Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Erol Evgin’e destek vermeyen sanatçılara! yuh olsun

25 Haziran 2016

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Erol Evgin'e destek vermeyen sanatçılara! yuh olsun

Erol Evgin tam 47 yıldır halkın gönlünde taht kurmuş bir sanatçı.
İlk eserini 1969'da seslendiren Erol Evgin İstanbul Erkek Lisesi ve Mimar Sinan Üniversitesi Yüksek Mimarlık mezunu.
Bir yandan asıl mesleği mimarlığı yaparken diğer yandan da müzik ve sahne sanatları dalındaki çalışmalarını da aralıksız sürdüren bir sanatçı.
İki kez altın plak almış, iki müzikal çok sayıda filmde rol almış müzik sanatçılarının telif haklarını savunan POPSAV'ın kurucularından biri.
Sanat yaşamı boyunca adı hiçbir skandala karışmamış, sade ve düzgün yaşamı ile herkese örnek olmuş sevilen bir sanatçı.
Bugüne kadar sanatçıların haklarını korumak dışında siyasi amaçlı toplantı ve gösterilere katılmayan, siyasi görüşünü dile getirmeyen Evgin geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “herkesin eşit oy hakkına sahip olmasının haksızlık olduğunu” söyledi.
Kıyamet de koptu.
Tabii kıyameti koparanlar, bu tür sözlerden en çok alınan AKP ve yandaşları oldu.
Ancak en dehşetengiz olanı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ağır hakaretlerle dolu konuşmasıydı.
Erdoğan Erol Evgin'in adını anmadan aynen şunları söyledi; “Çıkmış bir tanesi kalkıyor diyor ki, bu muhtarların seçilmesini yanlış buluyorum, herkesin oyu geçerli olmamalıdır, milletin içinde de böyle tefrike gidenler var. Bunlar ne cins adamlar. Sen sanatçı olsan ne olur, profesör olsan ne olur, doçent olsan ne olur? Önce millete saygı duyacaksın, saygı, bu milletin hiçbirini küçümseyemezsin.”
Önceki günkü yazımda belirtmiştim; Erol Evgin'in sözlerini demokrasiye aykırı bulabilirsiniz. Ayıplayabilirsiniz. Sonuçta ben üzerinde fazla durmam, yaşam biçiminin daraltılmasından bunalıp bu sözleri söylemiştir diye geçerim” demiştim.
Evgin'i elbette bu sözleri nedeniyle cumhurbaşkanı da eleştirebilir.
Ancak bu eleştiri “sanatçı kimliğini karalamakla” yapılamaz.
Evgin ne söylemiş olursa olsun, söyledikleri sanatçı kimliğini ortadan kaldırmaz.
Bu noktada Evgin'in sanatçı dostlarının ve tüm sanat çevrelerinin tepki göstermesini beklemek hakkımızdır.
Sanatçılar Evgin'i sözlerinden dolayı elbette eleştirebilirler, ancak sanatçı kimliğine dil uzatılmasını “bir cins” olarak tanımlanmasını da protesto etmeliler.
Bugün ne yazık ki cumhurbaşkanı makamında oturan kişi sadece ve sadece kendisine destek veren, vıcık vıcık yağ yapan, önünde adeta secde eden olursa onları sanatçı olarak sayıyor, gerisini ise tıpkı Evgin'e söylediği gibi “bir cins” olarak tanımlıyor.
Ben bu yazıyı yazdığım ana kadar ister Erdoğan'ı desteklesin, ona biat etsin, ister muhalif olsun, ister tarafsızlık rolü oynasın, hiçbir sanatçıdan tepki gelmemişti.
Bu çok ayıptır.
Bu Türkiye'nin içine düşürüldüğü seviyesizliğin, avamlığın bir göstergesidir.
Eğer bir ülkede sanatçılar da korkuyor, konuşamıyor, tepkisini dile getiremiyorsa, o ülkenin can damarlarından biri tıkanmış demektir.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yargı kararını “1000 kişiyi işsiz bıraktılar” diye kirletemezsiniz

