Var mı yüzü kızaran?

Askerler, 1. Ordu Komutanlığı'nda bir araya gelmiş, Genelkurmay'ın gözlemcilerinin de bulunduğu toplantıda Batı sınırından ülkemize dönük bir işgal girişimi halinde ne yapılabileceğine ilişkin senaryoları tartışıyor. Böyle bir saldırı sırasında iç bölgelerimizde bir kalkışma yaşanması durumunda hangi önlemlere başvurulacağı ele alınıyor. Özetle bu seminer bir anda oldu, “hükümete karşı darbe semineri.” Askerlerimiz, camilerimizi bombalayacak, kendi uçağımızı düşürecek, halkı stadyumlara dolduracakmış…
22 Şubat 2010 tarihinde “darbe planı” soruşturması kapsamında tutuklamalar başladı. Tutuklular, haziran ayında serbest bırakıldı. 11 Şubat 2011'de yine toplu tutuklamalar başladı. 2014 yılının Haziran ayında ise hüküm giymiş olan 237 asker de serbest bırakıldı. Yani cezaevinde en az kalan 18 ay kaldı. Bazılarının cezası 4 yılı doldurdu.

SAKIN HA İNANMAYIN…

Nihayet artık birileri sahtelikleri anladı. Sonra da millete “bunları nasıl anlamadık. Bizi nasıl kandırdılar, biz meğer ne kadar safmışız” dediler. Sakın inanmayın bu sözlere. Cezaevine girmeden önce de o insanlar nasıl bir kumpasla karşı karşıya olduklarını anlatıyordu ama ne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ne de bakanları onları dinlemedikleri gibi her fırsatta “darbeci” diye miting meydanlarında eleştirdiler.
17-25 Aralık 2014 operasyonundan sonra başlayan “kandırıldık” sözleri tam anlamıyla halkı kandırmaya dönüktür. Bu sözler işlerine geliyor. Eğer böyle olmasa dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, cezaevine girmeden önce televizyonlarda açıklama yapan emekli Orgeneral Çetin Doğan için, “Bir emekli general televizyon televizyon dolaşıp beyanatlar veriyor. Sanmayın ki biz onların ne yaptığını bilmiyorduk. Onlar bildiklerini yaptılar, biz de işimize baktık” diyordu.
Eğer, başbakan televizyonda konuşan emekli generali dinlemiş olsaydı, ortaya koyduğu hukuksuzluk, kumpas iddialarının doğru olup olmadığının araştırılması için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'a, “Bunların aslı-esası nedir?” diye sorsa ve onlarda yıllar sonra mahkemede söyledikleri gibi “Dedikodu olarak bizim de kulağımıza geldi. Araştırdık doğru olmadığını öğrendik” demiş olsalardı, soruşturma bu aşamalara gelmez, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerli personeline darbe indirilmezdi.
O yüzden siz bakmayın bugün birilerinin “aldatıldık, yanıltıldık, ne kadar safmışız” sözlerine. Her şeyin planlı-programlı olduğunu bilmeyen mi var? Birazcık dosyanın içeriğini inceleyen nasıl bir kumpas kurulduğunu görebilirdi.

HEP AYNI ŞEYİ SÖYLEDİLER

Bugün dava ile ilgili gelişmelere baktığımızda, sanıklar ve onların avukatları ilk günden bu yana hep aynı şeyi söylediler. Çok iyi anımsıyorum, 16 Aralık 2010 tarihinde davanın bir numaralı sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan, mahkeme başkanına hitaben “Sayın başkan, bu dava bu haliyle götürülürse Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) çok pahalıya mal olacak. Seminere 160 kişi katıldı, bunların hesabını 1. Ordu Komutanı olarak ben verebilirim. Ses kayıtlarını da ben aldırdım” dedi.
Çetin Paşayı o günlerde televizyonlarda dinlemeyenlerin şimdi “Yahu adamlara haksızlık etmişler. Meğer biz de ne kadar safmışız” demeye hakları yok. Çünkü, o dava tersine dönüyor. Sanıkların ilk günden bu yana sahte olduğunu belirttiği CD için bilirkişi raporunda, “Bu dijital belgeleri hazırlayanlar ya bilgisayar cahiliydi, ya da nasıl olursa olsun bunun gereği yerine getirileceğini bildiklerinden korkuları olmadan bu raporu hazırladılar” yorumu yapılıyor. Açıkçası kumpası kuranlar çok güçlü ve kendilerine bu kadar güveniyormuş…

“BALYOZ” O ZAMAN ÇÖKER

Savcılar, hakimler ve emniyet mensuplarıyla ilgili soruşturmalar sürüyor. Artık bunun sonuçlarının bir an önce ortaya konulması gerekiyor. Tabii onlara da hukuksuzluk yapılmadan, kumpas kurulmadan soruşturmaları, yargılamaları yapılmalı. O günlerde yeri göğü inleten “Askerler camilerimizi bombalayacakmış, uçağımızı düşürecekmiş” yalanlarını sürekli yayınlayanların da bu topluma özür borcu vardır. Bununla yetinmeyip olayların içinde kendilerinin rollerini de açıklamaları beklenir.
Aslında, askerlerin bu kadar cezaevinde tutulmalarının önemli sorumluları arasında Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman görülüyor. Albay Murat Tulga'nın, Tanyeri Yayınları'ndan çıkan “Kumpasa karşı Komutan Mektupları” kitabında da bunlar bir bir ortaya dökülüyor, komutanlara yazılan isyan dolu mektuplar yer alıyor.
“Balyoz” sanıkları her yönüyle mağdur edildiler. 31 Mart'ta duruşmaları var. Beklentileri şu: Hem Yargıtay'da, hem 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde suçun sübutuna ilişkin kanaatleri dijital verilerin gerçek olduğuna dayandırılmıştı. Şimdi görüldü ki bunlar sahteymiş ve diğerlerinde de suç unsuru yokmuş. Cumhuriyet Savcısının mütalaa yazıp mahkemenin de davanın düşmesini ilan etmesidir. İşte, “Balyoz” tam anlamıyla o zaman çöker…