Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Başbakan kime “Hodri meydan” diyor?

19 Mart 2016

ANALİZ

Başbakan kime “Hodri meydan” diyor?

Dokunulmazlık konusu oldum olası siyasetçilerin ağzındaki en popülist sakızlarından biridir.
Konu bulamayan siyasetçi hemen “Dokunulmazlıklar kaldırılsın” demeye başlar. Çünkü bunun toplumdaki karşılığı her zaman vardır. Vatandaş her nedense seçmek için büyük çaba harcadığı insanların “Dokunulmazlığını” konuşmaktan çok hoşlanır.
Şimdi yine bir “Dokunulmazlık” vakası ile karşı karşıyayız.
Saray HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması talimatı verdi biliyorsunuz.
Hükümet önce pek asılmadı dokunulmazlıkların kaldırılmasına.
Saray üsteledi, birkaç daha tekrarladı talimatını.
Muhalefet ise “Madem dokunulmazlıklar konuşuluyor o zaman herkesinki kalksın” dedi.
Noktayı Başbakan koydu “Meclis'e tezkeresi gelen bütün milletvekillerinin dokunulmazlığını tek seferde kaldıralım” dedi.
“Tek sefer”in özelliği şu; anayasa gereği Meclis'e milletvekilleri için gönderilen tezkereler tek tek ele alınmak zorunda. Başbakandan öğrendiğimize göre Meclis'e 506 fezleke varmış. Bu durumda hepsinin tek tek incelenmesi aylar alacak.
Başbakan da çareyi bulmuş “Anayasada küçük bir değişiklik yapalım, dosyalarla tek tek uğraşmayalım, bu sayede hiçbir şey yapmadan hepsinin dokunulmazlığını kaldıralım.”
Sonra da ekliyor “Hodri meydan diyorum.”
İyi de kime bu “Hodri meydan.”
Dokunulmazlıklar konusunda muhalefet aykırı bir şey söylemiyor ki. Bu efelenme neden o zaman?
Sanıyorum AKP kurmayları “Hodri meydan dersek, muhalefet ‘acaba bunlar bir oyun mu hazırlıyor' diyerek karşı çıkarlar. O zaman da biz ‘işte dokunulmazlıkların kaldırılmasına bunlar karşı' propagandası yaparız” dediler.
Muhalefet karşı çıkar mı bilemem, ama şöyle bir gerçek de var; Asıl amaç HDP'lilerin dosyalarını tek tek inceleyerek oyalanmamak. Anayasa değişikliği sayesinde bunu toptan halletmek istiyorlar.
AKP'nin dün 3 partiye sunduğu teklife göre anayasa değişikliği geçici madde olacak. Yani bu durum atlatıldıktan sonra eskiye dönülecek.
Anayasa'nın eşitlik, hukuka uygunluk ilkeleri göz önüne alındığında kararın sadece belli bir amaçla alındığı herkes tarafından bilindiğinden bir süre sonra “Anayasaya aykırılık” iddiaları da gelecektir.
Siz teröre destek oldukları için HDP milletvekillerine öfkelenebilir ve “tabii ki Meclis'ten atılsınlar” diyebilirsiniz. Ama bunu yaparken hukuku eğip bükerseniz daha sonra karşılaşacağınız sorunların altından kalkamazsınız.
Böyle hızlı bir değişiklikle neredeyse bütün HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkar ve mahkemeler de pek çoğunu tutuklar. Hızlı mahkûmiyetlerle dokunulmazlıkları kalkan bu milletvekillerinin görevleri de sona erer yani milletvekillikleri de düşer.
AKP asıl oyununu işte o zaman oynamaya başlarsa iş işten geçtiği için muhalefetin manevra alanı da daralır.
Hemen yapılacak bir ara seçimde HDP parti olarak seçime giremez, bağımsız adaylarla girse bile AKP bu seçimden ihtiyacı olan 14 milletvekilini çıkarır ve anayasa referandumu için gerekli 330'a ulaşır.
AKP sanıyorum bu oyunu muhalefetin görüp karşı çıkacağını hesaplayarak “İşte yine kaçtılar” demeye hazırlanıyor.

ÖFKELİ ADAM

Bu İbrahim Kalın ne dediğinin farkında mı?

