Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Diploma piyasası yine karıştı

30 Mayıs 2016

ANALİZ

Diploma piyasası yine karıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın üniversite diploması olup olmadığı konusu hâlâ bir muamma.
Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmeden önce yasa gereği sunduğu bir diploma var ortada. Ancak bu diplomanın gerçek olup olmadığı konusunda çok ciddi tereddütler var.
İşin ilginç yanı, çok basit bir şekilde kanıtlanacak ve kapatılacak bir konu sarayın suskunluğu, ilgili makamların da “korku suskunluğu” nedeniyle bir türlü çözülemiyor.
Erdoğan'ın diploması konusu en son nisan ayı sonlarında gündeme gelmişti.
CHP milletvekili Barış Yarkadaş Başbakan Davutoğlu'nun cevaplaması isteği ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasının geçerli olup olmadığını sormuştu.
Başbakanlık 15 günlük sürede cevap vermesi gerektiği halde henüz konuyla ilgili bir açıklama yapmadı.
Yarkadaş aynı sırada Marmara Üniversitesi Rektörlüğü'ne “Bilgi edinme hakkını” kullanarak aynı soruyu sormuştu.
Rektörlük cevabı 17 gün sonra verdi ama durum yine netlik kazanmadı.
Çünkü rektörlük Yarkadaş'a verdiği cevapta benzer bir sorunun daha önce yine bir CHP milletvekili olan Ali Rıza Öztürk tarafından sorulduğunu, ilgili cevabın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderildiğini ve bilginin buradan alınması gerektiğini söylüyor.
Barış Yarkadaş bunun üzerine Meclis'e gönderilen cevabı aradığını ancak sadece boş bir kâğıtla karşılaştığını söyledi.
Yarkadaş bunun üzerine Bilgi Edinme Üst Kurulu'na Marmara Üniversitesi Rektörlüğü'nü şikayet ettiğini ve sorusunun cevaplandırılmasını istediğini kaydetti.
Diploma piyasasını karıştıran yeni olay ise hafta sonunda yaşandı.
Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan bir kişi savunmasında Erdoğan'ın üniversite diploması olmadığını belirterek “Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün olmayan birine hakaret etmem de mümkün olmaz” deyince, sarayın avukatları mecburen mahkemeye diploma ile ilgili açıklama yapmak zorunda kaldı.
Ancak avukatlar diploma koymak yerine garip bir yorum yapınca kafalar iyice karıştı.
Saray avukatı savunma sırasında “Cumhurbaşkanı'na yönelik mezuniyeti ile ilgili çirkin yaklaşımları reddediyorum. 2547 sayılı kanunun 3'üncü maddesinde hüküm vardır. Buna göre yüksek öğretim tanımı orada yapılmıştır. Yüksek öğretim milli eğitim sistemi içerisinde, orta öğretime dayalı en az 4 yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim öğretimin tümüdür. Dolayısıyla cumhurbaşkanının ne anayasa ne de siyasal olarak meşruiyeti ile ilgili zerre tartışma söz konusu değildir” dedi.
Bu savunma Erdoğan'ın 4 yıllık değil iki yıllık bir yüksek eğitim programını bitirdiği yönünde kuşkuların artmasına neden oldu.
Eğer Erdoğan anayasada belirtildiği gibi 4 yıllık değil daha az sürede bitirilen bir yüksek öğrenim programı aldıysa cumhurbaşkanı seçilmesi için yeterlilik aşamasını geçirmemiş oluyor.
Bu da cumhurbaşkanı seçilmesinin mümkün olmadığı anlamına geliyor.
Erdoğan bunca güç sarhoşluğu içinde hiç beklemediği bir yerden darbe alırsa kimse şaşırmasın.

