Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Rıza Zarrab Türkiye’nin umudu oldu

24 Mart 2016 Yazarlar

ACAYİP YAZILAR

Rıza Zarrab Türkiye'nin umudu oldu

Çok garip ve komik bir durumla karşı karşıyayız.
17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının yıldızı Rıza Zarrab'ın Amerika'da tutuklanması AKP ve saray iktidarının baskısı altında bunalan halkta müthiş bir “moral” desteği yarattı.
Önceki sabahtan bu yana kime rastlasam ilk sorusu şu oluyor; “Rıza Zarrab'ın yakalanmasından sonra ne olur?”
Ama zihinlerdeki asıl konu Zarrab'ın yargılanması sırasında Türkiye'deki yolsuzluklar ortaya çıkar ve bunu yapanlar bedelini öder mi?
Vatandaşta bir de şu inanç var; “Zarrab kendi isteği ile gidip teslim oldu. Şimdi konuşacak. Anlaşma yaparak cezasını hafifletecek. Konuşunca da her şey ortaya çıkacak.”
Açıkçası Türkiye'de aslında bütün gerçeklerin ortaya çıkmasına rağmen sarayın inanılmaz direnci sayesinde kimseye bir şey olmamıştı, ama şimdi durum farklı. Amerika'daki yargılama Türkiye'yi de derinden etkileyecek.
Konuyu en baştan alarak, tahminlerimi yazayım;
Rıza Zarrab, AKP'nin, sarayın ve cümle yandaş yalaka medyasının arkasına geçmesine rağmen aslında Türkiye'de hiç de rahat değildi. Çünkü biliyordu ki bir iktidar değişikliğinde hiçbir şey istediği gibi gitmeyecek.
Durumu idare etmeye çalışıyordu ki, İran'daki ortağı Babek Zencani'nin idama mahkûm edilmesiyle her şey değişti.
Artık Türkiye'de de can güvenliğinin olmadığını düşünmeye başladı.
Babek Zencani olayından sonra, kendisinin konuşmasından korkanların başına bir iş açacağı paniğine kapıldı.
Zarrab kendisi için en güvenli ülkenin Amerika olduğunu biliyordu ve oraya gitti. Tutuklanmayacağını düşünmesi, bunu hesap etmemesi abes bir durumdur. İran'da Ahmedinejat döneminde yaşanan kara para trafiğinin Amerika tarafından izlendiğini ve sorumlularının peşine düştüğü bilinmeyen bir gerçek değil.
Bu kara para trafiğinin tam ortasındaki Zarrab'ın bunu bilmemesi mümkün mü?
Zarrab büyük ihtimalle “konuşması karşılığında ceza indirimi” bekliyordur. Çünkü Amerika'nın derdi arada maşa olarak kullanılan bir kişiyi cezalandırmak değil, sistemi ortaya çıkarmak ve kara parayı önlemek.
Zarrab konuşursa bundan AKP hükümetinin ve özellikle sarayın zarar görmemesi mümkün değil. Çünkü Türkiye'de her ne kadar 17-25 Aralık operasyonları hukuk dışı biçimde önlenmiş ve bu bir darbe girişi olarak lanse edilmişse de, dünya ne olup bittiğini biliyor.
Burada kişiler önemli değil. Yaratılan “kayıt dışı” paranın bir bölümünün kişiler arasında dağıtılması Amerika'yı ilgilendirmez. Ancak bu “kayıt dışı” paranın daha sonra “kara paraya” dönüşmesi ve bunun defalarca tekrarlanması Amerika'yı ayağa kaldırıyor.
Amerika için “kayıt dışı” para önemli değildir ama kimlerin eline gittiğinin takibi zor olan “kara para” asla kabul edilmez.
Sona gelelim; Zarrab konuştu ve “Hakkındaki suçlamalarla ilgili hükümet ve saray da ilişkilendirildi” diyelim. Peki, ne olur?
Çok kötü olur. Elbette ne saraydaki ne hükümet üyeleri yargılanamazlar ama bir kere Amerika'ya girişleri de mümkün olmaz artık.
Bu da önemli değil. Asıl önemli olan Türkiye “kara para” operasyonları yapan bir ülke konumuna düşer, dünyadaki bütün ekonomik ve siyasi itibarı sıfırlanır. Bugünkü hükümet ve saraydaki AB toplantılarında da, Birleşmiş Milletler toplantılarında da, NATO, G-20 toplantılarında da “istenmeyen” kişi haline gelirler. Hiçbir ülke devlet yöneticilerimize resmi davet yapmaz, Türkiye'ye de gelmez.
Türkiye'yi bu hale getirenlere buna rağmen halk desteği sürer mi? Orası meçhul tabii.
Durumun çok kısa özeti budur.