Müteahhit Ali Ağaoğlu Bakırköy'de yapmayı planladığı Central Park projesinin yargı kararıyla durdurulması üzerine çok öfkelenmiş.
Diyor ki “Bu projeyi durdurarak mübarek ramazanda 1000 kişiyi işsiz bıraktılar.”
Sonra günün modasına uygun olarak “yargıda hâlâ paralel kırıntılar var, bu işler bu yüzden böyle oluyor.”
Bu kolaycılık ve popülizmle yargı kararlarını kirletmeye kimsenin hakkı yoktur olamaz da.
Ali Ağaoğlu, öfke ile “1000 kişi işsiz kaldı” demagojisi yapmak yerine projesinin yargı engeline neden takıldığını sorgulamalıdır.
Projenin durdurulmasının gerekçelerine bakalım; Zaten yoğun nüfus olan bölgede nüfusu daha da yoğunlaştırmak, trafik düzenini engellemek, slüetin bozulmasına yol açmak, çevreye ve yeşil alana zarar vermek.
Peki, bu projenin daha başından belli değil miydi?
Belliydi ama yine belli ki bazı engeller “başka türlü” aşılmaya çalışılmış, fiili durum oluşturulmuş.
Şimdi yargı “dur” demiş.
Ali Ağaoğlu yargıya öfkeleneceğine “Bir şey olmaz, sen yürü” diyenlere iki çift laf etmeli.
Tabii bunları söylüyorum ama, günümüz Türkiye'sinde yargı ciddiye alınmadığı için o proje nasıl olsa yine yapılır.

ÖFKELİ ADAM

Vali değil sanki Bolu Beyi

Köroğlu destanının yaratılmasında elbette en büyük pay, Bolu Beyi'dir.
Halka zulmeden, hak ve adaleti uygulamayan, kendini kral gibi güçlü zanneden Bolu Beyi, sonunda dağa çıkan Köroğlu'nun direnişi sayesinde yıkılabilmişti.
Tabii şimdi devir değişti.
Beylikler falan yok.
Yok da “Bey” gibi davranan valiler var.
İşte bunlardan biri de Bolu Valisi.
10'uncu Yıl Marşı'ndan şiddetle rahatsızlık duyan Boyu Valisi, bunu protesto etmek isteyenleri “Bolu Beyi'ni aratmayan” bir zulümle engelledi.
Vatandaşı gaza boğduran vali kente gelen CHP Genel Merkez heyetini durdurmak için de caddelere “kamyon barikatı” kurdurdu.
CHP otobüsü meydana girecek, ama ne çare ki bir kamyon yolun ortasına “park etmiş”, geçmek mümkün değil.
Sonra anlaşılıyor ki o kamyon zaten Emniyet Müdürlüğü'ne ait.
İktidarın kuklası olmaya bu kadar meraklı yerel yöneticiler, günün birinde her şeyin hesabının sorulacağını akıllarına hiç getirmiyorlar.
Ama o gün geldiğinde kaçacak delik arayacaklarını da unutmasınlar.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Bu zekâyla baş edemeyince öfkeleniyorlar

Üniversiteler birer birer mezuniyet töreni yapıyorlar.
Bu törenlerde öğrenciler çok ilginç manzaralar oluşturuyor.
En son yapılan mezuniyet törenlerinden biri Boğaziçi Üniversitesi'ndeydi.
Öğrenciler geçit resmi sırasında birbirinden ilginç pankartlar taşıdılar.
Bunlar içinde bana en ilginç gelen pankartta “Cumhurbaşkanı'na hakaret” yazıyordu.
Hiçbir suç içermeyen, ancak ülkeyi kendinden olmayanlar için yaşanmaz hale getirmeye çalışan saraya karşı yöneltilmiş çok zekice bir eleştiri bu.
Tek cümle, hatta cümle bile değil, ama çok şey söylüyor.
Zaten kızdıkları da bu.
Suç yok, hakaret yok, ama orantısız bir zekâ ürünü var.
Gezi'ye de bu nedenle çok kızmışlardı. Çünkü bu zekâyla baş etmeleri neredeyse olanaksız.
O zaman tek bildikleri yönteme, şiddet, hakaret ve aşağılamaya sarılıyorlar.

