Sözcü Plus Giriş

İçimizdeki teröristi anlattılar

Tıpkı terör gibi vücudumuzda yuvalanıyor ve saldırı için uygun bir anı bekliyor. Bağışıklık sistemi onu fark edip de iyileştiremediğinde ise güçlenip yayılmaya başlıyor. Aslında onlar da bizim kendi hücrelerimiz. Ancak bu onunla mücadelemizi oldukça zorlaştırıyor. Üstelik bu terör çeşidi bağışıklık sistemi normal çalışan kişilerde daha çok görülüyor. İşte vücudumuzda tetikte bekleyen terörün ayrıntıları ve korunmanın yolları.

Eser AKGÜL
10:55 -
İçimizdeki teröristi anlattılar

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Türk Toraks Derneği, Türk Akciğer Kanseri Derneği ve İmmüno-Onkoloji Derneği, en ölümcül kanser türü olan akciğer kanserine savaş açmak için bir araya geldi. ‘Akciğerini koru, akciğer kanseri olma’ sloganı ile yola çıkan dernekler, öncelikle korunma sonra da erken tanı ve etkili tedavi konularında farkındalık yaratmak için bir kampanya başlattı. Kampanyayı anlatmak, akciğer kanserinin teşhis ve tedavisindeki gelişmelerle ilgili bilgiler vermek isteyen bu 4 önemli derneğin başkanları düzenledikleri toplantıda akciğer kanserinin Türkiye’deki ve dünyadaki görülme oranları ile ilgili korkunç gerçekleri de gözler önüne serdi.

Açelya Akkoyun, Onur Büyüktopçu, Ali İl, Fulya Zenginer, Rüzgar Aksoy, Tolga Güleç, Aslıhan Güner, Nail Kırmızıgül, İsmail Ege Şaşmaz, Çağla Demir, Yeliz Şar, Ececan Gümeci gibi isimlerin destek verdiği projede, akciğer kanserinden korunmanın önemine vurgu yapılıyor.

Özellikle sigara kullanımına vurgu yapılan toplantıda konuşmacı olarak yer alan Türk Akciğer Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Rıza Çetingöz şu açıklamaları yaptı: “Güzel bir amaç için bir aradayız. Çünkü artık bizim için kader değil, kötü alışkanlıklarımızın eseri olan bir hastalığı önleyebileceğimizi biliyoruz. Bu konuda farkındalığın yaratılabilinmesi için toplumun bilgilendirilmesi gerekiyor. Çünkü akciğer kanseri tüm dünyada iki milyon kişinin, dünya genelinde her 30 saniyede bir insanın ölümüne, ülkemizde her yıl yaklaşık 30 bin insanın akciğer kanserine maruz kalmasına tanık oluyoruz. Türkiye’de sigaraya başlama alışkanlığının 19 yaşından önce yüzde 90 olduğunu görüyoruz. 13 yaşından önce ise yüzde 15-30 oranında sigaraya başlanıyor. Bu nedenle özellikle gençlerin bilgilendirilmesi çok önemli. Akciğer kanserinin sosysal, ekonomik pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Yaklaşık 40-45 yaşlarından sonra ivme kazanan bu kanserde öncelikle kansere yakalanmak için para harcıyoruz sonra da kanserden yüzde 20 iyileşebilmek adına daha fazlasını harcıyoruz. Bu yüzden bu kanserin önlenebilmesi amacıyla dernekler… yaklaşık 3 yıl önce akciğer kanseri işbirliği platformu oluşturmuştur. Kansere yakalanmamanın mümkün olduğu için erken tanıdan önce halkın bilinçlenmesi yüzde 90 oranında kanserden bizi koruyacak.ampanyada, bir anne nasıl yavrusunu sakınıyorsa kendi akciğerlerimizi de o şekilde korumamızın önemini aktarmak istiyoruz.

