İyi insanları kim bölüyor

Yine çok bilmişler konuşuyor; sol'un oyu yüzde 35!
Sürekli bu köşede yazıyorum:
Arkadaş; yoksulun, solcusu-sağcısı yok.
Arkadaş; işsizin, emekçinin solcusu-sağcısı yok.
Arkadaş; vicdanın, namusun, ahlakın solcusu-sağcısı yok.
Arkadaş; bayrağı, marşı, Atatürk'ü sevmenin solcusu-sağcısı yok.
Arkadaş; Müslüman'ın solcusu sağcısı yok.
Nice sağcı denen var, solcudan bin kat değerli.
Nice solcu denen var, sağcıdan bin kat değerli.
Bağnazlığın, bayağılığın, vasatın, kalitesizliğin solcusu-sağcısı olmaz.
Mazlumlar; ne ezen ne ezilen, insanca ve halkça bir düzen istiyor.
Bu girişi, sizlerle tartışmak için yaptım. Şöyle…
Popüler kültür nesnesi medya, görmese ve göstermese de; çok değerli akademisyenlerimiz var.
Kitaplarını, makalelerini gönderiyorlar ve çok yararlanıyorum.
Son olarak Prof. Dr. İbrahim Kaya'nın ‘'Yeni Türkiye/Modernliği Olmayan Kapitalizm'' kitabını okudum.
Bu köşede, Prof. Dr. Hasan Şimşek'in ‘'Paradigmalar Savaşı ve Beşinci Dalga'' kitabından bahsetmiştim.
Geçen gün… Prof. Şimşek, görüşümü öğrenmek için bir makalesini gönderdi.
Fakat…
İkimizin değil, hepimizin tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.
Soruyor Prof. Şimşek; ‘'Yoksullar ve emekçiler niçin sağ partilere oy veriyor?''
Ve yanıtını yine kendisi arıyor…
Bu nedenle bir kaynak kitaba başvuruyor:
Adil Akıl: İyi İnsanlar Siyaset ve Din Tarafından Nasıl Bölünüyor?
ABD'de 2012'de yayınlanan bu kitap çok tartışıldı. Virginia Üniversitesi'nden Psikolog Prof. Dr. Jonathan David Haidt'in kitabının konusu -Türkiye'de bugün yüz yüze olduğumuz ve kimimizi açmaza düşüren- soruya ilişkindi:
Yoksul ve emekçi Amerikalılar, niçin sağcı Cumhuriyetçi Parti'ye oy veriyor?
ABD'de siyasal partiler ve siyasal tercihler konusunda ciddi bir tartışmanın da fitilini ateşleyen bu kitabın sayfalarını aralayalım…

Seçmen duygusal

Seçmen davranışına ilişkin, psikolog Jonathan D. Haidt'in bazı saptamaları var:
* İnsanları sanılanın tersine akıl ve mantık değil, büyük ölçüde duyguları/hisleri ve algıları yönlendirir.
* Akıl, tutkuların ve duyguların kölesidir.
* Kararlarımızı verirken, elimizdeki veri ve bilgileri uzun uzun akıl ve mantık süzgecinden geçirmeyiz. Hızlıca karar veririz; akıl ve mantığı bu kararı gerekçelendirmek için devreye sokarız!
* Akıl ve mantık; kararlarınızı ölçüp biçen bir ‘'yargıç'' veya ‘'öğretmen'' rolünden ziyade, verdiğimiz kararın ne kadar haklı ve doğru olduğunu, bize ve başkalarını ikna edici kanıtlarla savunan bir ‘'avukat''tır.
* Toplumun ahlak sistemi uzun yıllar içinde oluşur ve kolay değişmez. Bu ahlaki değerleri farkında olmadan benimser ve öğreniriz. Bu ahlaki yapı daha sonra yiyecek tercihlerimizde olduğu gibi neyi sevip neyi sevmeyeceğimizi de büyük ölçüde belirler (Siyasal tercihler de bunun içinde).
* Sonuçta, iyi, kötü, doğru, yanlış, inanç, otorite gibi değerler-kavramlar ahlakın bir parçası olarak tercihlerimizi etkiler.
Psikolog Haidt ve çalışma arkadaşları ahlaki bir sistemi ayakta tutan 6 temel saptıyor:
(Sosyal) koruma, adalet, özgürlük, sadakat-bağlılık, otorite ve kutsallık.
Haidt'in ortaya koyduğuna göre, topluma söyledikleri anlamında sağ partiler bu altı alanda sol partilere göre daha kapsayıcı duruş sergiliyor. Şöyle…
Solcular bu altı maddeden büyük ağırlıkla; sosyal koruma ve özgürlük boyutlarını öne çıkarıyor.
Sağcılar ise inanç, vatana bağlılık, kahramanlık, namus, yasalara ve kurulu düzene saygı gibi temalar etrafında siyasi propaganda yapıyor.
Bu durumda, sağcılar siyasi söylemlerinde solculara oranla altı ahlaki temelin hemen tamamına değiniyor; toplumda yer etmiş ahlak sistemini daha etkililikle yedeğine alıyor.
Basitçe söylemek gerekirse, sağ partilerin topluma sunduğu mönü, sol partilerin sunduğundan daha zengin ve çeşitli görünmekte ya da toplumca böyle algılanmakta.

Solcular eleştirdi

Kuşkusuz… Psikolog Jonathan Haidt'in araştırması ve değerlendirmesi ABD toplumu için geçerli. Fakat… Belirttiği, seçmen davranışlarına ilişkin çalışmasını toptan reddetmek doğru değil. Türkiye'de de siyasi tercihte, hislerin/duyguların ve algıların birinci planda; aklın ise ikinci planda kaldığı gerçek.
Ancak şu da bir gerçektir:
Ateist olduğunu söyleyen, resmi nikahı olmadan bir kadınla yaşayan ve bu kadından iki çocuğu olan; Başbakan olurken piskoposun önünde durmayı ve İncil'le yemin etmeyi reddeden Alekis Çipras; son derece tutucu ortodoks Hristiyan Yunan halkından nasıl oy aldı?
Bakınız…
Gökbilimciler normal fizik ve matematik yasalarının işlemediği bazı koşullardan söz eder. Bu ‘'karadelikler'' olağanüstü koşullar yaratır ve burada yeni fizik ve matematik kuralları devreye girer. Bunlar aşırı kaotik ortamlardır. Yani…
Aşırı yoksullaşan, işsiz kalan, gelecek umudunu yitiren Yunanistan'da ‘'karadelik'' oldu.
Bu koşulların yakın zamanda İspanya'da, Portekiz'de ve İtalya'da da tekrar edilme olasılığı var.
Aslına bakarsanız bu koşullar bütün yasaları ve bilindik, alışıldık ilkeleri alt üst eden ‘'devrim'' koşullarıdır. Neyse…
Söylemek istediğim… Haidt'e katılır veya katılmayız (ki Amerika'daki solcular çok eleştirdi) bu tür tartışmaları yapmamız gerekiyor.

Loading...