Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Sarayda tek başına bir yalnız adam

29 Ekim 2016 Yazarlar

ANALİZ

Bir süre önce yazdığım bir yazıda “muhalefete gerek yok Erdoğan'ı AKP indirecek” demiştim.
Bu yazıyı Ulusal Kanal'da katıldığım bir programda, diğer konuklardan Ömer Turan'ın anlattıklarına dayanarak yazmıştım.
Saray gazetecilerinden Ömer Turan Erdoğan'ın FETÖ ile mücadelede yalnız kaldığını, AKP'nin üçe bölündüğünü, hiçbirinin gönüllü olarak bu mücadeleye katılmadığını söylemişti.
Önceki gün şehit yakınlarına istihdam toplantısında konuşan Erdoğan'ı dinledikten sonra, 17 Eylül tarihli yazımda ne kadar isabetli saptamalar yaptığımı gördüm.
Erdoğan “Arkamda milletimden başka kimse yok” derken çok hüzünlüydü.
Birkaç saniye önce esip gürleyen, Gülen'e “sapık bunlar” diye bağıran Erdoğan yalnızlığını anlatırken son derece duygusal bir havaya girmişti.
Bu konuşma medyada tahmin ettiğim tepkiyi görmedi.
Özellikle yandaş medya Erdoğan'ın partisine ve hatta hükümete yönelik kırgınlığını nedense görmek istemedi.
Erdoğan'ın o konuşması diğer konuşmaları gibi “sıradan” görülmüştü, yine manşetteydi, yine çok büyük puntolarla ve devasa Erdoğan fotoğraflarıyla verilmişti ama bu önemli çıkış adeta saklanmıştı.
Belli ki sarayın morali çok bozuk.
Belli ki AKP içinde bir şeyler oluyor.
Belli ki bir süre sonra bazı çatlakların oluşması ihtimali çok yüksek.
Ankara kulislerinden aldığım bilgiye göre Erdoğan son günlerde çok öfkeli.
Bunun ötesinde son derece tedirgin.
Bir kaynağım “Erdoğan kimseye güvenmiyor” dedi. Yanına girenlerin sayısı çok azalmış. Üzerine aranmadan içeri girebilen yok” dedi.
Erdoğan'ın yanına sadece üç dört kişi rahat girebiliyormuş. Biri Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, diğeri Mustafa Varank, eski başbakanlık özel kalem müdürü örtülü ödenekten sorumlu Maksut Serim ile bir de damat Berat Albayrak.
Ankara'daki kaynağım “Hatta öyle ki Erdoğan MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, Başbakan ile yaptığı özel görüşmelere bile bu kişilerden birini mutlaka alıyor, onlar bir kenarda oturuyor fotoğrafa girmiyor” dedi.
Durum gerçekten böyleyse, gerçekten facia. Erdoğan sarayda “bir başına” kalmış demektir.
Bu güvensizlik, bu endişe ile sağlıklı kararlar alması da zorlaşacaktır.
Sürekli “her tarafım ihanet edenlerle sarılı” duygusu insanı herhalde harap eder.
Ankara'daki kaynağım şunu anlattı; Erdoğan'ın öfkelendiren FETÖ ile mücadelenin çok yavaş ilerlemesi. Operasyonların çok hızlı ve kapsamlı gitmesini isteyen Erdoğan “Zaman geçtikçe bu tür işler sulanır, ihanet şebekesi kendini korumak için yeni yöntemler ve ittifaklar bulur” diye düşünüyor. Erdoğan askerle, polisle, yargıyla ve cemaatin sıradan üyeleriyle uğraşmanın kolay olduğunu biliyor. Asıl tehlike FETÖ'ye maddi kaynak sağlayanların başının kesilmemiş olması. Bu kesimin para harcamaya başlaması halinde AKP Grubunu bile dağıtacağını düşünen Erdoğan finans kaynaklarının kesilmesini, mal ve paralara el konulmasını istiyor. Ancak yargı bu konudaki hukuki engeller nedeniyle el koyma işlemlerini hızlı yapamıyor. Bu da Erdoğan'ı daha da öfkelendiriyor. Bu nedenle kimseye güvenmiyor, partisinin de arkasında durmadığına inanıyor.
Aynı kaynağım son olarak şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı; Erdoğan “Yanımda sadece milletim var” diyerek halk desteğini bir koz olarak kullanmaya çalışıyor. AKP içindeki olası baş kaldırılara karşı “Ayağınızı denk atın, milleti üzerinize salarım, sokağa bile çıkamazsınız” demek istiyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