Akciğer kanserinde risk açısından kişinin alışkanlıkları, çevresel faktörler, ailesel ve genetik faktörler değerlendiriliyor. Bunlar içinde kişisel faktörlerdeki en önemli konu sigara alışkanlığı. Şu anda sigara içen kişilerin bırakmasının sağlanması ve sigaraya başlama oranının azaltılmasıyla çok yol alacağımızı düşünüyorum. Çevre ve hava kirliliği de çevresel faktörler arasında sayılıyor. Önemli bir diğer unsur da pasif içicilik. Evde içilen bir paket sigara, pasif içicilikle çocukları 5 adet sigara içmiş kadar etkinliyor. Bunun dışında yer altı çalışanlarında, radon gazı ile evlerdeki etkileşimlerle, özellikle asbest etkileşimi ile riskler oldukça artabiliyor. Genetik açıdan bakıldığında, ailede birinci derecedeki yakınların akciğer kanseri olması, riski 3 kat artırıyor.”

akciger-kanseri

Akciğer kanserine neden olan çevresel nedenlerden ve belli başlı belirtilerinden bahseden Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Türk Toraks Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. A. Fuat Kalyoncu şunları söyledi.

“Tütün deyince sadece sigarayı düşünmeyin. Özellikle son yıllarda nargile kullanımı gittikçe artıyor. Nargile bağımlılığından uyuşturucuya geçiş de çok kolay. O ateşin etrafındaki tütünün içerisine ne konuluyor bilmiyorsunuz. Pazarlarda bugün açıkta sigara satılıyor, son yıllarda her yerde kaçak tütün ve sigara bulunuyor. Hava kirliliği de diğer önemli konu. Türkiye’de Çankırı dışında bütün illerde bu sorun var. İnsan için sigara neyse, şehirler için de kömür ve fosil yakıtlar öyle. Keşke imkanımız olsa bütün enerjimizi rüzgar ve güneşten elde edebilsek. Artık Avrupa ellerindeki bu kömürlü termik santralleri kapatıyorlar. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın yeni açıkladığı raporda dünyanın yüzde 92’sinde hava kirliliği sorunu var.

Akciğer kanserinde mesleki koşullar çok önemli. Madenlerde çalışan işçilerimiz de risk altında. Ayrıca Türkiye volkanik bir arazi. Türkiye’de yüzlerce yerde asbest tehlikesi var. Bu madde çocuk bezlerinden evlerin boyanmasına kadar birçok alanda kullanılıyor. Asbestin solunması ve yakın temas halinde olunması akciğer ve akciğer zarı kanserinin önemli bir nedeni.

Akciğer çok elastiki bir organ. Dolayısıyla başlayan tümör büyüyüp de vücutta dağılmadan bir bulgusu olmayabilir. Eğer bir kanlı tükürük, omuz ağrısı, öksürük gibi bir bulgusu varsa mutlaka doktora gitmelisiniz ancak bu bulgularla kendini göstermeyebilir de. Bu nedenle sigara içiyorsanız düzenli olarak sağlık kontrollerinizi yaptırmalısınız. Ancak her sigara içen akciğer kanseri olmuyor. Bazen de sadece ailede olan vakalar riski artırabiliyor. Bu durumda hem anneden hem babadan akciğer kanseri varsa sizin de kanser olma ihtimaliniz bir hayli artıyor. Akraba evlilikleri bu anlam da sakıncalı aslında. Varsa bir hastalığın aktarılmasına ve riskin artmasına neden olabiliyor.

Ayrıca Türkiye’de sigara içilme oranı bakımından ve bir takım mesleki koşullarla açısından akciğer kanserindeki riskin erkeklerde daha fazla olduğunu görüyoruz. Zaten Türkiye’deki akciğer kanseri hastalarının yüzde 90’ı erkek. Tedavide de erkek ve kadın hastalar arasında fark olduğunu biliyoruz.”

kanser-erkek

KANSERİN TEDAVİSİ NEDEN BU KADAR ZOR?

