Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Amaç darbeyi önlemek olmalı bastırmak değil

31 Temmuz 2016 Yazarlar

ANALİZ

Amaç darbeyi önlemek olmalı bastırmak değil

İktidar darbe şokunu ne kadar zamanda atlatır bilemiyorum.
Ancak büyük bir korku ve paniğin hakim olduğu da gerçek.
Halk hâlâ sokaklarda, çoğu artık çok yorgun düşse de saraydan henüz bir talimat gelmediği için bayrak sallamaya devam ediyor.
Hesapta bu akşam bu gösterilerin de son akşamı. İstanbul'daki toplu taşımanın bedava olması bu gece yarısı bitecek. Tabii saray son anda bir uzatma isteyebilir.
O zaman herhalde ulaşımın bedava olmasının süresi de uzayacaktır.
Saray, artçı darbelerden korktuğu için olacak bu sokak hareketlerinin bitmemesini isterken, diğer yandan da darbe olasılıklarına karşı önlemler almaya çalışıyor.
Ordu ve bürokrasi ile iş dünyası, medya ve sosyal alandaki tasfiyeler sürerken örneğin jandarma teşkilatı kaşla göz arasında tamamen İçişleri Bakanlığı'na bağlanıyor. Ordunun yeniden yapılandırılması için çalışmalar başlatılıyor.
Bütün bunlar olabilir de, bana en tehlikeli geleni polis teşkilatını en az asker kadar güçlendirmeye çalışmaları.
Sarayın talimat verdiği içişleri bakanı polise daha fazla ağır silah alınacağını açıkladı.
Füzeler, toplar, ağır makineli tüfekler artık polis tarafından da kullanılacak. Polise tank türü zırhlı araçlar da alınacak.
“Neden?” diye sorarsanız cevabı hazır; “Ordu darbeye kalkışırsa ne ile mücadele edeceğiz?”
Bu çok yanlış bir düşünce ve uygulama.
Demokratik bir ülkede önlem “darbe olursa hangi güçle karşı çıkarım” diye alınmaz çünkü darbenin asla olmayacağı demokrasi ve hukuk düzenini yürürlüktedir.
Saray ve çevresi şu anda polisin kendisinden yana olduğu görüşünden yola çıkarak “polisi en az asker kadar güçlendirirsek bir darbeye karşı bizi korur” diye düşünüyor.
Oysa saray dayatmacı uygulamalarından vazgeçip demokrasi ve hukuk düzenini işler hale getirse, özgürlüklere ve insan haklarına saygılı olmayı öğrense, bunun darbeye karşı en etkili panzehir olduğunu da görecek.
Hiçbir demokratik ülke, iç ve dış güvenliğini sağlaması için kurduğu askeri güçleri “birbirleri ile çarpışması ihtimalini” göz önüne alarak yönetmeye kalkmaz.
Bu yöntem ancak demokrasiye inanmayan, faşist yönetimlerin aklına gelir.
Zaten onlar için de söz konusu olan ülkenin değil kendi güvenlikleridir.
Sarayın “Polisi asker kadar güçlendirelim” talimatı mutlaka bir daha gözden geçirilmesi gereken çok önemli bir karardır.
Bugün bir belayı defedelim derken yarın Türkiye'yi gerçekten bir iç savaşa götürecek yanlış adımlar atılmamalıdır.

