Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

“Başaramazsınız” lafı güzel de daha neyi başaracaklar?

23 Ağustos 2016

ANALİZ

“Başaramazsınız” lafı güzel de daha neyi başaracaklar?

Neyse ki “sabrımızı taşırmasınlar” edebiyatını şu sıralar kullanan fazla kişi yok.
Ancak yıllardır söylenen “terör döktüğü kanda boğulacak” ya da “ne yaparlarsa yapsınlar başaramayacaklar” klişeleri sürüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziantep'te 54 masum insanın canına kıyan IŞİD saldırısından sonra yine “başaramayacaklar” dedi.
Erdoğan bu kez teröristlerin dinci IŞİD'li çıkmasından sonra “bizim için FETÖ, PKK, IŞİD aynı” cümlesini de kullandı yine.
Oysa nedense PKK saldırılarından sonra IŞİD'i de anmak pek aklına gelmiyor. Ne zaman ki IŞİD kanlı bir saldırıda bulunuyor, o zaman diğer terör örgütlerini de sayarak “Hepsine karşıyız” diyor.
“Başaramayacaklar” sözü elbette etkilidir.
Halka moral verir.
Ama ne kadar gerçekçidir, işte orası tartışmalı.
PKK terörü başladığından beri “terörle bir yere varılamayacağı” nutukları dinledik ülkeyi yöneten isimlerden.
Peki, terör aslında istediği yere varamadı mı?
PKK terörü 30 yılı aşkın süredir başımızın belası.
Bir yere varmadığını mı düşünüyoruz?
Başarısız olduğunu mu sanıyoruz?
Tam tersine, PKK terör sayesinde bir yerlere vardı, kendi adına çok başarılı oldu.
Biz sadece bunun kabul etmemenin doğru olduğunu dayatmaya çalışıyoruz bu millete.
Örneğin PKK terörü başarılı olmasa açılım süreci başlar mıydı?
Belki “açılım oldu ama sonu kötü oldu” diyeceksiniz buna karşı PKK'nın siyasi anlamda katettiği mesafeyi de bir düşünün o zaman.
Koro halinde “teröre karşı dik duruyoruz, istediklerine ulaşamayacaklar, başaramayacaklar” demek doğru ve mantıklı gözükse de şunu da sormamız gerekiyor; “Ne istiyorlar?”
Belki onlar aslında istediklerine kavuşmuş durumdalar.
Teröristler cumhurbaşkanı olmak istemiyor ki.
Hükümeti kurmak da istemiyor.
Eskiden bir “bölücülük” lafı vardı, şimdi anlıyoruz ki bölünmeden de pek yana değiller.
Ama devletin her yanındalar.
Medyaları var, akademisyenleri var, kendilerine siper olan sözde aydınları var.
İş dünyasında, poliste, askerde, bürokraside, yargıda destekleyenleri var.
İşlerini hallediyorlar, silah, mühimmat, propaganda ve en önemlisi kendilerini iyi yaşatacak paraları da bulabiliyorlar.
Başardılar yani uzun lafın kısası.
“Başaramayacaklar, döktükleri kanda boğulacaklar, teslim olmayacağız, dik duracağız” türü laflar artık sadece teselliden ibarettir.
Bunu bilmemiz ve terörü bitirmek için başka önlemler aramamız gerekiyor.

ÖNERİ

Amerika'ya 85 koli göndermenin alemi yok

Amerika'ya çok kızıyoruz.
Bizi anlamadığını söylüyoruz. Darbeye karşı tepki vermemesini anlamıyoruz.
En önemlisi örgüt lideri Fethullah Gülen'i iade etmemesi bizi çıldırtıyor.
İktidar, Amerika'ya 85 koli belge gönderdiğini açıkladı. Bu belgelerde Fethullah Gülen'in nasıl darbeci olduğu açıkça ortaya çıkıyormuş.
Belgelerin ne olduğunu bilemiyoruz tabii.
Ayrıca “85 koli” deyince insanın gözünün önüne bir şey gelmiyor. Galiba “çok sayıda” demek ve inandırıcı olmak için “koli” hesabı ile anlatmaya çalışıyorlar.
Ancak bana göre 85 koli belge göndermenin hiçbir anlamı olmayabilir.
Hatta ters etki bile yaratabilir.
Çünkü bu kadar çok belgeyi Amerikalı yetkililerin okuması, değerlendirmesi mümkün değil.
Ya da bu kadar çok belge gönderirseniz adamlar da “Tamam hepsini dikkatle inceleyeceğiz” derler ve bunu yıllara yayabilirler.
Oysa 85 koli belge yerine “adam gibi” birkaç belge sorunu çözebilir.
“Nedir?” bu derseniz bilemem. Devletin istihbarat güçleri herhalde Gülen'in terörist olduğunu gösteren somut belgelere sahiptir.
Yoksa “Bu adam darbeye kalkıştı” dediğimizde dünyada bizi ciddiye alan çıkmaz.