Akciğer kanserinin tedavisi hakkında bilgiler veren Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, akciğer kanserinin sadece yüzde 20’sinin erken dönemde geldiğini bu nedenle ameliyatla ve radyoterapi ile tedaviye çok geç kalındığını belirtti. Uluç, toplantıda şunları söyledi:

“Akciğer kanserinin tedavisinde çok ciddi gelişmeler var. Bunları anlamak için kanser nasıl oluşuyor ona bakmak lazım. Kanserde neden çok zor yol alıyoruz? Çünkü kanser aslında bizim kendi hücremiz. Kendi hücrelerimizde çevresel etkenler, toksik maddeler sebebiyle genlerde mutasyonlar oluyor ve eğer bu, vücut tarafından fark edilip tamir edilemezse ya da immün sistemimiz bunu yok edemezse kanser oluyoruz. Bunları bilmek önemli çünkü kanseri buna göre tedavi ediyoruz. Eğer hasta karşımıza erken geliyorsa en iyi yöntem kütleyi ameliyatla çıkarmak. Çıkaramıyorsak radyoterapi tedavisi yapılıyor. Ama ne yazık ki akciğer kanserinin ancak yüzde 20’si erken dönemde geliyor. Geri kalanı bize ilerlemiş safhada geliyor. O nedenle çoğu hastamızda cerrahi ve radyoterapi seçeneğini kaçırıyoruz. Bu durumda da elimizde ilaçlı tedaviler var. Yıllardır ve en sık kullanılan tedaviler kemoterapilerdir.

Kanser hücreleri çok bölünürler biz de bu özelliği kullanarak bölünmeyi engelleyici ilaçlar kullandık. Ama kemoterapinin çok fazla yan etkileri var. Çünkü vücudumuzda sık bölünen hücreler yalnızca kanser hücreleri değil. Mesela saçlarımız da hızlı bölünüyor ve kemoterapi sırasında bu nedenle saçlar dökülüyor. Son yıllardaki en önemli gelişme, akciğer kanserinin artık farklı tiplerden, farklı mutasyonlar sebebiyle oluştuğunu biliyoruz. Bu nedenle biz artık direkt hedefli tedaviler uygulamaya başladık. Yani bu kansere sebep olan gen değişikliği neyse direkt orayı hedefliyoruz. Böylece tedavi yalnızca kanser hücresini etkilerken diğer organları minimal etkiliyoruz. Bunlar da akıllı moleküller, akıllı ilaçlar olarak biliniyor. Yan etkileri az ve hap şeklinde olduğu için kullanım açısından da konforlu.”

“KANSER VE TERÖR BİRBİRİNE ÇOK BENZİYOR”

akciger-kanseri-kapak

 

Akciğer kanserinin tedavisinde diğer bir heyecan verici gelişmeden bahseden İmmüno-Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nalan Babacan ise immün sisteminin kendi askerlerini kullanmasını sağlayan ilaçları anlattı. Babacan, yakın bir zamanda ABD’den bu yöntemle ilgili güzel bir haber beklediklerini belirtti:

“İmmün sistemini güçlendirerek vücudun kendisini savaşır hale getirmek bizim için çok uzun zamandır ütopikti. Ancak 2011 yılında cilt kanseri olan bir malimelenomda immün hedefli tedavi, sağ kalım avantajı gösterdi ve ondan sonra da immün hedeflere spotlar tekrar döndü. Bu tedavi sadece aşılardan ibaret değil, immün sistemindeki bazı kontrol noktalarını etkileyen özel antikorlar da var, çok ciddi metabolik etkiler yapan ilaçlar da. Bu gelişmelerden sonra bu yöntemle ilgili araştırmalar hızlanmaya başlandı.

