Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Survivor’da izlediğin sensin!

22 Mayıs 2015 Yazarlar

İki gün önce sanki zamanda bükülme oldu.

Twitter'da zaman akışı bir anda daha önce küs olan ama aniden barışan yarışmacılarla ilgili atarlı tivitlerle dolmaya başladı.

Reyting rakamlarına ve konuşulurluğa baktığımda ülkenin Survivor izlemeyi sevmek konusundaki istikrarı gayet net görünüyor.

Ama benim en sevdiğim ise Survivor izleyen kalabalığı izlemek.

Ne ilginç ki, programda en çok atarlı- tutarlı isimler sevilerek izleniyor.

En çok fitneyi sokan, insanları birbirine karıştırıp aradan çekilen yarışmacılar popüler oluyor.

Sonra da arkasından saydırmaya başlıyor insanlar sosyal medyada.

Aman efendim Hakan bilmem kimle küsmüş de sonra barışıvermiş.

Ama arkasından konuşmuşmuş da mış mış…

Beğenelim beğenmeyelim Survivor ilk yayınlanmaya başlandığı günden beri bize ayna tutuyor.

Mini bir sosyal laboratuvar.

Tabii ki kendimizle yüzleşmeyi sevmiyoruz, tabii ki aynada kendimize bakmayı sevmiyoruz ama bence gerçek bu.

Al Survivor'ı koy ofis hallerini.

Her ofisin bir Hakan'ı var.

Bazen de Hakan biz oluyoruz.

Ama biliyorum atıp tutmaya gelince hepimiz pirüpak.

Hepimiz sütten çıkmış kaşıkları kıskandıracak kadar ak kimseleriz.

Hep mağduruz, Hasan gibi.

Ama Allah korusun hiçbirimiz Hakan değiliz.

Kimse kimseyi kandırmasın.

Eğer biri bizim hayatımızı Survivor gibi en küçük detayına kadar çekseydi dediklerim daha iyi anlaşılırdı galiba.

Survivor'da gördüğümüz iyi haller de kötü haller de insana dair.

Zaten program gücünü de bu gerçeklikten alıyor…

Bu da Cannes faşizmi

Hatırlarsanız birkaç gün önce yazmıştım.

Hani baba vücudu moda olmuş.

Erkekler göbeklerini sallaya sallaya gezerken ve bu bir modaya dönüşürken biz kadınlar yine hayattan zıkkım zehir kadar tat almamıza olanak veren rejimlere devam edeceğiz.

Kadınlara dayatılan moda kodlarından ve onların acımasızlığından gerçekten nefret ediyorum.

Bu öyle ilginç bir hal ki zaman zaman faşizm seviyelerini zorluyor.

En son dünyanın tartıştığı haber tam da bu cinsten.

rahsan-gulsan-sli-2

Cannes Film Festivali'nde kadınların kırmızı halıya topuklu olmayan düz ayakkabılarla alınması yasaklanmış.

Şaka gibi ama değil.

Kadın anatomisine zarar veren, duruş bozuklukları yaratan, yaşlılığa doğru ayak kemiklerinin çok korkunç şekilde deforme olmasına yol açan topuklu ayakkabılar üzerinde uzlaşılan şıklık kodu yüzünden resmen dayatılmış.

Tuhaf olan insanların özgürce, hiçbir kalıba girmeksizin yaratması beklenen sanat eserlerinin sergilendiği bir festivalde, film festivalinde bu faşizmin yaşanması.

Zaten Cannes Film Festivali artık sadece kırımızı halıdan ibaret bir etkinlik gibi pazarlanıyor.

Böyle olunca da halı fotoğrafının ‘görsel kusursuzluğu(!)' sinemadan, sanattan filan daha önemli galiba.

Bu kusursuzluğun da kadın bedeni üzerinde aranıyor olması tesadüf değil galiba.

Nedense kırmızı halı erkekleri alabildiğince özgür, alabildiğince düz ayakkabılı…

Dünya oturmuş vandalları izliyor

Artık hayatımız canlı yayın oldu ya, hani Periskop'tan filan her şeyi canlı canlı izleyebiliyoruz ya işte öyle canlı canlı izliyor tüm dünya bir avuç vandalın dünya kültür mirası tarihi kalıntılarını yakıp yıkmasını.

Suriye'deki fotoğraflarına bakmaya doyamadığımız Nimrud'dan sonra şimdi de iki bin yıllık tarihi geçmişi olan ve gerçekten de yaşadığımız coğrafyanın saygı duyulası geçmişini yansıtan Palmira yıkım tehlikesiyle karşı karşıya.

Barbarlığına, vandallığına dinimizi alet eden bir avuç insanlıktan nasibini almamış cahilin balyozlarının ucunda bu tarihi yapının kaderi.

rahsan-gulsan-sli-3

Sözde İslam adına putları kırdığını söyleyen ama nedense kırdığını söylediği bazı eserlerin E-Bay'de satıldığı haberleri hiç eksik olmayan bu korkunç oluşum umarım ki o canını aldığı Yezidiler ve köle gibi alıp sattığı masum kadınların, canını yaktığı insanların ahlarıyla o tarihi eserler gibi parça parça olur.

Dünyanın elinden gelen tek şey izlemek, elimizden gelen tek şey ise beddua etmek.

Bu çok tatsız bir çaresizlik…

YAZARIN TÜM YAZILARI