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın Twitter hesabından bir mesaj paylaştı birkaç gün önce.
Bu mesaj Amerika'nın eski Ankara Büyükelçileri Abramowitz ile Edelman'ın Washinton Post gazetesine yazdıkları yazıya cevap! niteliğindeydi.
İki eski büyükelçi ortak imzalı yazılarında Erdoğan'ın ilk başlarda reformcu değişimci kimliği ile yol aldığını ama son zamanlarda otoriterleşerek reformculuktan saptığını ileri sürerek “Erdoğan ya reformlara geri dönsün ya da istifa etsin” demişlerdi.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın da Twitter hesabından şu mesajı paylaşmıştı;
“Kendini sömürge efendisi zanneden iki eski ABD büyükelçisi “Erdoğan istifa etsin” yazmış. Türkiye'ye talimat verdiğiniz günler geçti beyler.”
Elbette büyükelçi de olsa iki yabancı kişinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı istifaya çağırmasına tepki göstermek durumundayız.
Ancak Cumhurbaşkanlığı sözcüsü makamında oturan bir kişinin iki eski büyükelçiye güya cevap verirken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yerin dibine sokmaya hakkı olabilir mi?
Tamamen sarayda oturan kişinin hırs ve öfkesinin yansıması olan cevaba bakar mısınız; “Türkiye'ye talimat verdiğiniz günler geçti.”
Yani Cumhurbaşkanı'nın sözcüsüne göre Türkiye'deki yöneticiler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, hükümetler, Amerika'dan talimat alıyor ve bunları yerine getiriyordu. Her şey Tayyip Erdoğan'ın iktidar olmasıyla değişti. Artık Amerika Türkiye'ye talimat veremiyor.
Eğer İbrahim Kalın daha önceleri Amerikan büyükelçilerinin Türkiye'ye talimat verildiğini biliyorsa bunu açıklamak zorundadır.
Hangi başbakanlar bu talimatları almıştır?
Adnan Menderes böyle bir talimat almış mıydı örneğin?
Ya da Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı mı kastediyor?
Süleyman Demirel midir talimat alan?
İbrahim Kalın yoksa Turgut Özal'ı mı ima etmektedir?
Tansu Çiller ya da Mesut Yılmaz talimat alan başbakanlar arasında mıdır?
Unutmayalım 65 yıllık çok partili hayatımızda bu sağcı isimler dışında başbakanlık yapan bir İsmet İnönü ve bir de Bülent Ecevit var. İbrahim Kalın 65 yılın sadece 4 yılında başbakanlık yapan bu iki ismi ya da 12 Eylül darbecilerini kastediyorsa bilemem tabii.
Ancak İbrahim Kalın'a şunu hatırlatmakta yarar var;
Türkiye'deki hiçbir cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet üyesi ya da başka yöneticiler ne Amerika'dan ne başka bir ülkeden talimat alarak iş yapmamışlardır.
Ayrıca hiçbir eski devlet adamı talimat almadığı gibi hiçbiri için de “Aman bizimkini kanalizasyona süpürmeyin, kullanmaya bakın” gibi yalvaran danışmanlar çıkmamıştır.

ŞAŞIRDIM

Davutoğlu'nun istifa ettiği söylentileri çıktı

Ankara çok hareketli günler yaşıyor. Bütün hareketlilik içinde çoktandır konuşulan bir konudaki dedikodular da çok arttı.
O dedikodu Başbakan Davutoğlu'nun istifa ettiği.
Bazı gazetelerde ve sosyal medyadaki saray yanlılarının Davutoğlu'nun gideceği yerine Binali Yıldırım'ın geleceği zaten bir süredir iddia ediliyordu.
CHP Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan dün Başbakan'a bir soru önergesi vererek “İstifa edip etmediğini” sordu.
Tayan istifaya “Ankara'daki patlamalardan sonra bazı bakanların Davutoğlu'ndan önce saraya bilgi vermelerinin” neden olduğunun söylendiğini de belirterek “Bu bilgi doğru mudur?” diye sordu.
Başbakan göreve devam ettiğine göre istifa yok ya da kabul edilmedi ama iktidar içindeki kaynamayı bilenler “Bu söylentiler bitmeyecektir” yorumunu yapıyor.

KOMİK

Saray onay verene kadar panik halindeydiler

Başbakan Davutoğlu'nun dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda açıklama yapmasından sonra sosyal medyanın AKP trolleri kanadında bir süre şaşkınlık yaşandı.
İktidarın “hükümetten yana” olan kesimleri kararı hararetle alkışladılar. Destek mesajları yayınladılar.
Buna karşı AKP'nin “saray” kanadı Davutoğlu'na ilk anda karşı çıktılar.
Bazıları “Nereden çıktı bu?” diye sorarken bazıları da “Böyle bir girişim işi sulandırmaktır, hükümet ne yapmak istiyor?” diye sordular.
Ünlü saray trollerinden biri ise “Oyunu görmüyorlar mı, işin ucunu Tayip Erdoğan'a götürmek isteyenlere imkân sağlanıyor” diye bile yazdı.
Niye böyle oldu biliyor musunuz, çünkü saray bu haberi duyduğunda hemen karşı çıktı.
Bu kamuoyuna elbette açıklanmadı ama AKP'li yandaş kalemlerin yazılarından bunu öğrendik.
Sonra bir hukukçu heyeti saraya gitmiş, Erdoğan'a bu girişimin mantığını anlatmış, o da ikna olmuş ve “tamam” demiş.
Saray trolleri ancak bundan sonra rahatladılar da dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde olumlu mesajlar vermeye başladılar.
Önemli bir not ekleyeyim; sarayın önce karşı çıkması ama sonra ikna olması insanın aklına “mutlaka bir cinlik bulmuşlardır, ki saray da ikna olmuştur” kuşkusunu getiriyor. Bunun için diğer yazıma bakabilirsiniz.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Almanya'ya tepki valiye bırakılamaz

Almanya'nın yaptığının hiçbir özrü yok.
Sen kalk koca bir devleti kenara bırak “Bize yönelik bir terör eylemi olacakmış” de, büyükelçiliğini, konsolosluklarını ve hatta Alman yöneticilerin bulunduğu okulları tatil et.
Bir ülkeye “muz cumhuriyeti” muamelesi yapmaktır bu.
Ama ne yazık ki bizim iktidarımız Almanya'nın bu görülmemiş hakaretini sineye çekti, tepkiyi bile İstanbul valisine bıraktı.
Bir devlet nasıl olur da, temsilcilerinin bulunduğu bir başka devlete haber vermeden, yardım istemeden, kendiliğinden güvenlik önlemi adı altında tatil kararı verebilir?
Bu iktidara bunu da yaptılar.
Almanya'nın yaptığının özrü olmadığı gibi affı da yoktur olamaz.
Ne yazık ki, içeride kamuoyuna “dünya lideriyiz, herkes bize hayran, hepsini dize getiriyoruz” nutukları atılırken, aslında dışarıya karşı boynu hep bükük, sesini çıkaramayan, çaresiz bir ülke konumundayız.
Kimse kendini kandırmasın.

 

 

 

 

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more