Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Baktı ki Gezi bir daha olmuyor!

20 Haziran 2016

ANALİZ

Baktı ki Gezi bir daha olmuyor!

Aradan tam üç yıl geçti.
Nitelikli, duyarlı, cumhuriyetin nimetlerini bilen, demokrasi, hukuk, insan hak ve özgürlüklerine saygılı kitleler, iktidarın yaşam biçimine yönelik saldırı ve dayatmalarına karşı baş kaldırmıştı.
İktidar ise kapıldığı büyük korkunun sonucunda aşırı şiddet hatta vahşet uygulayarak, insanların ölümüne aldırmadan kalabalıkları günlerce dağıtmaya çalışmıştı.
Sonunda devletin bütün olanaklarını acımasızca kullanan iktidar Gezi protestolarını bastırmayı başarmıştı.
Ancak aradan geçen üç yıl boyunca ne saray, ne hükümet ne de yandaş yalakaları bu şanlı günleri asla unutmadı.
Her fırsatta Gezi'yi bir vandal eylemi gibi hatırlatarak, protestoları hiç bilmeyen, anlamayan, anlamaya da aklı zekası yetmeyen kitlelelere kara propaganda yaptı.
Aslında iktidar Gezi'den nemalanmayı bilmişti.
Gerginlik politikasının düşük kültürlü, düşük gelirli kesimlerde etkili olduğunu ve bunun oya dönüştüğünü görmüştü.
Bu nedenle Gezi'yi hep akılda tutmayı bir strateji olarak kullandı. Sürekli tahrik etti, yeni Gezi'ler olması için elinden geleni yaptı.
Neredeyse “Gezi duasına” bile çıkacak hale geldi.
Sonunda saray baktı olmuyor, duyarlı kitleler aynı suyla bir daha yıkanılmayacağını biliyor, tahriki açıktan yapmaya karar verdi.
“Gezi'ye o tarihi eser yapılacak.”
Yetmedi “Taksim'e cami yapılacak.”
Köylü kurnazlığı ile bir de eklenti yaptı; “Biz sanata da saygılıyız, Atatürk Kültür Merkezi'nin yerine modern bir opera da yapılacak.”
Neresinden tutalım şimdi bu sözlerin?
Tarihi eser yapılmaz. Eser zaten duruyorsa tarihidir. Yeniden yaptığınız şey tarihi olamaz. Olsa olsa eskiden var olan bir binanın yeniden yapılmasıdır.
Ama gel de bunu düşük kültürlü düşük gelirli ve düşük zekalı millete anlat.
Onlar tarihin şahlanacağını sanıyor.
Sorsanız “Topçu Kışlası nedir?” diye 100 kişiden 99'u cevabını veremez. Ayrıca bir taraftan “milli irade, halk ne istiyorsa onu yapıyoruz” diyeceksiniz, bir şeyin yapılmaması için sokaklara dökülen milyonların talebini görmezden geleceksiniz.
Neden? Çünkü bu zihniyete göre demokrasinin tanımı çok basit;
“Benim söylediğime katılıyorsan demokratsın, karşı çıkıyorsan darbecisin, milli iradeye karşısın.”
Sarayın “Gezi tahriki” beklediği etkiyi yapabilir mi?
Tepkilerin olacağı kesindir. Ama üç yıl önceki gibi bir kalkışma olması olasılığı yüksek değildir.
Duyalı insanlar nasıl bir tuzağa çekildiklerini görecek kadar aklı selim sahibidir.
Saray, bu tahrikiyle “ülkeyi yönetemez” olduğunu da itiraf etmiş duruma düştü.
O halde gözler başka alanlara çevrilmeli. Ülke sorunlarını bilmeyen, aldığı avantalarla kendini dünyanın en şanslı ve güçlü insanı sanan, akıl, zeka, mantık ve bilgiden yoksun insanların gerçekleri öğrenmesi yerine sanal olaylarla oyalanması sağlanmalı.
Eh bu arada küçük Gezi kalkışmaları olur da onlar gaza ve suya boğulursa, “işte vandalları görüyorsunuz” popülizmi ile durum bir süre daha idare edilir.
Yazık oluyor Türkiye'ye.
Bu ülkenin gerçek vatanseverleri bu feci durumu hiç hak etmiyor.

