Sözcü Plus Giriş
BURAK GÖRAL

İnsan ruhu kolay ısınamıyor

23 Nisan 2016

Zeki Demirkubuz, yeni filmi “Kor”da yine ‘en iyi bildiği yer'den sesleniyor bize.. Hiç kuşku yok ki Zeki Demirkubuz, Türkiye sinemasında üretkenliğiyle, izleyicilerine verdiği sinemasal hazla “iyi ki var” dediğimiz yönetmenlerden biri. Onun sinemasını “Masumiyet”, “Kader”, “Üçüncü Sayfa” gibi filmografisinin zirvesini oluşturan hikaye anlatma üzerine kurulu filmlerinin yanısıra, “Bekleme Odası”, “Yeraltı” ya da önceki filmi “Bulantı” gibi daha kişisel bir dünyayı temsil eden karakter odaklı filmleriyle ikiye ayırabiliriz. Hepsinde de en büyük meselesi insanoğlu denen varlığın bir türlü tam olarak anlaşılamayan, ancak edebiyatla bir parça olsun tarif edilebilen karanlığına bakmak.

 

Demirkubuz yeni filmi “Kor”da hem kahramanlarını alt-orta sınıfa mensup bir kadın ve iki erkeğin oluşturduğu bir hikaye anlatıyor, hem de insan ruhunun ikiyüzlü, çelişkili ve karanlık dehlizlerinde dolaşmaya devam ediyor. Emine'nin Romanya'da çalışmaya giden kocası Cemal'in eski patronu ‘Ziya Abi'siyle yaşadığı yasak ilişki, Cemal'in geri dönüşüyle sona erer. Ancak Cemal bir şeylerin döndüğünü anlar. Ziya üç çocuklu evli bir adamdır. Ama eskiden beri Emine'ye karşı bir zaafı olmuştur ve Cemal zaten bunu Romanya'ya gitmeden önce bile hissetmiştir. Ziya, Cemal'e güzel bir iş teklif eder, Cemal işi kabul eder. Emine bundan tedirgin olur, zaten olmakta da haklıdır…

Özellikle Emine ve Cemal'deki ‘ruhsuzluk’ hali yönetmenin bilinçli bir tercihi. Zaten filmin anlatmak istediği şey biraz da bu. Bütün ikiyüzlülüğüne rağmen Ziya içlerinde ne istediğini en çok bilen karakter aslında. Ama o da bu çaptaki bir konfeksiyon işinde, giyimi, konuşma tarzı ve kültürüyle biraz ‘yabancı' duruyor doğrusu. Emine ve Cemal ise birbirlerine mahkumdurlar. İntihar da boşanma da onları birbirinden ayırmayacaktır. Sorunsuz ayrılıklar oralarda pek yaşanamaz. Biri diğerini öldürene kadar bu çift kişilik mutsuzluk sürer…
Floresanların beyaz ışıklarında betleri benizleri soluk insanları izliyoruz, birbirlerini de çok anlayamıyorlar.. Sık sık birbirlerine “Ne? Nasıl? Ne gibi?” sorularıyla konuşuyorlar, söylediklerini tekrar ettiriyorlar birbirlerine, bir seferde anlayamıyorlar bazen…. O kadar soluklar ve ‘ruh üşümesi’nden o kadar muzdaripler ki sevişmekle de ısıtamıyorlar ruhlarını. Arkalarında bir yerlerde sürekli gördüğümüz o elektrikli ısıtıcıların sentetik sıcaklıklarına bağımlılar sanki. Bu ısıtıcılar bir yandan Emine'yi de temsil ediyorlar. Adamların yüzlerine vuruyor hep ısıları. Sanki Emine'de arıyorlar hep çareyi…
“Kor” biraz kısa olsa daha iyi olacak, bu denli hantal görünmeyecek ve maalesef “Kor” Demirkubuz’u ileri taşıyan bir film de değil… Deneyimli sinemacı, aynı temaların, dertlerin etrafında dönüp aynı görsel karşılıklar üzerinden anlatıyor yine tüm hikayeyi. Kapanamayan kapılar, kapı aralığından çekilen sahneler, özellikle kadın karakteri sıkıştıran kadrajlar ve diğer ezbere bildiğimiz Demirkubuz imzaları artık yetmiyor. Belki de farklı tür hikayelere de yelken açmak gerek artık..
Aslıhan Gürbüz birkaç küçük sinema tecrübesi de olan, televizyondan gelen yetenekli bir oyuncu, Demirkubuz'un dünyasında kaybolmuyor. Caner Cindoruk da kariyerinin şimdilik en iyi performansını sergilerken tecrübeli aktör Taner Birsel seyir keyfi veriyor rol aldığı her filmdeki gibi.
Kor / 3 yıldız
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Aslıhan Gürbüz, Taner Birsel, Caner Cindoruk
145 dk.

