Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Filler tepişir arada Türkiye ezilir

21 Aralık 2016 Yazarlar

ANALİZ

Yandaşlar ve kimi iktidar sözcüleri daha ilk andan itibaren “Bunu yapan FETÖ'cü” demeye başladılar.
Dün de akşama kadar aynı iddia katlanarak dile getirildi.
Rus Büyükelçiyi öldüren FETÖ'cü olabilir mi? Olabilir tabii.
Ama bu sonucu değiştirir mi?
Değiştirmez.
Türkiye'de yaşayanlar “bunun da altından FETÖ çıktı, neymiş bu FETÖ” diye düşünürken, beceriksiz iktidar “katilin FETÖ'cü çıkmasının arkasına sığınarak” Türkiye'yi bir terör cenneti haline getirmiş olmalarının sorumluluğundan kurtulacağını zanneder.
Şurası bir gerçek ki, Rus Büyükelçisinin öldürülmesi Türkiye Rusya ilişkilerine ağır bir darbe vurmaz.
Akıl var izan var.
Rusya'nın göstereceği en büyük tepki “Siz nasıl bir ülkesiniz ki bir konuğunuzu bile koruyamıyorsunuz, güvenlik alamıyorsunuz” düzeyinde kalır.
Oysa başımızı sıkıntıya sokacak sorun başka.
Bu olayın yaratacağı uluslar arası etki ne olacak, merak etmemiz gereken budur.
Çeşitli kaynaklardan aldığım bilgilere göre Rusya olayın arkasında Amerika'nın olduğuna inanıyor.
Amerika'da başkanlık koltuğunun devredilmek olduğu bir dönemde gerilen Amerika Rusya ilişkileri açısından baktığımızda Türkiye'deki olay iki devin bilek güreşinde önemli bir odak noktası olacaktır.
Rusya önümüzdeki günlerde Türkiye'ye Batı blokundan kopması için baskı yapabilir. Ki bunu el altından zaten yaptığı biliniyor. Türkiye'nin Şanghay Beşlisine davet edilmesi, NATO ve AB dışında cazip ikili anlaşmalara itilmesi bunun örnekleridir.
Buna karşı Amerika Rusya'ya karşı at başı gibi kullandığı Türkiye'yi elbette kaybetmek istemeyecek ve farklı açılardan baskılarını sürdürecektir.
İktidar iki dev arasında bir gün oraya bir gün buraya koşarak Türkiye'nin çıkarını koruduğunu düşünmekte ve kamuoyunu da bu yönde etkilemek için yoğun propaganda yapmaktadır ama bu sonuçta “filler tepişirken çimlerin ezilmesi” örneğindeki gibi Türkiye'nin ağır hasar almasına neden olacaktır.
Amerika da Rusya da Türkiye ile ilişkileri karakaşımız kara gözümüz için geliştirmeye çalışmıyor.
Her iki ülke de Türkiye üzerinden birbirleri ile hesaplaşmaya ve bölgede güç kazanmaya çalışıyor.
Türkiye bu iktidarın yanlış siyaseti, yanlış stratejileri, son derece hatalı Ortadoğu politikaları nedeniyle tarihinin en büyük açmazına düştü.
Hamaset edebiyatı ve “kıskanıyorlar” feryatları ile sadece halkın bir bölümü kandırılabilir.
İktidar hiç zaman yitirmeden başta “dindar-kindar” zihniyeti dahil tüm politikalarını yeniden değerlendirmeli, gücünü abartmadan bölgedeki asli etkinliğini sağlayacak adımlar atmalıdır.
Aksi takdirde biz ülke içinde birbirimizi yerken her şeyimiz elimizden alınmış olur, fark etmeyiz bile. Fark ettiğimizde ise artık yapacak bir şeyimiz kalmayacaktır.