ŞAŞIRDIM

Bela okuyunca sanki bir anda günahsız oluyorlar

Hepimiz daha dün gibi hatırlıyoruz.
17-25 Aralık olayının kahramanı 4 bakanla ilgili “Meclis soruşturması” açılması için yapılan oylamada AKP milletvekilleri “hayır” oyu kullanmışlardı.
Üçü Rıza Zarrab'la ilişkili bakanları cansiperane savunan AKP milletvekilleri şimdi ters köşe olunca anında tavır değiştirdiler.
Bunlardan biri gazeteci kökenli Şamil Tayyar. Çıktığı bir tv programında esip gürlemiş ve aynen şunları söylemiş:
“Eğer suç işlemişse Allah belasını versin, bana ne Reza Zarrab'dan. Beni ne ilgilendirir ya. Partimin mensubu mu kimdir nedir? Benim umrumda bile olmaz. Bildiklerimiz dışında bir suçu varsa gitsin hesabını versin, bana ne. Uykusu kaçıyorsa karısının uykusu kaçsın, bana ne. Savunması gerekenler otursunlar savunsunlar. Partimle uzaktan yakından alakası olmayan bir şahıs.”
Ne güzel değil mi?
Türk bayraklı fon önüne oturtulup “Türkiye'nin cari açığının yüzde 15'ini ben kapattım” dediğinde “Sen de kimsin kardeşim” demeyenler şimdi adamı satıveriyor.
“Türkiye'ye ekonomik katkılarından dolayı” iki bakan tarafından ödül takdim edilirken iyi olan Zarrab şimdi mi tu kaka oldu.
Biraz ahlak ve namus lütfen. Tamam, artık savunamazsınız belki ama bari hiç konuşmayın.

ÇOK GÜLDÜM

Amerikalı savcı şaşkınlıktan dilini yutmuştur

Rıza Zarrab hakkında iddianame hazırlayan Amerikalı savcı Bharara herhalde hayatının en ilginç günlerini yaşıyordur.
Adam “kara para” ile ilgili bir kişi hakkında tutuklama kararı verdi neye uğradığını şaşırdı.
Türkiye ve Türklerle ilgili ne kadar bilgisi vardır bilemem, ama şu anda Twitter hesabı yoğun bir Türk akını ile karşı karşıya.
Ben görmedim ama İstanbul Gerçeği'ndeki muhabir arkadaşlarım söylediler; Bharara adı ilk duyulduğunda açıp sosyal medya hesaplarına bakmışlar. Bu savcının Twitter hesabını izleyenlerin sayısı beş bin küsurmuş.
Dün sabah (08.30) merak edip baktım bu sayı 140 bine çıkmıştı.
Bu satırları yazdığım sırada (16.30) takipçi sayısı 180 bini geçmişti. Bakalım siz bu yazıyı okurken kaç olacak?
Takipçilerin kim olduklarını görmek için açtım baktım, tamamı Türk.
İşin garibi bu takipçilerin çok azı mesajlarını İngilizce yazıyor, gerisi hep Türkçe.
Bu arada yoğun takipçi akınına uğrayan Bharara kendi takip ettiklerine TC Cumhurbaşkanlığı hesabını dahil etmiş.
Dün bazı internet sitelerinde bununla ilgili çok hoş bir başlık vardı; “Bharara Erdoğan'ı takibe aldı.”