ÇOK GÜLDÜM

Bir gecede neler öğrendik

Bu köşede dün sizlerle Ekşi Sözlük'te yayınlanan “hayali asker diyaloglarını” paylaşmıştım.
Bir de elimde darbe girişiminin ikinci gününden itibaren sakladığım bir yazı var.
Bunun da yazanını bilmiyorum, ama internet üzerinden yüz binlerce kişinin okuduğunu da biliyorum.
Fethullahçı cemaatin dinci faşist darbe girişiminin ilk günlerinde bu yazıyı yayınlamak istemedim, çünkü o anki “Allahuekber” sesleri, “mehter marşının ajitasyonu” sokaklara fırlayanların “idam-idam” çığlıkları arasında “alınganlık” yaratabileceğini düşündüm.
Ama şimdi artık durum farklı. Her ne kadar ne olup bittiğini tam anlamamış olsak da kafamızı karıştıran sorular hâlâ yerli yerinde duruyor.
İşte bu yazı daha ilk andan itibaren “düşünen, aklını kullanan” herkesin merakına neden olan sorulardan derlenmiş bir yazı.
Bakın bir gecede neler öğrendik?
– Öğrendik ki, sivil halk zarar görmesin ve karışmasın diye sabaha karşı yapılan darbe, insanların sokağa dökülebilmesi için gece yapılabiliyormuş.
– Öğrendik ki, binlerce subayın olduğu ordumuz 20-30 Fethullahçı subayı içlerinde eritememiş.
– Öğrendik ki, ordumuzun 3 tane F16'sı, 5 tane helikopteri, 20 tane de tankı varmış.
– Öğrendik ki, bu 20-30 subay darbe yaparken, diğer binlercesi pokemon oynuyorlarmış.
– Öğrendik ki, binlerce subay, uçaklarımızla, tanklarımızla bu azınlığa engel olamıyormuş. Siviller gerekiyormuş.
– Öğrendik ki, meclis bombalanabiliyor, ama CB sarayı bombalanamıyormuş.
– Öğrendik ki, CB Marmaris'ten çıkmadan önce kaldığı yer bombalanamıyormuş. Çıkması bekleniyormuş.
– Öğrendik ki, Atatürk Havalimanına sivil uçak indirmeyen darbeciler, CB uçağına engel olamıyormuş.
– Öğrendik ki, jetler CB uçağını havada taciz edebiliyor, ama askeri havaalanına indiremiyormuş.
– Öğrendik ki, Genelkurmay Başkanını esir alıp, CB'yı alamıyorlarmış.
– Öğrendik ki, polisimiz bu işi askerimizden daha iyi biliyormuş.
– Öğrendik ki, CB isteyince sokağa çıkılabiliyor, protesto edilebiliyor, hatta asker dövülebiliyormuş.
– Öğrendik ki, CB isteyince silahlının karşısına sivil sürülebiliyormuş.
– Öğrendik ki, bazı hırslar için vatandaşın, polisin ve askerin canının önemi yokmuş. 94 insanımız ölebilirmiş.
– Öğrendik ki, yakalanan darbeciler tebessüm edebiliyormuş.
– Öğrendik ki, dilimizde kalkışma diye bir sözcük varmış.
– Öğrendik ki, medyamız TRT ve Doğan grubundan ibaretmiş.
– Öğrendik ki, bu durumda interneti kesmek gerekmiyormuş.
– Öğrendik ki, darbe yapınca köprülerin bir yönünü kesmek yeterliymiş.
– Öğrendik ki, TV'de okuttukları metinde demokratik ve laik Türkiye dediklerine göre Fethullahçılar laikmiş.

YENİ ÖĞRENDİM

Boğaz Köprüsü'ne koşan iki özel harekatçının başına gelen

Beylerbeyi'nde olaya tanık olanlardan dinledim;
15 Temmuz gecesi Beylerbeyi'ndeki polis evinde oturan iki özel harekatçı polis, telsizden gelen “Köprüde bir karışıklık var, askeri araçların köprü üstünde olduğu söyleniyor, duruma bakın” anonsu üzerine “Biz çok yakınız hemen bakalım” diyerek yola çıkıyorlar.
Polis evi köprü arası zaten 500 metre ya var ya yok.
İki özel harekatçı köprüye çıkıyorlar, bakıyorlar ki Asya'dan Avrupa'ya giden trafik durmuş, gişelerin önünde askerler ve askeri araçlar var.
Ne olduğuna bir anlam veremiyorlar, biri “Galiba askeri araç bozulmuş ya da kaza yapmış” diyor. Birlikte askerlerin yanına kadar gidiyorlar “Hayrola, bir şey mi oldu, yardım edelim mi?” diye soruyorlar.
Askerler ise silahlarını doğrultup “Darbe oldu, gelin bakalım buraya” diyerek iki özel harekatçının silahlarını alıyorlar ve bileklerine de kelepçeyi takıyorlar.
Neye uğradıklarını şaşıran ve saatlerce kelepçeli olarak kalan iki polis sabaha karşı bırakılıyor.