DEDİKODU

Kahvehanelere dinleyici yerleştirilmiş

Vallahi burası Türkiye, doğru olabilir mi, olabilir.
Ciddi biri anlattı; cemaatçileri yakalamak ve hükümet/devlet aleyhine yapılan konuşmaları dinlemek için kahvehanelere “dinleme cihazları” yerleştirilmiş.
Ama asıl bomba başka. Bu iktidar muhtarlara daha rahat ve huzurlu ortamlar vaat etmişti ya, işte pek çok muhtarlık binası bu kapsamda yenilendi.
Bunların hepsinde dinleme cihazları varmış. Çünkü muhtarlıklar halkın en çok konuştuğu yerler. Şikayetler hep burada dile getirilir.
Bu bilgileri “dedikodu” olarak yazıyorum elbette. Bu nedenle biri “yalan” falan derse bir anlamı yok.
Dedikodu olmasına rağmen Türkiye'de “istihbarat yapmak” için böyle “sivri akıllı” fikirlere sahip birçok kişi vardır.
Olacak bir darbeyi, bir terör saldırısını önceden öğrenemezler ama Cumhurbaşkanı'na bilmem nerede hakaret eden bir kişiyi “şıp diye” bulup mahkemeye çıkarırlar.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bu adam FETÖ'yü araştıracakmış

Televizyonlardaki tartışma programlarını izleyenler için eski savcı Reşat Petek adı hiç yabancı değildir.
Yıllarca ekranlarda dinci faşist Gülen cemaatinin Türkiye'nin başına ördüğü çorapları hararetle savunan, Fethullah Gülen'e toz kondurmayan, kendi fikirlerine katılmayanlara “darbeci, postalcı, vesayetçi” hatta “hain” damgasını vurmaktan çekinmeyen biridir.
Birçok programda defalarca karşı karşıya geldik.
Kendisinden açık bir nezaketsizlik görmemiş olsam bile her programda güya “demokrasi” için Gülen Cemaati'ni yere göğe sığdıramazdı.
Ergenekon, Balyoz ve diğer rezil kumpas davalarını tartıştığımız programlarda bu Reşat Petek akıl almaz biçimde cemaatin AKP iktidarıyla birlikte yaptığı tüm pis işlere sahip çıkardı.
Şimdi öğreniyoruz ki bu kişi Meclis'te FETÖ'yü araştırma komisyonuna gönderilmiş.
Hani ünlü fıkra vardır, bu durum tıpkı öyle.
Tilki iş başvurusunda bulunmuş, yetkililer “Bir tek kümes müdürlüğü boş, kabul eder misin?” demişler.
Tilkinin kıvrandığını görünce “ne oluyor?” diye sormuşlar. Tilki biraz nefeslendikten sonra “Ne yapayım gülmekten kabul ettiğimi söyleyemiyorum ki” cevabını vermiş.
Reşat Petek cemaati temizleme operasyonumuza hayırlı olsun. Demek ki amaç temizlik değil.
Hoş Petek dışında hangi AKP milletvekilini getirseniz bu göreve fazla bir şey de fark etmez ya…

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Erol Olçok'un ölümündeki sır aydınlatılmalı