BUNU YAZMAK GEREK

Tam bir yıl önce “Türkiye Peşaver gibi olacak” demiştim, oldu

Türkiye iyi yönetilemediği gibi iktidarın “dindar-kindar” zihniyeti ülkemizi belki de tarihimizin en bunalımlı dönemlerinden birine soktu.
Türk halkına “dünya bizi kıskanıyor, ne zaman bir gelişme hamlesi başlatsak saldırıya uğruyoruz, Türkiye süper güç olduğu için başına bunlar geliyor, bütün dünya birleşti Erdoğan'ı yıkmak istiyor” dersiniz ve halkın yarısı bunu yutar belki ama dünya çapında bakınca bunların hepsinin boş olduğunu görürsünüz.
Acı gerçek şudur; bu yönetim zihniyeti Türkiye'yi terör örgütlerinin cenneti haline getirdi. Dünyanın yaka silktiği radikal dinci terör akımları Türkiye'de cirit atıyor.
Bundan tam bir yıl önce 2 aralıkta “Türkiye Peşaver oluyor” başlıklı bir yazı yazmışım. Bu yazıda Suriye'deki iç savaşta taraf olan terörist grupların Türkiye'de konuşlandığını, bu grupların eylemler için Suriye'ye geçtiğini, daha sonra Türkiye'ye döndüğünü, yaralıların tedavi edildiğini, gıda ve ihtiyaç yardımı aldıklarını ve bulundukları kentlerde terör estirdiklerini belirtmiştim.
Nitekim bir süre sonra bölgeye giden medya benzer haberler yapmış ancak kısa süre sonra iktidarın baskısıyla bu yayın sona erdirilmişti.
Suriye iç savaşı başladığında Türkiye'nin Afganistan'dan 10 bin Taliban militanını bölgeye taşıdığını da yazmış ve “Bunun sonunda başımıza büyük iş açılacak” uyarısında da bulunmuştum.
Yazdıklarım hiç yalanlanmadı ama uyarıları dikkate alan da olmadı. Tam tersine giderek bunları yazmak söylemek vatan hainliği ile eşdeğer tutulmaya başlandı.
İşte şimdi acı gerçeği yaşıyoruz. Rus büyükelçisini sıradan bir terörist öldürmedi. Devletin kadrolu bir polisi çektiği tetiği. Bu kişi bizim medyamıza ve iktidarımıza göre FETÖ'cü kabul edilebilir ama dünyanın gözüyle bakarsak o polis radikal dinci bir teröristtir.
Türkiye'de yaşayanların farkında olmadığı asıl gerçek budur. Türkiye Pakistan'ın Peşaver'i gibi tüm radikal dinci teröristlerin cirit attığı, çok rahat hareket ettiği hatta devlet kadrolarına bile girebildiği bir ülke durumuna gelmiştir.
Dünya böyle bakacaktır. “Bizi kıskanıyorlar, elbirliği ile Erdoğan'ı devirmek istiyorlar” söyleminin dünya ölçeğinde hiçbir karşılığı yoktur.

SORDUM ÖĞRENDİM

“Rusya Türkiye'yi adeta teslim aldı”

Bir polisin Rus Büyükelçisini öldürmesinden sonra gözler Rusya'ya çevrildi. “Rusya'nın tepkisi ne olacak?” veya “Bu olay Türk Rus ilişkilerini bozar mı?” sorularına yanıt aramaya başladık.
Rusya, şu ana kadar son derece soğukkanlı davranıyor. Rus yetkililerden “Kana kan intikam” lafları duymadık henüz. Türkiye'ye de ağır sözlerle saldırmıyorlar.
Ancak “başka” şeyler yaptılar ki bunlar gözlerden kaçıyor.
Dün konuştuğum bir emekli büyükelçi “Söylerken üzülüyorum ama Rusya gayet soğukkanlı biçimde davranıyor ama olaydan sonra Türkiye'yi adeta teslim aldı” dedi.
“Nasıl” diye sordum hemen tabii.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yüzünü gördün değil mi?” diye söze başladı ve anlattı; “ne kadar kötüydü. Gece yarısına doğru yaptı ilk açıklamasını ve çok önemli bir şey söyledi. Israrlarına rağmen Putin'in büyükelçinin cenazesini almak için kendi uçağını göndereceğini açıkladı. Bu teamüllere aykırıdır. Erdoğan cenazeyi cumhurbaşkanlığı uçağı ile göndereceklerini söylüyor Putin reddediyor. Bu bir tür güvensizliktir ve Türkiye buna boyun eğmiştir.”
Büyükelçi daha sonra “ikinci nokta” dedi ekledi; “Ruslar soruşturmayı birlikte yapmak istiyorlar. Erdoğan bunda bir sıkıntı olmadığını söylüyor. Oysa var. Türkiye egemen ve güçlü bir ülkedir, bir iç soruşturmada yabancı polislerin gelmesi bir ülke için onur kırıcıdır.”
Emekli büyükelçi “Rus uçağının vurulmasından sonra afra tafra yapanlar bugün gelinen noktada Rusya'ya adeta teslim olmuş görünüyor. Bu önümüzdeki günlerde başımızın çok sıkıntıda olacağının habercisidir” diye noktaladı sözlerini.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Erdoğan suikastçı İmam Hatipli olsa üzerine basarak söylemezdi herhalde