BUNU YAZMAK GEREK

Hukuken doğru yapılmıyor ama üzülemiyorum da

Fethullahçı dinci faşist çetenin darbe girişimine destek verdiği gerekçesiyle gözaltılar ve tutuklamalar hızla devam ediyor.
Bundan elbette medya da payını aldı. Onlarca gazeteci gözaltına alındı, kimine kelepçe vuruldu, bir kısmı tutuklandı.
AKP yandaşları bu operasyonun devam edeceğini söylüyor. Onlara göre Fethullah Gülen ve cemaatine destek veren herkes haindir, darbecidir, cezalarını çekmelidir.
Ona şüphe yok. İlk günden bu yana aynı noktada duruyorum.
Gazeteci operasyonuna ise şöyle bakıyorum; operasyona uğrayan gazeteciler hakkında terör örgütüne üye oldukları, darbeye katıldıkları ya da yardım ettikleri konusunda somut belgeler varsa ağzımı açmam.
Ancak tıpkı Ergenekon ve Balyoz'da olduğu gibi kimi gazeteciler sırf yazdıkları yazılar, televizyonlarda söyledikleri sözler ya da sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle tutuklanırlarsa bu olmaz.
Bir de merkez medyanın anlı şanlı kalemleri tarafından kollanan liberal isimler var. Hürriyetin eski genel yayın müdürü yazmış örneğin Şahin Alpay'a terörist denemezmiş, ona kefilmiş.
Diğerleri terörist mi, onlara neden kefil olmuyorsun?
Bu tür akılsız yazılar sonunda yazarını da vurur farkında değil o eski genel yayın müdürü.
Bana gelince, bu isimlerle ilgili hukuken doğru yapılmıyor olabilir.
Ama bunlar yıllarca üç kuruş uğruna AKP'nin yalakalığını yapıp, Türkiye'ye olan düşmanlıklarını kusarken, Atatürk'ü, devrimlerini, Cumhuriyeti yerden yere vururken, yüzleşelim adı altında Cumhuriyet tarihine akıl almaz saldırılar yapar ve karşıdevrime su taşırken iyiydi değil mi?
Türkiye'ye bu kadar zarar veren, halkın beynini yıkayıp ülkenin neredeyse yarısını Atatürk'e, devrimlere, Cumhuriyete, medeniyete düşman hale getirenlere üzülemem açıkçası.
Hukuken hiçbir suçları olmayabilir. Ama vicdanen ömür boyu ağır hapse mahkumdur hepsi.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Kıvranıyorlar “sadece bizim dönemimizde palazlanmadı bu cemaat” diye

İktidarın cemaate karşı yürüttüğü operasyonlar bütün şiddetiyle sürüyor.
Ortalık hallaç pamuğu gibi atılıyor. Akla gelen gelmeyen her kurum ve kuruluştan yığınla cemaatçi bulunup atılıyor, kimi tutuklanıyor.
Tabii bu operasyon yürürken, iktidarı bugüne kadar eleştiren, cemaatin sinsi yapılanması hakkında uyaran kesimler de “Sana söylemiştik, hiç dinlemedin. Bugüne kadar cemaatle ortak çalışıyordun, devlete sızmalarından yakınıyorsun ama bunu yapan sendin” diyorlar haklı olarak.
Gördüğüm kadarıyla iktidar mensupları bundan çok rahatsız. Çünkü biliyorlar ki söylenenler doğru.
Bundan kurtulmak için şimdi “Evet bizi kandırmışlar, ama bu iş bizimle başlamadı, geçmişteki bütün iktidarların da payı var” diye kendilerini savunuyorlar.
Kanıt olarak komik bir şey sunuyorlar; neymiş, bugün tutuklanan generaller 80'li yılların sonlarında askeri okullara girenlermiş, o günden bu yana örgütlenmişler. AKP buna ne yapabilirmiş.
Ordu 2004'e kadar ordu içindeki cemaatçi, tarikatçı yapılanmaları önlemeye çalışır ve bu tür faaliyetleri olanları da tardederdi.
Bu iktidar 2004'ten itibaren bunun inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu ileri sürerek bu tardlara engel oldu. 2004'ten itibaren ordudan dinci faaliyetlere bulaştığı için atılan bir kişi bile olmadı, tam tersine daha önce atılanların da bir bölümü geri alındı.
Böylelikle 12 yıl boyunca ordu içinde dinci yapılanma yığılması oldu. Sonucu biliyoruz.

YAZARIN TÜM YAZILARI