ŞAŞIRDIM

İngiltere AB'den çıkıyor diye bu ne sevinç böyle

İngiltere'deki referandum sonunda halk “AB'den çıkalım” kararı verdi ya, sanki “evetçi İngilizlerden” fazla bizim yandaş takımı sevindi.
Adeta zil takıp oynayacaklar.
Avrupa Birliği çöküyormuş, Avrupa bitiyormuş, Avrupa artık parçalanacakmış.
İyi de bize faydası ne?
Avrupa'nın çökmesi, dağılması bize bir fayda olarak geri dönmeyecek ki.
Hatta tam tersine Türkiye'nin işi bundan sonra da zor olacak.
İngilizler “Türkler AB'ye gelecek” diye korkutuldular.
Bunu gören ve bilen Avrupa'nın diğer ülkeleri Türkiye'yi almayı kabul ederler mi?
Almasınlarmış, biz zaten yolumuza gidecekmişiz.
Madem öyle niye bu kadar gürültü çıkarıyorlar o zaman, dönersin Avrupa'ya sırtını, oldu bitti.
İşin doğrusuna bakarsanız, Avrupa'nın artık Türkiye'yi istemediği bilinmeyen bir gerçek değil.
Bazı sıkıntıları vardı, onları bu iktidarla hallettiler, mülteci akınını durdurdular, Türkiye'yi çembere aldılar, 6.5 milyar Euro havucuyla iktidarı ikna ettiler.
Her şeyi kabul eden iktidar tamamen iç kamuoyuna yönelik olarak “AB'ye kafa tutan” bir portre çizerek “güçlü dünya lideri” kandırmacasını halkın beynine sokmaya çalışıyor.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Yaşar Nuri Öztürk'ün yanlışını söyleyebilecek kimse var mı?

Önemli ve değerli bir ismi daha dün toprağa verdik.
Yaşar Nuri Öztürk son birkaç yıldır mücadele ettiği amansız hastalığına sonunda yenik düştü ve genç sayılacak bir yaşta aramızdan ayrıldı.
Gerçek bir din adamı ve İslam alimi olan Yaşar Nuri Öztürk, AKP ve yandaşlarının hedefindeydi hep.
Hiç sevemediler Yaşar Nuri Öztürk Hoca'yı.
Ölümünden sonra bile içlerindeki öfkeyi kusanlar oldu.
Ancak onlara sormak istiyorum; Yaşar Nuri Öztürk'ün hangi söylediği yanlıştı.
Kuran'ı Kerim'i yanlış mı tefsir ediyordu?
Kuran'ı Kerim'i esas alarak verdiği örneklerden hangisi yanlıştı, hangisi çarpıtılmıştı?
Elinizi vicdanınıza koyun ve dürüstçe söyleyin.
Öztürk'ün tek suçu gerçek bir din alimi olması, dini istismar etmemesi, hurafelere karşı çıkması, laikliği savunması, Atatürk ilke ve devrimlerinin Türkiye'yi kalkındırdığını, aydınlattığını söylemesiydi.
Yaşar Nuri Öztürk'ün engin ilahiyat bilgisiyle, dini siyasete alet eden, din üzerinden nemalanan, insanları “Allah ile kandıran” çıkarcıları eleştirdi, onların gerçek yüzünü gösterdi hayatı boyunca.
İnsanlara gerçek İslamı, Kuran'ı Kerim'in gerçek anlamını bıkmadan usanmadan anlattı.
Din bezirganlarını öfkelendiren buydu.

ÇOK GÜLDÜM

Bademcik

Yıldırım Tuna'dan minik bir fıkra:
Üniversite'de bir delikanlı profesörden  “Bademciğim var konferansınızı terk edebilir miyim?” diyerek izin istemiş ve sınıftan ayrılmış.
Ders sonrası profesör ‘hasta' öğrencisini yanında fıstık gibi bir kızla kampüste dolaşırken görmüş, delikanlıyı yanına çağırmış, “Bak yavrum” demiş “Benim böyle bir bademciğim olsa vallahi bütün gün yataktan çıkmazdım..!”