Türkiye öyle bir hale geldi ki, “tek adam” rejimine fiilen geçen Erdoğan konuşmadan diğer yetkililer konuşmaya bile cesaret edemiyor.
Rus elçisinin öldürülmesinden sonra medyada bölük pörçük ayrıntılar yayınlandı ama asıl açıklamayı her zaman olduğu gibi yine Erdoğan yaptı.
Geceyarısına doğru Anadolu Ajansı'nın çektiği görüntüler medyaya servis edildi. Erdoğan bu kez direk canlı yayına çıkmak yerine nedense Anadolu Ajansı üzerinden açıklama yapmayı tercih etti.
Erdoğan suikastçının polis olduğunu belirttikten sonra şaşırtıcı biçimde hangi liseden mezun olduğunu da söyledi. Suikastcı Cumhuriyet Anadolu Lisesi mezunuymuş.
Bir suikastçının okuduğu lise neden cumhurbaşkanı açıklamasına girecek kadar önemli acaba?
Ayrıca eğer o polis Anadolu Lisesi değil de İmam Hatip Lisesi mezunu olsaydı bu bilgi yine altı çizilerek verilir miydi?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Suikastçı yakalanabilirdi ama nedense ölü ele geçirildi

Bir suikastı ekranlardan şaşkınlıkla izledik.
Büyükelçi kürsüde konuşuyor. Arkasında duran takım elbiseli biri bir anda silahını çekiyor ve ateşlemeye başlıyor. Büyükelçi yere düşüyor bir panik çıkıyor ve ondan sonra tam 33 saniye boyunca o saldırgan elinde tabanca sağa sola koşarak önce Arapça sonra Türkçe bir şeyler söylüyor. “Halep'i unutmayın” diyor. Tekbir getiriyor.
Bu sırada hiçbir müdahale olmuyor. Büyükelçi yerde, korumaları ortada yok. Haydi büyükelçinin koruması yoktu, o törene katılan pek çok önemli isim var, onların korumaları da ortada yok.
Saldırgan yarım saatten fazla binanın içinde tek başına geziyor. Dışarıdan bakıldığında bile görülüyor. Elinde rehine yok, patlamaya hazır bomba falan da yok.
Ardından özel timler içeri giriyor, bir dizi silah sesi duyuluyor ve suikastçının öldürüldüğü bildiriliyor.
Adamı yaralamak, bayıltmak gibi basit çözümler olmasına rağmen öldürülmesi mi tercih edildi acaba?
Canlı yakalanabilirdi ve pek çok bilgi de alınabilirdi. Bunların hepsi heba edildi? Neden?

ŞAŞIRDIM

Rusya ile iyi ilişkiler içindeyiz ama her gece gösteri yapılıyordu

İktidar ve yandaşları başlarını sıkıntıya sokan hangi olay olsa “FETÖ'nün işi” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.
Rus elçinin öldürülmesinden sonra da aynı yöntem uygulandı ve “Rus uçağını düşürenler şimdi de bu yönteme başvurdu” açıklamaları yapıldı.
İktidar ve yandaşlarına göre çok iyi giden Türkiye Rusya ilişkileri baltalanmak isteniyor. Üstelik Halep'teki dram konusunda Türkiye Rusya işbirliği yaparak oradaki insanları kurtarıyor.
Hepsine tamam diyelim, ama günlerdir Ankara'daki Rusya Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğu önündeki dinci gösterilere ne diyeceğiz?
Sürekli tekbir getiren, Suriye'deki IŞİD ve El Nusra'yı andıran kıyafetler giymiş grupların hiçbir engelleme ile karşılaşmadan taşkınlık yapmalarını nereye koyacağız? Madem Rusya ile ilişkilerimiz son derece iyi gidiyor da iktidar kendi zihniyetinde olanların bu gösterilerine neden bu kadar müsamaha etti? Aynı gösterilerin onda birini muhalif kesimler yapmaya kalksaydı başlarına ne gelirdi?
Şaşırmayalım mı yani?

YAZARIN TÜM YAZILARI