Bİ SORALIM BAKALIM

Milli Takım'la 10 günlük tatile gidenler mutlu mu?

Skandal kamuoyuna pek yansımadı.
Çünkü yansıtmakla görevli olanların büyük bölümü skandalın içinde.
Böyle olunca da kimsenin haberi olmuyor.
Neden söz ediyorum?
Türkiye Futbol Federasyonu Avrupa Şampiyonası için Fransa'ya 900'ü aşkın kişilik bir kafileyle gitti.
Bu kişilerin tüm yol, otel, yiyecek, içecek ve maç bileti masrafları da federasyonun bütçesinden ödendi?
Kimin parasını kime veriyorlar Allahaşkına?
Futbol Federasyonu'nun böyle bir görevi ya da yükümlülüğü yok.
Federasyon yönetim kurulu, Yüksek Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu, çeşitli futbol dernekleri, milletvekilleri, kulüp başkanları ve çok sayıda gazeteci bu ballı gezi için Fransa'ya götürüldü.
Sadece turizm şirketlerinin bir haftalık tur için istedikleri paradan yola çıkarsak Milli Takım'ın hüsranına tanık olunması için harcanan para 2 milyon liradan fazla.
Bir şehit yakınına 50 bin lirayı eli titreyerek veren devletin iktidar yalakası kimi beyzadelere tatil yaptırmak için bu kadar para harcamasına toplumun vicdanı acaba elverir mi?
Vermemesi gerek tabii de, bakalım bu skandalı soruşturacak ve hesap soracak bir merci çıkacak mı?

YENİ ÖĞRENDİM

Arabanız çekildiğinde çekici parası ödemek zorunlu değil

Özellikle İstanbul'da yaşayanların kâbuslarından biri mafya gibi çalışan bazı trafik vakıflarının rastgele araç çekmesi.
Yıllardır yazıyorum bu konudaki başıbozukluğu ve keyfiliği.
Ama başında önemli resmi kişilerin ve bazı işadamlarının bulunduğu bu vakıflar ne yasa ne hukuk tanımıyor.
Örneğin bu hukuksuzlardan biri, çekilen araç için “çekici ve otopark parası” alınması.
Yasaya göre aracı çekilen kişinin bu parayı ödemesine olanak yok.
Ancak valilik bunu keyfi olarak uyguluyor.
Geçen hafta tüketici hakları konusunda uzman olan ve Ulaşım ve Turizmciler Derneği Genel Başkanlığı yapan Ersin Kula ile konuştum.
Kula bu yasa dışılık ile uzun süredir mücadele ettiğini belirterek “Yönetmeliğin değiştirilmesi için UKOME'ye başvuru yaptık. Aslında onlar da durumun farkında. Şimdi yönetmeliğin değiştirilmesi için oturup karar verecekler” dedi.
Ersin Kula “sanıyorum onlar da bu işin kolay yoldan çözülmesini isteyeceklerdir. Aksi takdirde biraz uzun yolu seçerek mahkemeye gideceğiz ama o zaman kuralsızlığı bugüne kadar yapan herkes sorumlu olacaktır” diye konuştu.
Bakalım, olacak mı?
Benim umudum yok. İstanbul'da araç çektirenler mafya gibi çalışıyor. Bu işte büyük kazanç var. İktidarda ise hukuku tanımayanlar oturuyor. Rahatlarını bozarlar mı?

