Sözcü Plus Giriş

Karaçam, bir şehit torunu olarak açıkladı. Türkiye'nin halen “çağdaş değerlerle yetişmiş insanların emeği, birikimleri ve bilgisi” sayesinde ayakta durduğuna dikkat çekti ve ekledi: 10 sene sonra bunları bulamayacaksınız… Asıl tehlike de bu!

RÖPORTAJ: Özlem GÜRSES          FOTOĞRAF: Yalçın BEL

“DEĞİŞİMİ BİRBİRİMİZE GÜVENEREK BAŞARDIK” Burhan Karaçam, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Türkiye'ye döndü. Önce Pamukbank, ardından da Ege Bank'ta çalıştı. Oradan da Yapı Kredi'ye Genel Müdür oldu. Bu görevi 12 yıl sürdü. Karaçam, yenilikçi uygulamaları için “Birbirimize güvenerek başardık” dedi.

“DEĞİŞİMİ BİRBİRİMİZE GÜVENEREK BAŞARDIK”
Burhan Karaçam, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Türkiye'ye döndü. Önce Pamukbank, ardından da Ege Bank'ta çalıştı. Oradan da Yapı Kredi'ye Genel Müdür oldu. Bu görevi 12 yıl sürdü. Karaçam, yenilikçi uygulamaları için “Birbirimize güvenerek başardık” dedi.

Bu bir tesadüf mü bilmiyorum… Konuştuğum yenilikçi, cesur ve başarmış insanların tümü söze aynı cümleyle başlıyor “Ben, Cumhuriyet değerleri ve çağdaş eğitim sisteminde büyüdüm…” Türkiye'de bankacılığın duayenlerinden Burhan Karaçam da onlardan biri. Karaçam'la, yeni kitabı “Dönüşüm Yolculuğu”nu konuşmak için buluştuk. Yapı Kredi Bankası'nda çoğu devrim niteliğindeki öncü uygulamaları nasıl başardığını sordum; “Açıklık, katılım ve paylaşım”la dedi. Karaçam, siyasi gündem ve ekonomi konusundaki sorularımı da yanıtladı.
Ama röportajın benim uykularımı kaçıran cümlesi şu: “Nitelikli insan öz kaynağımızı kaybedince geriye ne kalacak?”

‘RÜTBELER DEĞİL, FİKİRLER KONUŞMALI'

– Nasıl bir evde büyüdünüz?
Cumhuriyet Türkiyesi'nde çağdaş değerlerle yetişmiş biriyim. Bütün yatırım eğitimeydi bizim evde. Babam şehit oğlu, doğumdan kısa süre sonra annesini kaybetmiş. Köyde, çıplak ayakla okula gide gele hekim olmuş. Annem ise Varnalı, 2. Dünya Savaşı nedeniyle gelmişler. Saint Joseph mezunu bir kadındı.

– Okuduğunuz bölümü siz mi seçtiniz?

Evet, İşletme okudum. Londra'da 1972'de iş hayatına başladım.

– Ne öğrendiniz orada?
Bilgiye, birikime, beceriye dayanan bir yer orası. Londra'da sizin performansınız ne kadar eleman yetiştirdiğinizle ölçülürdü.

– Sizi ne sinirlendirirdi?
Yalan ve ihmal. Bizde rütbeler konuşmazdı, fikirler ve düşünceler konuşurdu.

– Bu anlayışı Türkiye'de yaygınlaştıramadık. Tam tersine yalan ve riya yükseliyor…
Üst yönetim buna prim veriyorsa bu devam eder. Bunun kimseye faydası yok. Türkiye'nin hedefine neyi koyduğunuz çok önemli.

– Neyi koymuşuz gibi görünüyor şu anda?
Türkiye'nin hedefinin ilerici, çağdaş bir ülke yaratmak olması lazım. “İnsan unsuru” ikinci planda, unutulmuş vaziyette, nitelikli insan özkaynağımızı kaybediyoruz! Oysa bir toplumu ayakta tutan şeyler bunlar. Belirli bir çevreye adil olmanız yetmez, toplumun tümüne adil olmanız lazım. Bir yerde patlar bu. Şu anda Türkiye, Cumhuriyet ve çağdaş değerlerle yetişmiş olan insanların emekleri, birikimleri, bilgileri üzerinde duruyor.

– Hâlâ…
Bugün kurumlarımızı çalıştırabiliyorsak, o değerler ve o insanlar sayesinde. Biz kendi insan kaynağımızı, ülkemizi, devletimizi, kurumlarımızı yönetebilecek insan kaynağına sahibiz. Kendi pilotlarımız, mühendislerimiz, doktorlarımız, hocalarımız var. Bakın bakalım Ortadoğu'da böyle mi?