ŞAŞIRDIM

“Cumhurbaşkanı yok ki hakaret etmiş olayım”

Bugüne kadar “Cumhurbaşkanı'na hakaret” konusunda duyduğum en ilginç savunma Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Ahmet D. adlı vatandaşın savunması.
Ahmet D. Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hakkında dava açılmış.
Sanık Ahmet D. savunmasında, MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun Erdoğan'ın diplomasına ilişkin yazılarını delil olarak sundu. Ahmet D. Erdoğan için “Kendisi 4 yıllık fakülte mezunu değildir. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı görevini yapamaz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'na hakaret suçu bu nedenle oluşamaz. Çünkü kendisi 4 yıllık fakülte mezunu değildir. Yusuf Halaçoğlu'nun tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum” dedi.
Ahmet D'nin bu beklenmedik savunması üzerine sarayın avukatı diğer yazıda okuduğunuz o kafa karıştırıcı savunmayı yaptı.
Mahkeme davayı erteleyerek suçun işlendiği Polatlı'ya gönderdi. Polatlı 1. Asliye Ceza Mahkemesi ise cumhurbaşkanı'nın diplomasının ilgili kurumlara sorulmasını kararlaştırdı.
Bu durumda Erdoğan'ın diploması ilk kez “mahkeme kanalıyla talep edilmiş” olacak.
Bugüne kadar bütün başvuruları sudan bahanelerle reddeden ya da net bir açıklama yapmayan Marmara Üniversitesi'nin mahkemeye karşı ne yapacağını gerçekten çok merak ediyorum.

ÇOK GÜLDÜM

Küfür yasak ulan o… çocukları

Anlatacağım fıkra değil gerçekten yaşanmış bir olay.
İsmi ve görev yerleri bende saklı eski bir polis müdürü tatlı dili, esprileri, en çok da kendine has şivesiyle ettiği küfürleri ile ünlü.
Vakti zamanında bir ilin emniyet müdürlüğü görevini yapıyor.
Görev yaptığı ilin futbol takımı da ligde hayli iddialı. Ayrıca çok ateşli bir taraftar grubu var. Bu taraftarlar her maçta olay çıkarıyor, rakiplere ve hakeme yönelik çok ağır küfür ve hakaretler ediyorlar.
Dönem futbolda “şiddet ve küfürle mücadele” dönemi. Bütün takımlar uyarılmış, “maçlarda küfür edilmeyecek” diye. Tabii en önemli görev de emniyete düşüyor.
Vali bizim emniyet müdürüne kesin talimat veriyor, “çok sıkı önlem al, bir tek küfür istemiyorum” diye.
Kulübe ve ateşli taraftarlara durum bildiriliyor, küfür edilmesi halinde ağır cezalar geleceği anlatılıyor.
O haftaki maçta emniyet müdürü bizzat sahada, polisleri dizmiş saha çevresine gözü tribünlerde, küfür gelmesin validen fırça yemesin diye de dua ediyor.
Derken hakem ters bir karar veriyor, ateşli taraftarların bulunduğu tribün kendini tutamıyor ve ünlü “…. hakem” sloganını atıveriyor.
Emniyet müdürü panik ve heyecan içinde tribünün önüne koşup avazı çıktığı kadar bağırıyor “Ulan o…. çocukları size bin kere küfür edilmeyecek demedik mi….”

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Terörist öldürülürse “gebersin” teslim olursa “onlar da evladımız”

Güneydoğu'da neler olup bittiğini tam olarak biliyor muyuz?
Ben bilmediğimizi düşünüyorum.
Aylardır orada ne tür çatışmalar oluyor, neden çok şehit verdik, kaç kişi öldürüldü, kentler nasıl tanınmayacak hale geldi, bunları ayrıntılarıyla bilmiyoruz.
Sadece iktidar yandaşı yayınlardaki “terör temizleniyor, hendeklere gömülüyorlar, katiller yok ediliyor, hainler cezasını çekiyor” türü başlıklarla vatandaşın duyguları kabartılıyor.
Hafta içinde bazı kentlerdeki PKK'lıların “teslim olduğu” haberleri vardı.
“Teslim olma” görüntüleri gazete ve tv'lerde geniş biçimde yayınlanırken yandaş medyanın bazı yazarlarının yazılarına çok şaşırdım.
Teröristler öldürülürken sevinç nidaları atan bu yazarlar her nasılsa teslim olan teröristlere şefkatle yaklaşmayı tercih etmişler.
“Onlar da bizim evlatlarımız, onlar da vatandaşlarımız, onlara anlayışla yaklaşmalıyız” diye yazanlar gerçekten göz yaşarttılar.
Oysa aynı kalemler “Ne oldu da Erdoğan iktidara geldiğinde 4-5 yaşında olan çocuklar bugün eli kanlı katillere dönüştüler” diye yazdığımızda “vatan hainleri, terörist uşakları” diye saldırmaktan hiç çekinmemişlerdi.