Saklı benzerlikler…

Yönetmen Selim Evci'nin “İki Çizgi” ve “Rüzgarlar”ın ardından gelen üçüncü filmi “Saklı” şimdilik kariyerinin en iyi filmi. Duru adlı üniversite öğrencisi genç kız, yakın bir arkadaşının saygı duyulan bir müzisyen olan babası Mahir ile gizli bir ilişki yaşamaktadır. Duru'nun babası Ali de Mahir ile aynı kuşaktan ama farklı bir kültürden gelen daha geleneklerine düşkün bir aile babasıdır.
Evci filminde genellikle kamerasını Duru ve Mahir'in ilişkisi üzerinde dolaştırsa da asıl anlatmak istediği şey, saklı tuttuklarıyla bir arada yaşamak zorunda olan günümüz insanının ikiyüzlü hali. Ali'nin müteahhitliği ve karşı kültüründe duran Mahir beyin sanatçılığı, onları en başta farklı dünyaların insanları gibi gösterse de; aralarında ‘saklı' duran kocaman ‘mesele' onları birbirine yaklaştırıyor. Ali beyin kızıyla olan Mahir süper ahlaklı biri değildir belki ama Ali'nin de bir ‘saklı'sı vardır. Mahir'in sanatçı, duyarlı ya da aydın olması, diğerinin de hayata daha muhafazakar bir pencereden bakıyormuş gibi gözükmesi… Bunların hepsi görünürde olandır, aslında iç yüzleri ‘saklı'larında gizlidir. İkisi de ortak bir ahlak anlayışında birleşmektedirler aslında…

Çağımız Türk toplumunun ahlaki değişimi ya da saklı tutulmaya çalışılan gizemleri üzerine düşünen filmler o kadar az ki… Evci'yi en başta bu meseleye eğildiği için tebrik etmek lazım. İlhan Şeşen ve Settar Tanrıöğen'i karşı karşıya getirmesi, Duru rolünde genç oyuncu Türkü Turan'dan çok güzel performans alması, pırıl pırıl bir görüntü çalışması ve tertemiz bir sanat yönetmenliğine olanak sağlaması… Her şey çok iyi. Ama yine de adını koyamadığımız küçük bir eksiklik hissediyor insan. Bu da hikayenin finaliyle ilgili sanırım. Belki daha net bir vakaya erişmeyi bekliyor seyirci. Sanki iki babayı da aynı çerçevede görmek yetmiyor. Daha dramatik bir ‘nihayet' istiyor öykü.
Saklı / 3,5 yıldız

Yönetmen: Selim Evci
Oyuncular: İlhan Şeşen, Settar Tanrıöğen, Türkü Turan
102 dakika

Gereksiz bir devam…

İnsan gerçekten hayret ediyor bazen! Ünlü Pamuk Prenses masalının devamını uydurup zorlama bir film yapmak mı? Kimin böyle bir talebi vardı acaba? Charlize Theron'un kötü kraliçeyi, ondan daha güzel olması gereken Pamuk Prenses'i de Kristen Stewart'ın (!) oynadığı 2012 yapımı ilk film “Pamuk Prenses ve Avcı” belli bir gişe başarısı yakalamış olsa da öyle büyük bir ilgi odağı olabilmiş değildi doğrusu. Devam filminde ise masalı zorlayıp yeni bir film çıkarmak adına ilk filmdeki olayları tam ortasına alan başka bir hikaye uydurulmuş.

Kötü kraliçe Ravenna, kralı öldürüp başa geçince, aynanın dolduruşuna gelip kız kardeşi Freya'ya büyük bir kumpas kurar. Bunun sonucunda Freya sevgiye ve iyiliğe olan inancını tümüyle yitirip ‘Buz Kraliçesi'ne dönüşür. Ele geçirdiği topraklardaki çocukları ailelerinden koparıp kendi savaşçılarına dönüştürür. İşte ilk filmde Pamuk Prenses'i kurtaran avcı Eric de o çocuklardan biridir. Yine o çocuklardan biri olan Sara'yla birbirlerine sırılsıklam aşıklardır. Freya bunu farkedince onları ayırır. Hikayenin burasında ilk filmdeki olaylar yaşanır. Pamuk Prenses'in tahtta olduğu dönemde ortadan kaybolan ‘sihirli ayna”nın Freya'nın eline geçmemesi için Eric harekete geçer.
Neresinden baksanız bir türlü kıvamını bulamayan bir hikaye bu. Çünkü biraz oradan biraz da buradan alınmış hissi vermekte. Mesela büyük oranda “Karlar Ülkesi”nden (Frozen) de esinlenilmiş sanki… Ama filmin Charlize Theron, Jessica Chastain ve Emily Blunt gibi çağımızın üç güzel kadın oyuncusunu karşı karşıya getirmesi güzel bir hoşluk yaratıyor.. Bu kadroya sık sık “Thor” olarak da izlediğimiz Chris Hemsworth'u ekleyince filmi berbat kategorisine sokamıyoruz… Çünkü bu oyuncular bir şekilde sadece varlıklarıyla bile kötü bir hikayeyi izlenir hale sokabilmeyi başarıyorlar…
Avcı: Kış Savaşı / 2,5 yıldız

Yönetmen: Cedric Nicolas-Troyan
Oyuncular: Chris Hemsworth, Jessica Chastain, Charlize Theron
114 dakika

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more