ÜZÜLDÜM

Atatürk için dua edilmesi vasiyet edilemezmiş

Çok değerli bir büyüğüm olan bir dostumun kızkardeşinin eşi vefat etti geçen hafta.
İngilizce öğretmeni olan merhum, eşine “cenazemde Atatürk için de dua edilmesini mutlaka sağla” demiş.
Aile cenaze namazının kılınacağı Güzelyalı Hakim Efendi Camii'ne vardığında, imama “Namazdan sonraki dua sırasında lütfen Atatürk'ün de adını anın, merhumun son isteği idi” demişler.
İmam efendi bu talebe karşı çıkmış. “Bu günahtır” demiş.
Ancak ailenin ısrarı üzerine sıra dua etmeye gelince cemaate dönüp “Bu merhum bir vasiyette bulunmuş. Aile bana intikal ettirdi. Onlar da bilmiyorlar bunun günah olduğunu. Ben bu sorumluluğu almak istemiyorum. Ancak bir defaya mahsus isteği yerine getireceğim. Ama bir daha öyle bir şey istemeyin, çünkü yol olur” demiş.
Bunun üzerine cenaze namazı kılan ve cenazeye gelenler imamı alkışlarla protesto etmişler.
Durumu bana aktaran büyüğüm “Ne hale geldik. İnsanların son arzusu olan duayı bile çok görüyorlar. Fatiha okurken Atatürk'ün adını anmak bile bunlara zul gelmeye başladı. İnsanı dininden de memleketinden de soğutuyorlar” dedi.
Sessizce dinledim. Yüreğim öfke doldu ama belli etmemeye çalıştım.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

10 Yıl Marşı eskidi mehter verelim

İktidarın “dindar-kindar” politikası şımaran dinci kesimde bir “saçmalama iklimi” de yarattı.
Biri çıkıyor “Namaz kılmayan hayvandır” diyor bir başkası “Kendi kızına şehvet duymak mümkündür” diye fetva veriyor, bir başkası “Oruç tutmayanın katli vaciptir” buyuruyor.
Son saçmalıklardan birini de Bolu Milli Eğitim Müdürü yaptı biliyorsunuz.
Lise mezuniyet töreninde 10. Yıl Marşı'nı yasaklattı.
Gerekçesi de çok saçma. 10. Yıl Marşı artık eskimiş. Erdoğan iktidarı zaten 100'üncü yıl marşı besteletecekmiş.
Saçmalayan müdür 10. Yıl Marşı yerine mehter çalınmasını istemiş.
Kafaya bak. Üzerinden 80 yıl geçen 10. Yıl Marşı eskidi ama 1350'den gelen mehter yepyeni sanki.
Ne diyeyim?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Aynı soruları topluca tekrar soralım

Gazetecinin işi soru sormak.
Bu iktidar zihniyetinin “Yeni Türkiye” dediği ortamda en kolay iş sorulara cevap vermemek.
Hesap verme konumunda olanlar her şeye kulaklarını tıkıyorlar, soruları yok sayıyorlar.
Devletin tüm erki ve yargı tamamen ellerinde olduğu için de cevap verilmeyen sorular konusunda kimse bir şey yapamıyor.
Bugün iki konuda daha önce defalarca sorduğum soruları tekrarlamak istiyorum.
Cevabını vermeseler bile tarihe geçer.
Önce Fethullahçı pilotlarla ilgili sorular;
Rus uçağını düşüren pilot Fethullahçı terörist miydi?
F-16 pilotlarının yarısı Fethullahçı terör örgütü mensubu mu?
Bu pilotlar ilk askeri şurada tasfiye edilecekler mi?
Genelkurmay başkanı buna karşı çıkarsa kendisi de görevden alınacak mı?
Gelelim diploma ile ilgili sorulara;
Erdoğan askere giderken askere hangi mezuniyet belgesini verdi?
1991 genel seçimlerinde YSK'ya verilen belge neydi?
1994 yerel seçimlerinde YSK'ya verilen belge neydi?
2004 Siirt özel seçimi için hangi belge verildi?
2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi için hangi belge verildi?
Marmara Üniversitesi kendi mezunu olmadığı halde Erdoğan adına neden diploma hazırladı?
Erdoğan'ın hangi okuldan mezun olduğu neden sır gibi saklanıyor?
Özellikle diploma konusunda şunu söylemek istiyorum.
Marmara Üniversitesi ısrarla “defalarca açıklandığı halde” diyor.
Ne zaman hangi açıklama yapıldı?
Artık gerçek olmadığı belli olan diplomanın “defalarca açıklandığı halde” tanımına girdiğini, adlarının önünde profesör unvanı olan üniversite yöneticileri ellerini vicdanlarına koyarak söyleyebilirler mi?