Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Ne vardı Eurovision’da BiZ DE olsaydık:(

25 Mayıs 2015 Yazarlar

Bu yıl İsveç “Heroes” isimli olağanüstü sıradan bir şarkı ile kazandı “Eurovision Şarkı Yarışması”nı.

Peşin peşin söyleyeyim benim için çok fazla önemi olmayan, milli mesele haline getirilmiş olmasından çok da hazzetmediğim bir yarışma.

Ama büyük kalabalıkların sevdiği, oylama heyecanının sanki nesillerdir gelen bir aile geleneği tadını almış olduğu yarışmaya son iki yıldır katılmama gerekçemizi çok tuhaf buluyorum.

Oylama sistemini ve “ahlaki sisteme dair bazı sorunları” protesto etmek için katılmıyormuşuz.

Bu, TRT Genel Müdürü Şenol Göka'nın açıklaması.

Oylama sistemini anladım da “ahlaki” meseleyi anlayamadım.

Acaba başka ülkeler adına katılıp kazanan yarışmacıların “tipini” mi beğenmedi TRT?

Kendi evimizdeki tüm rezilliği, hırsızlığı, yolsuzluğu çözdük sıra başka ülkelere sanatçı üzerinden ahlak eğitimi vermeye geldi galiba.

Ama benim hatırladığım Hadise'nin kıyafetinin çıkardığı sorun nedeniyle işler karıştı.

Hadise, kendisini en doğru yansıttığını düşündüğü elbiseyi, TRT yönetimine rağmen giydi.

Ama bu, kendilerini kadın kıyafeti üzerinden ifade etmeyi sevenlerin hiç hoşuna gitmedi.

Muhafazakârlar kadar benim gibi olmayanların da vergisi ile çalışan, satın aldığımız neredeyse her cihazın üzerinden, elektrik faturalarımızdan pay alan kurum sonrasında erkek şarkıcı göndererek konuyu toparlamaya çalıştı ama olmadı.

Sonuçta ülkemizin temsil edildiği, kazanmak kadar kaybetmenin de olduğu ama insanımızı heyecanlandıran ve katılım konusunda uzun geçmişimizin olduğu bir “eğlencelik” memleket meselesine dönüştürülüp terk edildi.

Bu, yeni Türkiye adı verilen ama mutsuz, neşesiz, gülmenin ayıp olduğu, farklılıkların hoş görülmediği sıkıcı Türkiye'ye geçişin küçük ama önemli sembollerinden biri oldu benim için.

Keşke muhafazakarlar kendilerinden olmayana bu kadar tahammülsüz olmasalardı…

Boğulmuş Karacaları gördünüz mü?

Hayatınızda hiç karaca gördünüz mü?

Ben gördüm. Dünyanın en güzel hayvanlarından biridir.

Çok güzel bir yüzü, kara kara gözleri vardır.

Öyle ürkektir ki nefes bile alsanız koşarak uzaklaşır sizden.

Ülkemizde hâlâ yaşayabildikleri alanlarda doğanın, ormanın süsü olarak hayatlarına devam ederler.

Ama bu artık geçmişte kalmış durumda.

Kastamonu'dan korkunç fotoğraflar dört bir yanı sarmış durumda sosyal medyada.

Boğulmuş karacaların gözlerine bakamıyorum.

rahsan-gulsan-sli-2

Katilleri nasıl bakıyorlar bilmiyorum.

Kastamonu'nun Hanönü ilçesindeki hidro elektrik santrali bu güzel meleklerin katili olmaya başlamış.

Sadece karacaların da değil, ormanda yaşayan ve santralin kurulu olduğu akarsunun hayat verdiği tüm canlıların hayatı tehlikede.

Akarsuları yüksek beton duvarlarla kaplayan çevre katilleri yüzünden havyanlar suya ulaşmakta ciddi güçlük yaşıyormuş.

Duvarları aşıp su içemediklerinden susuzluktan ölüyorlarmış.

Suyun karşı tarafına geçmeye çalışırken beton duvarların içine düşüp geri çıkamadıklarından boğuluyorlarmış.

Boğulan iki karacanın tellere takılmış cesedi bu ülkeyi gerçekten seven, taşıyla, karacasıyla, boz ayısıyla, arısıyla seven insanların kalplerinde birer delik açtı.

Bu fotoğraf neden ilk günden beri HES karşıtı olduğumuzun acı dolu fotoğrafı.

HES'e karşı olduğu için eyleme katılan ve 9 yıl hapisle yargılanan Leyla'nın da ne kadar haklı olduğunun fotoğrafı.

Ama ne yazık ki “Bakın biz haklıymışız” demenin hiçbir keyfi yok.

Bu ölümler henüz başlangıç.

Asıl kayısılar, fındıklar reaksiyon vermeye başlayınca yani beton yiyemeyeceğimizi birileri fark edince olay büyüyecek.

Beton aldı akıllarını, durdurmak mümkün değil…

Trafikte boğuluyoruz!

Korkunç bir trafik hafta sonu daha yaşadık.

Cumartesi gerçekleşen bir trafik olayı ne kadar sahipsiz ve kuralsız bir kentte kaderimize terk edildiğimizin kanıtıydı adeta.

Cumartesi sabah 9.00'da bir (başımızın belası) sarı kamyon TEM'de tüm yükünü saçacak şekilde takla attı.

Yani trafiğe çıkmasının yasak olduğu saatlerde.

Yani yasak ama birilerinin göz yumduğu saatlerde…

TEM kilitlenince bu neredeyse tüm Avrupa tarafına dalga dalga yayılan bir felakete dönüştü.

Ve çoğumuzun hayatı korkunç etkilendi bu felaketten.

Oysa böyle bir kentte sayıları binlerle ifade edilen hafriyat kamyonları ve transit kamyonlar çok iyi yönetilmesi gereken bir durum.

Mesela hafta sonları gündüz trafiğe çıkamasalar.

Ya da yasak saatlerde “kamyonlarla omuz omuza eve gitme keyfi(!)” yaşamasak, polis görevini yapsa.

Tamam bizim de suçumuz var bu trafik konusunda.

Yol vermiyoruz, şerit ihlali yapıyoruz, haydut gibi davranıyoruz.

Ama ortada hissedilen otorite boşluğunun da bunda ciddi payı var diye düşünüyorum.

Sanırım adım adım Çin'de yaşanan ve tam beş gün süren 110 Numaralı Otoyol trafik kilitlenmesi gibi bir olaya yaklaşıyoruz…

Bence otomobillerimize şimdiden deprem çantası tadında bir çanta koymak akıllıca bir fikir olacaktır.

YAZARIN TÜM YAZILARI