Sözcü Plus Giriş

Acıyla yaşamaya alışıyoruz en çok bundan korkuyorum

Bekir Coşkun, son kitabı ‘Titanic Kemancıları’nı anlattı...

Güncellenme: 07:39, 21/03/2016
Acıyla yaşamaya alışıyoruz en çok bundan korkuyorum

‘Türkiye ateş altında'… Bekir Coşkun, ülkenin halini bu üç kelimeyle özetledi. Coşkun, “En kötüsü de acıya alıştık galiba. Bu çok hüzün verici” dedi. Muhalefeti, “Tüm yaşananlara imkan hazırlayan iktidarın karşısına çıkmayan muhalefettir” diye eleştirdi

İşte Coşkun'un çalışma odası.


RÖPORTAJ: Nil SOYSAL      FOTOĞRAFLAR: Zekeriya ALBAYRAK

Size bir soru; “Bekir Coşkun'u nasıl bilirsiniz?” Yanıtları duyar gibiyim; Müthiş bir yazar, iyi bir gazeteci, yurtsever, aydın, Atatürkçü, cumhuriyetçi, hayvansever… Şimdi yanıt sırası bende: Bekir Coşkun; hayatın ta kendisi! Adamın hobileri saymakla bitmiyor bir defa. Evin alt katı, tamamen onun hobi alanı. Marangoz atölyesi bile var. Atölyenin tam karşısında, yaptığı müzikler için bir mini stüdyo da…
Çalışma masası da bu katta. Geceleri çalışıyor daha çok. Yazı yazarken bazen kalkıyor, atölyeye girip, o çok sevdiği ahşabı okşuyor. Bazen keman çalıyor. Şu sıralar bir de yeni başladığı romanı var… 12 Mart döneminden bugüne Türkiye'yi anlatan, kendi hayatını da içine alacak bir roman. “Gerçek kitap o” diyor. Seneye bu zamanlar bitecekmiş. O gün geldiğinde o kitabın röportajını da yaparız elbet. Ama benim şimdiki hedefim başka. Yaza Cunda'ya gidip “Urfalı Bekir Kaptan”a da konuk olacağım. Çünkü bu hayatın en önemli mihenk taşlarından biri de o…

‘TOPLUMDA BARIŞ KALMADI'

– “Türkiye ateş altında!” Bunu 2013'teki röportajda söylemiştiniz. Terör kentlere inmeden…
Aradan geçmiş 3,5 sene. Yarın bu manşeti koy; aynı şekilde geçerlidir. Bu ne kadar hüzün verici. O günden bugüne kaç insan öldü bilmiyoruz. En kötüsü ne biliyor musun? Acıya alıştık galiba. İşte ben en çok ondan korkuyorum. Çünkü bomba patlıyor, bütün millet ekran başında; “Ah ah, vah vah!” 10 dakika sonra televizyonu kapattığı anda; vur patlasın, çal oynasın! Herkes kendi keyfinde. Acıyı hisseden, günlerce ağlayan, sosyal medyada sayfasına siyahlar bağlayan ve durmadan bunu anlatmaya çalışanları tenzih derim. Ama maalesef Türkiye'nin büyük bölümü bu durumda. Ben eminim; Genelkurmay'ın önünde o bomba patladığında Türkiye'de büyük bir kesim “Oh!” demiştir. İşte sorun burada. Eğer birisi kalkıp; “Biz enkazı kaldırıyoruz” derse, öbürü kalkıp; “Bizi mahvettiler, çocuklarımızı yok ettiler, acılar içinde büyüdük, bize zulüm ettiler, zindanlarda çürüdük” derse, o insanlar da tarih marih bilmedikleri için inanırlar, “Oh” derler. Öyle bir hale getirdiler ki; toplumda barış kesinlikle kalmadı.

– Adeta savaşın içinde yaşıyoruz. Bu işin sonu nereye varır?

Bu tür olaylar, bir savaş ortamı, bir müdahale, bir ayaklanma, dışarıdaki bir savaşa gitme, bütün bunlar bir lider götürmüştür. Kurban olayım Allahım! Bana imansız, dinsiz diyorlar ama, Allah'a ne kadar yalvardığımı, bir Allah, bir de ben biliyorum.

‘AĞAÇ KURUDU, GÖVDE KALDI'

– Her röportajda “Abbas yolcu” dediniz. AKP yüzde 49,5'u gördü. Sıfır öngörü!
Ben ısrar ediyorum; Abbas çoktan gitmiş. Bir ağaç düşün. Kurumuş. Gidip birisi onu sökmedikçe orada durur. Siz onu ağaç gibi görürsünüz, ama ağaç değildir o, odundur. Görüyorsunuz işte, bütün dünyada kaybetti. Eskiden kaçma ihtimali olduğu zaman, mesela buradan çıkıp, Bulgaristan üzerinden gidebilirdi. Her yerde kaybetti. Amerika ile Rusya'yı bile bir araya getirdi. Arkasında ne gücü kaldı? Bir tek o son hileli seçimdeki yüzde 49 oyu var. Böyle ayakta kalınır mı? Şuna geliyor; dalları yok, kökü de yok, gövde duruyor. Çoktan bitti de, insanlar yerine koyacak şey bulamadı. Türkiye de bulamadı. Bunu indirdik diyelim, yerine kimi oturtacağız? İşte onu orada ağaç gibi gösteren şey bu.