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Amerika ile ilgili öğrenmek istediğiniz her şey bu kitapta var

Birkaç gündür masamda duruyor. Fırsat buldukça açıp okuyorum, elimden bırakmak da mümkün olmuyor.
Kimbilir kaç yıllık gazeteci dostum Kubilay Çelik'in “Amerika Başkanlık Sistemi” adlı kitabı hafta başında piyasaya çıktı.
Amerika'da 15 yıl gazetecilik yapan, 3 kere Beyaz Saray'a davet edilen, 6 Amerikan Başkanı ile konuşan Kubilay Çelik “40 yıllık meslek hayatımın bütün deneyimlerini bu kitapta topladım” dedi.
Rıza Zarrab'ın tutuklanmasıyla gözlerin çevrildiği Amerika'yı, Amerikan Başkanlık sistemini, yargının nasıl işlediğini, Senato ve Temsilciler Meclisi'nin ne olduğunu tam anlamlarıyla öğrenmek istiyorsanız sürekli masanızın üzerinde durması gereken bu referans kitabını mutlaka alın okuyun.
Kubilay Çelik “Amerikan Başkanlık Sistemini” zor anlaşılabilen teorik bir kitap gibi değil 400'e yakın çarpıcı soruya cevaplar vererek yazmış.
Başkanlık sisteminin özünü, kuvvetler ayrılığının Amerika'daki yerini, bir maddesinin bile değiştirilmesinin çok zor olduğu Amerikan anayasasını akıcı bir dille anlattığı gibi Amerikan başkanları ile ilgili çok ayrıntılı, bazıları çok komik, bazıları trajik anılara da yer vermiş.
Hiç bilmiyordum ama Amerika'da 17 ay başkanlık yapan bir kadın var örneğin.
Amerikan başkanlarının Beyaz Saray'da yaptıkları her harcamanın bedelini ödemeleri gerektiğini, gizli servisin başkan ve ailesinin fertlerine verdiği kod adları, başkanlık uçağına binmenin kurallarını, seçimlerin neden kasım ayında ve ille salı günleri yapıldığını bu kitaptan öğrendim.
Önümüzdeki günlerde bu kitaptan ilginç soru ve cevapları seçerek sizlere de sunacağım.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bunun adı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı

Siyaset zaman zaman çirkinleşebilir. Bütün dünyada bu böyle.
Ama en çirkini lidere bağımlı olarak yapılan siyaset bence.
O zaman siyasetçinin hiçbir kimliği, karakteri, fikri görüşü kalmıyor ortada.
Herşey bağlı olunan lidere hoş görünmek ve konumunu korumak için yapılıyor o zaman.
Unvanı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı” olan kadın bakanımız Karaman'da çocuklara cinsel tacizde bulunan bir kişinin bağlı olduğu Ensar Vakfı'nı korumak için “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı'nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz, ama öteki taraftan bunu yapan kişi için de sıfır toleransla hukuki açıdan bütün takibimizi yapıyoruz” dedi.
Cümlenin ikinci bölümü için tamam, ama Ensar Vakfı'nı korumak neyin nesi oluyor?
Üstelik eleştiriler karşısında “Açıklamam çarpıtılıyor” demek de ne demek? İşte cümle yukarıda, okudunuz. Söyleyen kendisi, nesi çarpıtılıyor acaba?
Ensar Vakfı adeta Erdoğan ailesinin vakfı. Ailecek seferber oldular bu vakıf için. Sarayın bakan yaptığı sonradan türbanlı kadın bakan da rezilliği lanetlemek ve herkesten önce harekete geçmek yerine önceliği bağlı olduğu lidere yaranmaya veriyor.
Hep ahlaktan, maneviyattan, iyilikten söz ediyorlar ama asıl gerçekleri maalesef bu. Bakanı böyle olan partinin milletvekilleri de dün muhalefetin verdiği “Çocuk istismarlarını önlemek için bir komisyon kurulması” önergesini reddettiler. Maazallah komisyon kurulursa Ensar Vakfı da konuşulur değil mi?

 

YAZARIN TÜM YAZILARI