Olmayacak olanlar

Toplumsal yapımız, sorumluluklarıyla yükümlülüklerini unutan siyasetçilerin tutum ve davranışlarıyla sarsılmaktadır. Bugünlerde aday adaylığına soyunanların çoğunluğunun iktidar partisine başvuranlar, bunların çoğunun da devlet görevlileri olduğu gözetildiğinde siyasallaşmanın ne boyutlara vardığını saptamak daha kolay olur. İktidar yandaşlığının devleti ne durumlara düşürdüğü ve nerelere sürüklediği daha daha iyi anlaşılır. Beklentilerin, yararlanma amacının, yaranma güdüsünün sergilediği görüntü umut kırıcıdır.

Nasıl olur?

Yargıda çalkantı sürmektedir. İktidarın yüksek yargıda odaklanmasının sonuçları seçimlerle iyice ortaya çıktı. Öyle ki hukuk özeni ortadan kalktı. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Anayasa değişikliğinden sonra yürürlüğe giren kurallara göre önceki başkanın emekliye ayrılacağı 13 Mart 2015'ten geçerli olacak biçimde yapıldı. Yeni seçilenin göreve başlayacağı bu tarih Anayasa'ya ve Kuruluş Yasası'na göre belirlendiğinden Mahkeme kararıyla bile değişiklik yapılması olanaksızdır. Seçimden sonra, seçimi gerçekleştiren başkan istifa etti. Bu durumda bir boşalma söz konusu olduğundan ancak başkanvekilinin biri 13 Mart'a kadar vekalet edecekken 13 Mart'ta göreve başlamak üzere seçilen başkan göreve başladı. Bu durum açık bir aykırılıktır. Hukuk ekonomisi, çalışma düzeni yorumlarıyla, “nasıl olsa seçilen başkan var, nasıl olsa o başlayacak” gibi yalın yorumlarla kurallar tersine çevrilemez. Dört yıllık görev süresinin başlangıcı 13 Mart, daha erkene alınamaz. Önceki başkanın görev süresinin sona ereceği tarih, yeni başkanın seçilmesinin yürürlük tarihidir. Seçim yapılmadan önce başkan ayrılsaydı 13 Mart beklenmeden seçim yapılırdı ve seçime kadar başkanvekili görevi yürütürdü. Mahkemenin Kuruluş Yasası ile İç tüzüğünde bugünkü duruma olur veren bir açıklık yoktur. Olayı kişiler yönünden ele almıyoruz, özetle değiniyoruz.

Ayrıca

Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Avukat A. Erdem AKYÜZ “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un uygulamasında görev verilecek kişilerin “görevleri nedeniyle işledikleri suçlar için hukuki, cezai, idari hiçbir işlem yapılamaz” kuralının Anayasa Mahkemesi'ne götürülerek iptali istemiyle Bakanlar Kurulu'nun yasaya ilişkin kararnamesi için açtığı davada 4 ay 13 gün sonra aldığı şaşırtıcı karardan yakınıyor. İdari yargının kararı, açık dava dilekçesine karşın “Davanın hangi nedenle ve hangi şeylerin iptalinin istendiği anlaşılmaması nedeniyle dava dilekçesinin reddini içeriyor. Dilekçenin anlaşılması için okuyanlar hakkında mı, dilekçede Osmanlıca kullanılmadığı için başvuran hakkında mı tartışma yapılmalı? Bu olay da hukukta ve yargıda durumun ne olduğunu göstermektedir.

Cumhurbaşkanlığı

Önceleri, esnaf için “..gerektiğinde askerdir, alperendir. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, hakemdir” diyen Bay RTE, şimdi de “Ne yaparlarsa yapsınlar bu yasa çıkacak” diyerek iktidar partisinin sözcülüğüne soyunmuştur. Alanlarda partici konuşmalar yaparak karşıtlarına “Yuh!..” çekenlere tutumu, oldukça sakıncalı ve üzücüdür. Acı veren son olaylarda Bay RTE‘ın sorumluluk payı ağırdır.
Sıfatını, konumunu, andını, ilgili kuralları düşünmeden iktidar partisinin amigosu gibi davranmakta, yansızlığını unutmaktadır. “Yasaya karşı çıkmak, terörle mücadeleye karşı çıkmaktadır” sözü Meclis'ten gelince yayımlamak üzere Resmi Gazete'ye gönderme için tanınan 15 günlük süreyi peşinen gereksiz kılan bir önyargıyı yansıtmaktadır. İktidar sözcüsü gibi muhalefete yanıt verip çatamaz. Onları suçlayamaz, onlarla polemiğe giremez. Şam'da cuma namazı kılacaklarını söyleyen RTE şimdi Eşme çekilmesini savunuyor.
Cumhurbaşkanı seçilince içtiği anda aykırı gidişi birbirini izlemektedir. İçilen andın, verilen sözün namus sayıldığı anlayışı ülkemizde kötü örneklerle geçersiz kalmaktadır. Anayasa'nın 101/son maddesine göre partisiyle ilişiğinin kesilmesi kuru bir söz değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bunu partisinden sorup kaydına işlenip işlenmediğini saptamalıydı. Meclis'e buyruk vererek yan tutup dayatmada bulunması, görevi kötüye kullanmak sayılabilir. Hiç andiçmemiş olsa da bunları yapamayacak birinin, andına karşın sapmaları bağışlanamaz. Şimdi bunları yapan başkanlık sisteminde neler yapmaz? Seçmenlerin değil, oylamaya katılanların çoğunluğuyla seçilmiş olsa da makamına herkesten önce kendisi saygı duymalı, saygınlığını korumalı, güveni güçlendirmeli, herkese örnek olacak bir saygıyla Anayasa'ya uymakta özen göstermelidir. Herkes bir partinin görevlisi, sözcüsü ve yandaşı olabilir ama olamayacak tek kişi cumhurbaşkanıdır. Sanıyoruz bu gidişle seçim sürecinde AKP'nin lehine alanlara iner, önüne konulan kürsülerde seçim konuşmaları da yapar. Atatürk cumhuriyetine kıymaya kimsenin hakkı yoktur.

Loading...