‘GERİYE FUAT AVNİ KALDI!'

– Başkan olur mu peki?
Başkanlık için bastıracak tabii. Davutoğlu'nu falan gönderip, ikisini bir arada kendisi götürmek istiyor. Marazi bir hastalık durumuna geldi Sayın Cumhurbaşkanı'nda bu durum. Allah korusun; inme iner, çok takmış durumda. Davutoğlu ile aralarında müthiş bir çekişme var. Biz uzakta olduğumuz için bilemiyoruz. Bu iktidara yakın yazar takımı da olmadığı için, gazetecilik yapmadıkları için oradan da bir haber alamıyoruz ve öğrenemiyoruz. Geriye bir tek kişi kalıyor; Fuat Avni. Biz de Fuat Avni Bey'den okuyoruz. Çok takdir ediyorum Fuat Avni Bey'i. Hepimizden çok okunuyor. Ben mesela bir süre yazı yazmayayım, kimsenin umurunda olmuyor. Ama Fuat Avni Bey yazmayınca; “Niye yok ortada, biz şimdi ne okuyacağız, nasıl haber alacağız” diye yazılar çıkıyor.

– 7 Haziran öncesi yaptığımız röportajda öyle bir laf ettiniz ki; alıntı yapmayan gazete kalmadı. “CHP iktidar olursa buna en çok Kılıçdaroğlu şaşıracak(!)”…
Kemal Bey için ortada bir sürpriz yok. Benim için de sürpriz olmadı. Kazansaydı o zaman çok büyük sürpriz olacaktı. Kemal Bey iyi insan, dürüst insan, çok beyefendi… Bunlara itirazım yok. Ama bu nasıl bir sorumluluk duygusudur? Türkiye'de yapılan her haksız, her hukuksuz, her kötü, her günah, her soygun, her vurgunda Kemal Bey'in tutumunun payı vardır. Kemal Bey kürsüden hesap soruyor ama, bütün yaşananlara imkan hazırlayan, iktidarın karşısına çıkmayan muhalefettir. Onun başında da Kemal Bey var. Ankara'daki patlama yerine karanfil bırakıyor mesela. Sen önceden gidecektin oraya. Sokakta olmayan bir parti olmaz artık bu Türkiye'de!

‘BAĞIRMAK ANAYASAL HAKKIM'

– Ne yapsaydı mesela?
Ben olsaydım… Diyeceksin ki; öyle bir niyetin mi var? Yok tabii. Yeterince gazeteci arkadaşımız başbakan olmak için zaten sıra beklediği için bana sıra gelmez. Ama ben olsaydım; o patlamanın ertesi günü bütün illerde örgütümü sokağa dökerdim. “Çıkın sokağa; bağırın, çağırın, tepkinizi gösterin” derdim. Bu, anayasada güvence altına alınmış bir haktır. Benim bağırma hakkım vardır. Bu suç da, ihanet de değildir. Demokrasi budur zaten. Peki Erdoğan nereden yürütüyor işi? Sokaktan yürütüyor. Muhtarları niye getirdi sanıyorsunuz…

– Yani sorun muhalefetin muhalefetsizliği mi?
Türkiye'nin özündeki temel sorun bizim toplum yapımız.

– Göbeğini kaşıyan adam…
Maalesef. İki kişiden biri neredeyse. Yüzde 45-49'a falan denk geliyor. Aziz Nesin'e atıfta bulunmak istemem ama, sonuçta ben onların çok zeki insanlar olduklarını düşünmüyorum. Yine de bu insanlara anlatılır ama. Kim anlatacak? Muhalefet anlatacak.

Bekir Coşkun ve eşi Andree, Ankara'da Aydın Doğan'ın aldığı bu evde yaşıyor.


PATRONLAR BİZE ÇOK PARA VEREREK KÖTÜLÜK YAPTI!..

