Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Hayal kırıklığına uğratma be Cem Yılmaz!

Sinemada beni eğlendiren, ağlatan, çıktıktan sonra düşündüren ya da bir kez daha izleme isteği uyandıran Türk filmi izlemeyi çok özledim.

Şanslıydık, çok güzel filmler izledik ‘Eşkiya'dan bu yana.

E insanız, çabuk alışıyoruz güzel şeylere.

Çağan Irmak, Cem Yılmaz, Ata Demirer, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan farklı izleyici kitlelerini sinema aşkına bir araya getirmeyi başardılar.

Ama son birkaç yıldır kendi adıma, neredeyse on yerli filmin sekizinde hayal kırıklığı yaşadım.

Şimdi umudum yeni sezonda. Ve gözlerim iki sinema insanının üzerinde…

Biri Zeki Demirkubuz.

Başrolünde kendisinin oynadığı ‘Bulantı' isimli film bambaşka bir deneyim olacak benim için. Demirkubuz'un oyunculuğunu izleyecek olmanın heyecanını yaşıyorum şimdiden.

Heyecanla beklediğim bir diğer film Cem Yılmaz'ın yeni filmi ‘Ali Baba ve Yedi Cüceler'. Bundan bir önceki filmi ‘Pek Yakında” gerçekten çok eğlendiğim bir filmdi.

Bu filmde heyecanım biraz da filmle ilgili yayınlanan fotoğraflardan hiçbir şey anlayamıyor olmamdan ve müthiş bir absürt komedi beklentisi yaratmasından ötürü olabilir diye düşünüyorum.

Son zamanlarda milletçe yaşadıklarımızdan çok yorgunum, bezginim ve mutsuzum.

Hele şimdi bir de o miting kabusu başlıyor yine.

İşe bu yüzden Cem Yılmaz'ın filmi çok önemli.

Beni ve milyonları iki saatliğine hayattan, endişeden, siyasi arenada olanlardan ve korkularımızdan uzaklaştırıp eğlendirse keşke.

Umarım bu heyecanım karşılığını bulur ve Cem Yılmaz hayatımızdan iki saat çalıp bizi Ali Baba'yla harikalar diyarına götürmek için kullanır.

İstanbul ne güzel görünüyor değil mi?

Elimde fotoğraf makinemle bir o  yakasına bir bu yakasına geçiyorum İstanbul'un.

Son güneşli günleri iyi değerlendirmeye çalıştım bayramda.

Uzun zamandır Kadıköy Moda sahilinde gün batımını fotoğraflamamıştım. Yolumu oraya düşürdüm.

Manzara gerçekten her zamanki gibi müthişti.

Tarihi Yarımada sırtını güneşe yaslamış, yüzlerce yıldır yaptığı gibi müthiş görünmekle meşguldü.

rahsan-gulsan-sli

Ama objektifimi birazcık sola çevirdiğimde, biz İstanbul ahalisinin bu şahane eserlerin yanına kondurabildiği tek şey tüm çirkinliğiyle kendini gösteriyordu.

İstabul'un yeni silüetinin en çirkin parçalarından biri olan ve güya tıraşlanacak Zeytinburnu kuleleri böyle görünüyor işte gün batımında.

Yakında Ataköy tarafına 25 kule daha yapılması planlanıyor. Bazılarının uzunluğu 70 metreden fazla.

Direnmenin, kendimizi üzmenin faydası yok.

Öldü İstanbul. Bitti.

Galiba artık kurtarmaktan umudu kesmeliyiz.

Güzel anılarla idare edeceğiz belli ki…

Onun balonları vardı

Çoğumuz için minik bir haber.

Nedense benim içimi çok fena sızlattı. 50 yaşında bir adam karnını açmış, üzerindeki büyük yara izini gösteriyordu gazetecilere.

Baloncuymuş. Sekiz evladını geçindiriyormuş sattığı rengarenk balonlarla. Bir gün zabıtalar çevirmiş; “Balonlarını ver” demişler, vermemiş.

Dövmüşler oracıkta. Sonra hızlarını alamayan bu üç zabıta 50 yaşındaki adamcağızı zabıta deposuna götürüp ayaklarını, ellerini ve gözlerini bağlayıp dakikalarca dövmüş. Baloncu abimiz bayılarak kurtulabilmiş ellerinden. Sonra zavallıyı evinin yakınlarında bir duvar dibine bırakmışlar.

rahsan-gulsan-sli-3

Tam 38 gün tedavi görmüş. Bir böbreğini ve dalağını kaybetmiş. Zanlılar önce 12 yıla çarptırılmış sonra da cezaları 10 yıla düşürülmüş. Sonra da biz kadınların başbelası ‘iyi hal indirimi' devreye girince beş yılla yırtmış bir insanı bağlayıp döven ve sonra da sakat bırakan zabıtalar. Hatta işkenceci yaftasından bile kurtulmuşlar. Tartışmayla başlayan bir olayın kavgaya dönüşüp yaralamayla sonuçlandığını ifade etmiş mahkeme.

“Allah hepimizi korusun!” demekten başka çare yok. Baloncunun yaşadığı dramı yüreğimde hissediyorum. Ve insanların haklarını korumayan, birini kaçırıp bağlayıp dövenlere arka çıkan adaletten çok ama çok korkuyorum…