İkinci güzel haber de akciğer kanserinden geldi. Akciğer kanserinde şu anda ileri evrelerde onaylanmış üç tane immün hedefli tedavi var. Tümör yuvalandığı yerde immün sistem hücreleri tarafından bir şekilde sessizleştiriliyor. Bu yöntem immün sisteminin kontrol mekanizmalarını kullanarak yani kendi evinde tümörle savaşmasıyla ortaya çıkıyor. İmmün sistemi üzerindeki baskıyı ortadan kaldırarak tümörle mücadeleyi başlatabiliriz diye bir prensiple çalışmalar başlandı ve olumlu sonuçlar alındı. Bunlara ülkemizde klinik çalışmalar kapsamında ulaşılabiliyor. Onun dışında henüz ruhsat aşamaları geçilmemiş durumda.

ilac

sozcu.com.tr’ye özel açıklamalar yapan Babacan ayrıca şunları söyledi: “İmmün sistemin sağlıklı kişide daha da güçlendirilmesi ile ilgili bir veri yok. Zaten kanser hastalarının çoğu genel bağışıklık sisteminde bir sorun olan insanlar değil. Bir şekilde tümör hücreleri çoğalıyorlar, çevrelerinde immün sistemini bozucu etkilere neden oluyorlar ve orada büyümeye başlıyorlar. Ben tümörü teröre çok benzetiyorum. Eski zamanları düşünürsek Türkiye’nin genelinde terör yoktu ama kendilerine lokal yuvalar kurmuşlardı. Bağışıklık sistemimiz de askeri sistemimiz gibi ülkemizi koruyan askerler de olsa bölgede terör yine de yuvalanmaya devam etti. Tümör de bu şekilde o lokal bölgede bağışıklık sistemini etkisi altına almaya başlıyor ve yeterince çoğalınca da terör gibi yayılıyor. Şu anda da ülkemizde kaos var, aynı kanser hücrelerinin yayıldığı kanserli bir vücut gibi.”

“KANSER, BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ NORMAL ÇALIŞAN BİREYLERDE GÖRÜLÜYOR”

Bağışıklık sistemi zayıf insanlar kanser oluyor diye bir kural yok. Hatta kanser tümörü de bağışıklık sistemi genellikle normal olan kişilerde ortaya çıkıyor. Bu nedenle önceden korunmamızın bir yöntemi şu an var diyemeyiz.

Akciğer kanserindeki en güçlü çalışma faz 3 çalışmasıdır ve bu henüz sonuçlanmadı. Faz 3’ü de şu şekilde açıklayabiliriz: İlaçlar piyasaya gelene kadar çeşitli faz çalışmalarından geçiyor. Faz 1’de ilaç dozu belirlenir, faz 2’de bu ilaç etkili mi diye araştırılır. Burada da olumlu sonuçlar alınırsa faz 3 planlanır. Örneğin Küba aşısına faz 3 ile ilgili bir sonuç gelmedi. Ama Amerika’da bir çalışmadan bu konuda iyi bir haber bekliyoruz.

AKCİĞER KANSERİNDE RİSKLİ GRUP

Erken tanı için sozcu.com.tr’ye önemli bilgiler veren Prof. Dr. Rıza Çetingöz, akciğer kanserinde yüksek riske sahip kişileri sıraladı: Ailede kanser öyküsü varsa, kişi 55 yaşın üzerinde, 15 seneden daha erken sigara bırakma öyküsü varsa ve 30 yıl boyunca günde 1 paket sigara içme durumu varsa risk çok yüksek. Belirti olmasa da tarama çalışmaları yapılması gerekiyor. Ülkemizde diğer Avrupa ülkelerinde olmayan başka hastalıklar da var, tüberküloz gibi. Tüberküloz lekesini görüp kanser teşhisiyle ameliyat etme gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle dikkatli olmak lazım. Ayrıca öksürük, kanlı balgam, aşırı kilo verme gibi belirtiler de sizi doktora götüren erkenler olmalı. Günümüzde sağlığımızın en sinsi düşmanı ise stres.”

Son güncelleme: 11:09 28.10.2016
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more