– Şu Ankara'yı terk etme işi ne oldu? İzmir' e yerleşiyordunuz hani?…
O projemiz rafa kaldırılmadı. Andree gitti, baktı, ev bile beğendi. Buraları satıp oraya taşınacaktık. Uğur Dündar da ev ararken bize çok yardım etti. Ama sonra baktım; İzmir'den mahkemelere gidip gelmek zor olacaktı! Bir de açık söyleyeyim; meydanı bırakıp kaçmayı yediremiyorum kendime. Sonuçta benim içimde bir Urfalı var. O da kaçmayı bilmiyor. Onu ikna edebilirsem; işte o zaman tüy ulan tüy yani…

– Ama bu ev de öyle kolay kolay terk edilecek bir eve benzemiyor…
Bu evi bize Aydın Doğan aldı. Ama Hürriyet'ten ayrılırken 400 bin dolar borç çıkardılar, ödedim. Bundan önce ilerideki sokakta oturuyordum. O evi de Haldun Simavi almıştı. Haldun Bey'inki çok samimi ve karşılıksızdı. “Bekir'e ev alın” demiş. “Boş bir çanta al gel” dediler. Gittik biz de. 6 bin liraydı. Bu ev de o günün parasıyla 70 bin liraydı. Aslında patronların bize yaptığı çok büyük kötülükler var. Bizler sıradan insanlarız. İşte ben Urfalıyım. Emin devlet memurluğundan gelme. Yılmaz Özdil, İzmir'de mütevazı bir ailede büyümüş. Uğur Dündar bir polis çocuğu. Geldik gazeteciliğe başladık. Yazar olunca patronlar bize çok para vermeye başladı. Bu sefer sosyal statümüz yükseldi. Resepsiyonlar, smokinler, şampanyalar filan derken biz birden bire yukarı çıktık. Ama meğerse bizi aşağı atmak için çıkarıyorlarmış! “Güm” diye dibe de vurabilirsin! Peşin kabul edeceksin. Alışkanlık yapmayacaksın bazı şeyleri. Ben çok dikkat ediyorum. Mesela Habertürk'te şoförlü araba verdiler. Ben kendi arabamla önde gidiyordum, şoförlü araba arkadan geliyordu!
SÖZCÜ'de istemedim.

HAYAT FELSEFEM SU KAPLUMBAĞASI!

Bekir Coşkun'a dayanamadım hayat felsefesini de sordum. Çünkü Türkiye'nin tüm iç karartan gündemi içinde, o kadar neşeli ve o kadar pozitif ki; bunu nasıl başardığını merak ettim. İşte yanıtı: “Deniz kurallarını karada uyguluyorum. Deniz bir filozoftur. O köpükleri var ya; beyaz sakalları gibidir. Cürmün kadar yüzersin. Onun kaldırma gücünden fazla yükselirsen batarsın. Dalgınlığa gelmez. Rotan sağlam olacak. Nereye gideceğini bileceksin. Bir de en önemlisi kendine güveneceksin. İşte hayat felsefem de bu, su kaplumbağası gibi!”

MERAL AKŞENER’DEN TAŞ GİBİ LİDER OLUR!..

– Mahalle muhtarınızla aranız nasıl sizin?
Bizim muhtarımız bir hanımefendi. Ama tam bir “Dişi Kaplan”. Onu Saray'a çağırsalar da gitmez. Ben eminim.

– “Dişi Kaplan” deyince… Meral Akşener; “Türkiye'nin başbakanı ben olacağım” diyor. Olur mu?
Ben Meral Akşener'i bakanlığı döneminden de tanıyorum. Tansu Çiller'in yanında olduğu dönemde biz bayağı bir kavgalıydık, mahkemelik filan olduk neredeyse. Ama ben kazanmasını çok isterim. Çünkü ben bir defa kadınlara çok güvenirim. Kadın olsun taştan olsun! Lider olsa daha da iyi olur. Taş gibi lider işte!

URFA’NIN İLK KAPTANI

– ‘Titanic Kemancıları'nın yazarının hem kaptan, hem kemancı olduğunu kaç kişi biliyordur?
O ne biliyor musun? Urfalı yapamaz diye bir şey var… Mesela Urfalı kaptanlık yapamaz! Al işte ilk kaptanı benim. Hem de ehliyetli kaptanım. Yani bunu niye söylüyorum; kaderin insanı nereden nereye götüreceği hiç belli olmuyor. Kimse demesin ki; “Benim sarayım marayım var kardeşim(!)”. Oradaki Urfalı'ya Hürriyet'te, SÖZCÜ'de yazı yazdıran yaradan, buradakini de bir yere götürür elbet!

– Balıkçılık var mı?
Balık tutmayı seviyorum, ama yakalayamıyorum! Andree izin vermiyor. “Onlar da can” diyor. Bana kalsa hayalim bu. Teknemle açılayım, balık avlayayım.

– Pilotluk hayali de vardı…
Hava Harp Okulu sınavlarına girmiştim. Kazanamadım. Oturup ağladım. Ama Allah'tan kazanamamışım. Çünkü meğerse ben yüksekten korkuyormuşum.

 

 

 

 

 

Yayınlanma Tarihi:06:38,