Dinci faşist çetenin darbeye kalkıştığı gecenin en önemli olaylarından biri bana göre AKP'nin en önemli isimlerinden Erol Olçok'un 16 yaşındaki oğluyla birlikte çıktığı Boğaziçi Köprüsü üzerinde vurularak hayata veda etmesi.
Bu olay adeta bütün sırlarıyla kapatıldı.
Oysa bana göre çok önemli sorular var ve bunların mutlaka cevaplandırılması gerek.
Erol Olçok AKP'nin isim babası.
Bütün siyasi kampanyalarını yöneten kişi.
AKP'nin propaganda işlerini Erol Olçok yürütüyor, partinin sloganlarını, şarkı ve marşlarını hazırlıyordu.
Medyaya dağıtılan kamu/özel tüm reklamlar da Olçok'tan geçiyor, o hangi medyaya ilan verilmesi hangisine verilmemesi gerektiğini tayin ediyordu.
Olçok Erdoğan'a en rahat ulaşan ve sözünü de dinleten isimlerin başında geliyordu.
Böyle bir kişinin “darbe başladı” diyerek Boğaziçi Köprüsü'ne koşması ve en önde tankların üzerine yürümesi bana hiç mantıklı gelmiyor.
Hele yanına 16 yaşındaki oğlunu alması olacak şey değil.
Darbe bu çocuk oyuncağı değil. Elbette ülkesini seven, demokrasiye inanan biri olarak tepki gösterecektir hatta sokağa da fırlayacaktır belki ama bu kadar önemli bir ismin hiçbir güvenlik önlemi olmadan, hatta orada olduğu bile bilinmeden meçhul bir karanlığa koşması bana çok tuhaf geliyor.
İkinci merakım ise, Olçok'u ve oğlunu vuran katiller saptandı mı?
Olçok ve oğlu hangi silahlardan atılan mermilerle can verdiler. Oradaki askerler ve ellerindeki silahlar belli. Hepsi ordu malı olduğuna göre merminin hangi tüfekten çıktığını bulmak çok kolay.
Olçok ve oğlu askerin tüfeğinden çıkan mermiyle mi, tabancayla mı, suikast silahı ile mi vuruldu.
Bunu öğrenmek hepimizin hakkıdır.

BUNU YAZMAK GEREK

Teröre karşı halkı sokağa çağırmak çok tehlikeli

İktidarın kalemşorleri darbeye karşı halkın günlerce sokaklarda kalmasından çok mutlu oldular.
Ancak ne çare ki saray “tamam artık herkes evine” talimatı verince eylemlerin bitmesinden pek hoşnut kalmadılar.
Üst üste gelen kanlı terör saldırıları şimdi bu kalemşorleri yeniden iştahlandırdı.
Diyorlar ki “nasıl darbeye karşı sokaklarda kaldıysak, şimdi de teröre karşı nöbet tutalım.”
Kulağa hoş geliyor da bunun ne kadar tehlikeli olduğunu görmüyorlar mı?
Darbeye karşı eylemler bu ülkede aklı başında olan herkesin itiraz etmediği halk hareketleriydi.
Her ne kadar hepsi iktidar tarafından düzenlense, halka bedava yemekler, hediyeler dağıtılsa, şarkıcılar bedava konser verseler de yüz binlerce kişi gerçekten samimi duygularla alanlara koştu.
Kimse darbeden yana tavır koyamayacağı için de bu gece eylemlerinin birinde bile tatsızlık olmadı, bir olay çıkmadı.
Oysa aynı duygularla “teröre karşı sokağa çıkmak” farklı.
Bir kere terörün tarafları var.
Bazı terör eylemlerini destekleyen, açıkça destekleyemese bile en azından sessiz kalanlar var.
Senin teröristin benim teröristin ayrımı yapan ve kendinden gelen teröre ses etmeyen, kendinden olmayana ise şahin kesilenler var.
Hepsinin ötesinde ortada çok vahşi terör örgütleri ve bunların militanları var.
Böyle bir ortamda geceler boyu sokaklarda kalmak çatışma çıkmasını körüklemektir.
Elazığ'da PKK terörüne, Gaziantep'te IŞİD terörüne karşı gece sokaklarda olursanız, Elazığ'daki kalabalıklara PKK'nın, Gaziantep'teki kalabalıklara da IŞİD'in saldırması olasılığını göz ardı edemeyiz.
Eylemlerin şehvetine kapılıp “haydi sokağa çıkalım” diyenlerin iki kere düşünmesi gerek.
Doğrusu, bu kez organizasyonunda muhalefetin de yer alacağı çok büyük tek bir mitingdir.