BUNU YAZMAK GEREK

Yeni açılımın ayak sesleri geliyor

Yandaş medya Erdoğan'ın Diyarbakır gezisine çok büyük önem verdi. Ne kadar saray gazetecisi varsa uçağa doldurulup Diyarbakır'a götürüldü.
Bu arada en vıcıkları da Erdoğan'ı bekleyen askeri tören kıtasının önüne geçip “merhaba asker” pozu verip bunu da sosyal medyada paylaştılar. Hakettikleri tepkiyi alınca da çark edip “espriydi” falan dediler.
Diyarbakır gezisinin bu kadar büyütülmesi akıllara “yeni bir açılım mı geliyor” sorusunu getirdi.
İlkini başaramayıp sonra terörle mücadele adı altında Güneydoğu kentlerini yerle bir etme operasyonu yapanlar şimdi tekrar barış güvercinliğine soyunmuş görünüyor.
Bakalım ikincisi ne sonuç verecek.
Bu arada Erdoğan'ı dinleyenlerin hepsinin eline verilen Türk bayrakları da çok dikkat çekici. Bir de kentlerin ortasına “Ne mutlu Türküm diyene” yazıları yazıldı mı tablo tamamlanmış olur.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Küfretmeyin alçaklar, ahlaksızlar, kan emiciler

Medyanın tamamına yakınını elinizde tuttuğunuzda akıl almaz algı operasyonları da yapabiliyor ve milleti “bidon kafalı” yerine koyup istediğinizi söyleyebiliyorsunuz.
Örneğin Erdoğan'a sürekli küfür ve hakaret edildiği iddialarına yine bakalım.
Bu köşenin sürekli okurları bilirler, kim bilir kaç keredir “Erdoğan'a küfür ve hakaret edenler kimler?” diye soruyorum, kimse cevap veremiyor.
Sonunda bir tane buldular ve günlerdir üzerinde tepiniyorlar.
CHP Meclis Grup toplantısında izleyici bir grup Kemal Kılıçdaroğlu konuşurken Erdoğan'a yönelik hakaret içeren sloganlar attılar.
Hoş bir şey değil tabii. Ama bu sloganlar yandaş yalakalara ilaç gibi geldi. Artık yazıyorlar da yazıyorlar söylüyorlar da söylüyorlar.
Sonunda saray da konuya girdi. CHP Grubu'ndaki sloganları eleştirdi, küfürün ne kadar ayıp bir şey olduğunu tekrarlayarak çok zarif! bir cevap verdi.
Erdoğan dedi ki; Bunlar Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi'nde Cumhurbaşkanı'na ve miletvekillerine küfredecek kadar alçaldılar. Bunlarda ahlak diye bir şey yok, haysiyet diye bir şey yok. Çünkü bunlar haysiyet celladıdır. Bunlar kan emicidir. Kalkıp o parlamentonun şanına uymayacak şekilde Cumhurbaşkanı'na ve iktidar partisinin mensuplarına küfredecek kadar alçalanlara artık diyecek bir şey bulamıyorum.”
Erdoğan “Bana küfrediyorlar” dediği ve cevap verdiği konuşma içinde “alçak, ahlaksız, haysiyetsiz, kan emici” asla hakaret sayılmayacak (!) kelimeleri kullanma hakkını kendinde buluyor.
Saray açısından konu şudur; “Ben dilediğime dilediğim gibi hakaret edebilirim, en kötü sözlerle saldırabilirim, ama bana kimse bir şey söyleyemez. Velev ki söyler çok daha ağır sözlerle karşılık veririm.”
Cumhurbaşkanı herhalde hakaret etmenin kendisine yakıştığını düşünüyor.