Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Sinem Kobal olmuyor, olamıyor :(

Bu oyunculuk virüsü öyle acayip bir şey ki, bir kere kanına bulaşan bir daha iflah olmuyor.
Hele bir de şanslıysa. Ama biz izleyiciler için en tatsız kombinasyon, kabiliyeti şansından az bir oyuncuyu izlemek zorunda kalmak. Sanırım Sinem Kobal bu sınıfa giriyor.
Bu kızcağız ‘Dadı' dizisinde hayatımıza girdiğinde nasıl bir oyunculuk sergiliyorsa maşallah bugüne kadar üzerine bir şey eklememeyi başararak aynı çizgide ilerliyor.
Önceki akşam ATV'nin yeni dizisi ‘Analar ve Anneler'i Berkun Oya'nın yazdığını, Ay Yapım'ın işi olduğunu ve bir de Binnur Kaya ile Nazan Kesal'ın rol aldığını öğrenince, Sinem Kobal'a rağmen izlemek durumunda kaldım.
Ve sanırım ona rağmen de izlemeye devam edeceğim. Çünkü dizi gayet güzel yazılmış, hikaye harika ve Mehmet Ada Öztekin şiir gibi çekmiş yine! Kobal dizide bir devrimci eşini canlandırıyor. Kostüm ve makyajın da etkisiyle, duygusal ağırlığı olan ve içinde birazcık oyunculuk ateşi taşıyanın bile devleşeceği sahneleri ne yazık ki inandırıcılıktan uzak bir şekilde canlandırdı. Yüzünde hep aynı ifade. Ses tonunu ayarlama konusundaki sıkıntısına girmek bile istemiyorum.
Bir de dudaklarında çok belli olan minik estetik dokunuşlar, 70'li yıllarda geçen bir dizideki solcu kız karakterine hiç ama hiç oturmadı.
Sekiz ay bir evde bebeğini saklayıp dip boyasının gelmemesi, saçının fönünün ve göz makyajının bozulmaması da o yıllarda çekilen Türk filmlerini anımsattı.

rahsan-gulsan-sli-2
Eğer Sinem Kobal hayatımıza 60'lı yıllarda girip 70'lerde Yeşilçam'da olsaymış gerçekten dönemin ruhu itibariyle çok başarılı olabilirmiş.
Ama bugün ne yazık ki böylesi ağır ve katmanlı bir rolün altında fena ezilmiş.
Hele dizideki kendine denk rol ağırlığı olan Hazar Ergüçlü'nün hayli iyi performansı Sinem'in işini daha da zorlaştırıyor. Keşke biraz kendine yatırım yapsa. Oyunculuk konusunda eğitim alsa mesela. Herkes anasından oyuncu doğacak diye bir şey yok. Ama kendine yatırım yaparak bazı açıklarını kapatabilir.
Mesela şu aralar birlikte olduğu Kenan İmirzalıoğlu.
Kendini öylesine güzel yetiştirdi ki, ilk dizisini açıp izlediğinizde bunu çıplak gözle bile görebiliyorsunuz.
Umarım ilişkisi Sinem'e bu açıdan yararlı olur.
Çünkü romantik komedilerden drama geçmek istiyorsa kendine mutlaka yatırım yapması gerekiyor.

MİMAR SİNAN’IN CAMİSİNE BÜYÜK SAYGISIZLIK

Beşiktaş hayatımızın geçtiği, çoğumuzun günde en az bir kez yolunun düştüğü, kişisel olarak da çok sevdiğim bir ilçe.
Sinanpaşa Camii de Beşiktaş'ın önemli tarihi eserlerinden biri.
Mimar Sinan'ın 1555 yılında yaptığı camide bir süredir restorasyon çalışmaları yapılıyordu.
Önceki gece önünden geçerken ilk kez dikkat ettim, bayağı kaçak kat çıkmışlar camiye. Meğerse 19'uncu yüzyılda binaya eklendiği düşünülen ve yapıyı bozduğu gerekçesiyle 1937 yılında yıkılan ‘Hünkar Mahfili'nin fotoğraflarına bakarak yeniden yapılıyormuş.
Üstelik padişahların kendi adlarını taşımayan camilere gidip ibadet etmesi söz konusu olmadığından, bu camiye zamanında Hünkar Mahfili yapılması da zaten tartışmalı bir meseleymiş.
Ha bir de Hünkar Mahfili'nin cumbası olmazmış.

rahsan-gulsan-sli
Tüm bu tartışmalar bir yana asıl acı olan, 1555 yılında hem de başımıza tac ettiğimiz Mimar Sinan'ın yaptığı camiye böyle hoyratça müdahale edilmesi.
Bırakın eski fotoğraflarına bakarak orijinalinde bulunmayan bir yapıyı eklemeyi, insan çivi çakmaya korkar bir yerine zarar verecek diye.
Bu tuhaf yapı Beşiktaş Müftüsü'nün ofisi olacakmış.
Arkadaş koca Beşiktaş'ta müftüye ofis olacak bir bina bulamadınız mı ki beş yüz yıllık camiye bu garabeti yapıştırdınız. Yuh artık ama ya!
Gerçekten yazıklar olsun bu kararda tüm imzası olanlara…