‘YARIŞTA BİZİ İNSAN GÜCÜ ÖNE GEÇİRECEK'

– Ne kadar önemli bir şey söylüyorsunuz.
Peki bu nasıl oluyor? İnsana yatırım yaparak, insana eğilerek, o değeri vererek oluyor. Bunları geri çektiğiniz zaman, bundan 10 sene, 20 sene sonra bulamayacaksınız bunları. Asıl tehlike işte budur. Türkiye'nin konuşulmayan esas riski budur. Bundan 20 sene sonra o günün küresel dünyasında, o günün rekabet ortamında Türkiye bununla başa çıkabilecek, bu yarışta öne geçmesini sağlayacak insan gücüne sahip olacak mı?

Her şey tükendiğinde sıra özel sektöre gelecek

– Şimdi kamu büyüyor ve niteliksiz bir insan gücü orada eritiliyor.
Rekabetin arttığı ortamda sizin yola devam edebilmek için fark yaratmanız lazım. Fark yaratıcılıktan gelecek. Peki yaratıcılık nereden ortaya çıkacak? Düşüncelerden. Peki düşünceler nasıl oluşacak? Bunun için açıklık gerekiyor. Açıklık, katılım ve paylaşım dediğim de bu.

– Türkiye'nin en büyük riski ne?
Beni her şeyin ötesinde yetişmiş, çağdaş değerleri içselleştirmiş ve o konuda bilgi beceriye sahip olmayan insan kitlesinin azalması endişelendiriyor. Bir de tabii bugüne dek hiç görmediğimiz bir ayrışmanın olması. Ben üniversitedeyken her siyasi partide, farklı oranlarda her düşünceden insan vardı. Ama şimdi hepsi kemikleşti.

‘TÜRK İNSANINA GÜVENİYORUM'

– Umudunuz var mı?
Ben Türk insanına güveniyorum. Türkiye'de fırsat eşitliğine şu veya bu nedenle gelememiş insanların sıkıntı içinde yaşadıklarını ve hayatlarını sürdürebilmek için birtakım kazançları kaybetme korkusuyla hareket ettiklerini görüyorum. Ama bu Türkiye'yi bir yere götürmeyecek. Türkiye'nin insan kaynağının inançları, siyasi görüşü ne olursa olsun, gelecekte Türkiye'yi güçlü kılacak şekilde eğitilmesi lazım. Bir de sorumluluk duygularının ortaya çıkması lazım. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demekle olmaz. İş dünyasına bu anlamda bir görev düşüyor. Çünkü son durak orası, her şey tükendiğinde sıra özel sektöre gelecek!

– Türkiye'de ekonomi iyi mi gidiyor? Dev mühendislik projeleri vs…
Havaalanı da yapılıyor, köprü de, ama bunlar neyle yapılıyor, nasıl yapılıyor, o önemli.
3 hedefimiz vardı, mali sektörü derleyip toparlamak, bütçe disiplinini getirmek ve ekonomik büyümeyi döviz kazandırıcı faaliyetlerden sağlamak. İkisi yapıldı ama en önemlisi kaldı. Türk parası değer kazanmaya başladı. Bu sefer kurlar düştü ve ithalat ucuzladı. İthalat ucuzlayınca bizim yerli üretimimiz rekabet edemez duruma geldi. Bazı sanayicilerin, sanayiden inşaata yönelmeleri de işte bu sebeptendir. Bana göre çok büyük bir hata yapıldı, faizler eşzamanlı inmedi. İşte böylece bu rant dışarıya çıktı. Türkiye o dönemde çok fazla borçlandı. Özel sektörün borçlanması, 50 milyarlardan 300 milyarlara yükseldi. Türkiye'nin şu andaki ekonomik bilançosuna baktığınız zaman, buradaki varlıklarının karşılığında çok da büyük bir borç yükü var. Siyasi krizler, terör… Şu anda Türkiye kritik bir dönemden geçiyor. Yabancı yatırımcı iştahı son 10-15 sene içine hiç görülmediği kadar düşmüş vaziyette.

– Türkiye'de bir kriz var mı?
Var tabii. 10 bin dolardan 9 bin dolara geriledi kişi başına düşen milli gelir. Bugün Gayri Safi Milli Hasıla, 800'ler civarında.

– Yine de yaşadıklarımıza bakınca ekonomi iyi dayanıyor sanki…
Sistemin çökmesi sadece zararla olmaz. Likiditenin kesilmesi lazım. Türkiye'de bir şekilde likidite sürdürülüyor.