Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Şaban yolu açtı, sırada Güdük Necmi var…

30 Temmuz 2015

Telif çok teknik bir mesele. Yakından tanıdığım, müzik ve sinema sektöründe yıllardır hizmet vermiş isimler bile avukat yardımı olmaksızın çözemiyor bu meseleyi.

Bu sorunu anlamanın ve çözmenin zorluğu belki de sanatçıların ciddi hatalar yapmasından ya da haklarına sahip çıkamamasından kaynaklanıyor.

Ama teknik yönü bir yana, benim gibi insanlar için telif bir yandan da gayet duygusal bir mesele.

Yapımcılar aynı işten defalarca para kazanmaya devam ederken, nesiller boyu izlediğimiz ve görünüşe göre nesiller boyu izlemeye de devam edeceğimiz oyuncuların haklarının korunmamasından ve hayatlarının son günlerini sefillik içinde geçirmelerinden hiç ama hiç hoşlanmıyorum.

Kemal Sunal adına dava açan Ali Sunal, geçtiğimiz nisan ayında çok önemli bir dava kazandı. Gülşah Film'e karşı açılan davada Sunal Ailesi, tam 36 film için 800 bin küsur lira tazminat almaya hak kazandı. Ve tabii kazanılan bu dava, diğer efsane oyuncular için de önemli bir kapıyı açmış oldu.

Dün gördüm ki Halit Akçatepe de aynı amaçla, yani televizyonda yayınlanan 21 filmden telif almak için, Arzu Film'e dava açmış.

O 21 film ki adeta ülkenin kısa komedi film arşivi.

Çok sevdiğimiz ve televizyonda karşımıza çıktığı anda takılmadan duramadığımız 21 film.

‘Mavi Boncuk'tan ‘Süt Kardeşler'e, ‘Gülen Gözler'den ‘Şabanoğlu Şaban'a müthiş filmler var.

Ve bu filmlerde Halit Akçatepe'nin oyunculuğunun filmin başarısına yaptığı katkı tartışılmaz.

Tabii benim bakış açım işin duygusal tarafı. Davanın taraflarından Arzu Film'in patronu Ferdi Eğilmez'e uzattım mikrofonu. Bakın yapımcı tarafından iş nasıl görünüyor:

“Bu konuyu daha önce Ali Sunal'la konuştuk. Ben uzlaşma taraftarıyım. Yapımcılar karşı dava açtılar, ben bu davaya hiç katılmadım. Hatta Ali'yle de bir araya geldim ama nedense o günlerden sonra ihtarname geldi. Ve onun üzerine işi düzeltemedim.

Bunun gerisi de gelecektir. Sonu da yok. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Ama şahsi fikrimi sorarsanız, doğru olmadığını düşünüyorum çünkü oyuncular filmlerde mali haklarını devrederek oynar. Futbolda futbolcuyu yetiştirme parası vardır. Nasıl ki oyuncuyu meşhur etme konusunda bir hak talep etmiyorsak, bu ne kadar saçma olacaksa diğeri de saçma.

Bu biraz da varislerle, ikinci nesille alakalı. Oyuncular yaşasa ya da bilinçleri yerinde olsa ne yapardı bilmiyorum. İşin aslı şu ki, bu tüm dünyada da böyle. Meslek birlikleri televizyonla anlaşır. Yapımcılarla direkt bağlantılı bir konu değildir.

Biz de filmimizi üç liraya vereceğimize 3.5 liraya verir sorunu çözeriz. Sanki birilerinin hakları yenmiş, sanki ortada bir suçlu varmış gibi bir ortam yaratılıyor. Bu konudaki yanlış bilgilendirme sanatçılara kadar inmiş durumda. Mesela Ayşen (Gruda) Abla'nın konuşması evlere şenlik. Sanki başka bir meslekten gelmiş gibi. Bu, oyuncularla kanallar arasında halledilmesi gereken bir konu. Televizyon bu sorunu benden tazmin edecekse, ben de filmimi daha pahalıya verip oyuncuların haklarını öderim.”

Diyecek bir şey yok. Söz artık adaletin. Ama görünen o ki, iş döndü dolaştı yine televizyonlara patladı!

166 ölüm çok mudur?

Toplumca tepe sersemi olduk. Başımıza gelenlerden hangi birine üzüleceğimizi, hangisine yas tutacağımızı bilemez olduk.

Artık öyle bir noktadayız ki, ölüm sayısı artınca toplu reaksiyon verebiliyoruz. Yılbaşından beri 166 kişi öldü bu ülkede.

166 kadın.

Sevdikleri, bir zamanlar aynı yastığa baş koydukları kişiler tarafından katledildiler. Kimi, aynı rahmi paylaştığı kardeşi tarafından öldürüldü.

Anıtsayac.com saymaya devam ediyor.

rahsan-gulsan-sli-2

Tam 166 isim var listede. Ben bu yazıyı yazarken ya da siz okurken o listeye yeni kadınlar eklenecek muhtemelen.

166 insanın katli toplumumuzda ne yazık ki özel bir duygu uyandırmıyor.

Bırakın tepki göstermeyi, önlemeye çalışmayı, katili bağrına basıyor. Adaletiyle ayrı, katile bakışıyla ayrı sahip çıkıyor. Sayaç çalışıyor. Ayağının altında cennet aradığını söyleyen insanların ülkesinde analar yavrularını ya toprağa veriyor ya da ölüyor…

Sesimizi duyan yok mu?