmesin!” diye araya girenler olur çünkü kocanın özgürlüğüne senin canından daha çok kıymet verilir.

Yani pek de uzak değil, 2002'de kadına yönelik işlenen suçlar topluma karşı işlenmiş sayılmıyordu.

Meclis'te milimetrik toplama ve çıkartmalar yapılırken, erkek egemen Meclis her hareketinde kadına yönelik şiddeti çok da ciddiye almadığını gösterdiği ve bunu gelenek olarak içselleştirdiği için hiç de oralı olmayacak.

Yani AKP bu akıl dışı durum yüzünden vekilinden vazgeçme erdemini göstermeyecek.

Ama her fırsatta “Kadınlar… Kadınlarımız… Onlar bacımız!” diye hamaset nutukları atmaya devam edecekler.

Dahası Mersin'den milletvekili seçilen Kızılkaya belki de Özgecan cinayeti konusunda açıklama yapacak.

Biz daha, çok eşliliğe itiraz ettiği için karısının parmaklarını kıran ve sonra olayın üstü resmen TBMM tarafından kapatılan AKP'li vekil Halil Ürün'ü unutmamışken yaşanan bu olay hiçbir şeyin değişmeyeceğinin göstergesi oldu.

Ama artık iyi kötü, tüm zamanların en kalabalık kadın milletvekili topluluğu var Meclis'te.

İşte tam da bu yüzden, Meclis'teki kadınlar partiler üstü bir inisiyatif oluşturmalı diye yazıp duruyorum.

Karısını bıçaklayan adamlar Meclis'e giremesin, karısını bıçaklayan adamlar kadınları ilgilendiren yasa tasarıları hazırlanırken olaya müdahil olup şartları sulandıramasın, karısını bıçaklayan adamlar bizi temsil etmesin diye…

Şişman pırlanta ile olur, şişman koca ile olmaz!

Biz böyle görmedik.

Evlilik, sevmek ve aşık olmak koşulsuz olarak gerçekleşir diye bildik.

O birilerinin burun kıvırdığı ama bizi toplum olarak bir arada tutan yegane değerlerden biri olduğuna artık emin olduğum eski Türk filmlerinde hep bu koşulsuzluğun altı çizilirdi.

Karşındakini olduğu gibi sevmek.

Kulağa çok basit geliyor ama aslında en zoru bu.

Bir insanı olduğu gibi, göründüğü gibi tüm kusurlarıyla ve sevaplarıyla sevmek dünyanın en zor ama en güzel duygularından biri.

rahsan-gulsan-sli-3

Fakat bu duygu materyalizm çağında unutulmuş antik bir değer gibi.

Dün gazetelerde Ebru Yaşar'ın evlenme haberlerine denk geldim.

İki şeyin altı çizilmişti.

Düğün hediyesi, dev pırlanta yüzüğün.

Beş yüz bin liralık pırlanta yüzüğün.

Pırrrrrrlanta yüzüğünnnn…

Bir de kocasına şart koşmuş, zayıflamazsa onunla evlenmezmiş.

Adam da zayıflamış.

Yani belli ki yanına yakıştıramamış şişman bir adamı.

Her türlü şişman pırlanta bir yüzük ile olurmuş belli ki ama ‘mükemmel (!)' görünen düğün fotoğraflarına engel olacağı için şişman kocayla olmamış belli ki.

Bence evlilik öncesinde öne sürülen dünyanın en tatsız koşullarından biri bu.

Para bölünmesin anlaşmaları bile daha sevimli kaldı bu ön koşuldan.

Sağlık filan gibi gerekçeleri anlıyorum.

Ama bu ön koşulun gazetelere servis edilmesi filan…

Ne bileyim bu cümlelerin hiçbirinde aşk geçmiyor gibi geldi bana…

Ses ver

Emre Aydın'ın diskografisini çok seviyorum.

Sanırım ilk albümünden itibaren hayranıyım.

Her ne kadar arada, bazı işleri ticari açıdan bakarak yapıyormuş hissi verse de müziğe bakışını seviyorum.

Bugünlerde, belki tam da mevsimi değil derken havaların bulutlu, yağmurlu geçmesiyle zamanlaması cuk oturan ‘Ses Ver' şarkısının videosuyla bolca haşır neşir oluyorum.

‘Eylül Geldi Sonra'  albümünden çıkan bu şarkıyı o zaman da çok sevmiştim ama kliple daha bir beğendim.

rahsan-gulsan-sli-2

Biliyorum önümüz yaz (Aslında yaz günlerindeyiz ama nedense sanki aylardan eylül gibi). Duygular yeşerecek, içimiz kıpırdayacak ama şimdilik hüzünlü gözlerle ‘Ses Ver' şarkısını dinlemeye devam etmeyi seçiyorum.

Umarım gelecek Eylül Emre Aydın yeni bir albümle sevindirir bizi.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more