ATO'nun toptan istifası, Gökçek'in oğlunun adaylığı, medya için sıradan olay

Ankara Ticaret Odası'nın Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri toptan istifa ettiler. Hatta yedek üyeler bile istifa etti.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın oğlu Osman Gökçek istifa haberlerinin duyulmasından dakikalar sonra “Başkanlık için aday olduğunu” açıkladı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da dün “ATO'ya kayyum atayacağız. Kayyum ATO'yu seçimlere götürecek” dedi.
Haberin özeti bu.
Başta şaşırtıcı gelen bu haberin medyadaki yansıması oldu.
Türkiye'nin en büyük ikinci işadamı kuruluşunun yönetimi bir anda ve toptan istifa ediyor, bu haber gazetelerde “sıradan” biçimde yer alıyor.
Hiçbir gazeteci istifaların nedenini merak etmemiş. Başkan hariç hiçbir yönetim kurulu üyesine soru soran gazeteci yok. Melih Gökçek'in oğlunun anında aday olduğunu açıklaması ile istifalar arasında bir bağ kuran da yok.
Gazeteciliğin tüm refleksleri adeta yok olmuş gitmiş.
Oysa sıradan bir zeka bile en azından “Bu üyeler bir baskı ile mi istifa ettiler” sorusunu sorar.
Ama sorulmuyor. Neden? Çünkü korkuyorlar. Belli ki ATO yöneticilerine istifa edin talimatı verilmiş.
Yandaş medya operasyonun nasıl biteceğini bilemediği için “Aman başımızı derde sokmayalım, haberi sıradanmış gibi verelim” diye düşünmüş.
Diğerleri de belli ki hedef olmamak için “sakin davranmayı” seçmiş.
Oysa bu işin arkası çok büyük. İstifa eden ATO Yönetim Kurulu üyelerine “Sizi FETÖ'cülükle suçlayacağız” dendiği söyleniyor. Melih Gökçek'in bu operasyonu aylar önce başlattığı, meslek odalarındaki benzer istifa yöntemleriyle oğlunu Meclis üyesi yaptırdığı konuşuluyor.
Şimdi merak konusu, bu operasyon sarayın desteği ile mi yapılıyor yoksa ona rağmen mi?
Hisarcıklıoğlu'nun “Kayyum atayacağız” açıklaması sarayın Gökçek'e karşı olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Ancak başka kaynaklarım “Hisarcıklıoğlu ile sarayın arası açıldı. Bu operasyonun sonunda Hisarcıklıoğlu TOBB'un başından gidecek” dediler.
ATO olayı çok önemli bazı gelişmelerin habercisi gibi geldi bana. Bakalım, birkaç gün içinde kokusu çıkar.

Bİ SORALIM BAKALIM

Necdet Özel ifade vermekten niye korktu?

Meclis darbeyi araştırma komisyonu hergün yeni isimleri dinlemeye devam ediyor.
Ancak çağrılı bazı kişiler nedense komisyona gelip ifade vermek istemiyor.
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'dan sonra bir önceki Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de komisyonda ifade vermeyeceğini açıkladı.
Özel soruların yazılı olarak verilmesi halinde yazılı cevap verebileceğini bildirdi komisyona.
Peki, neden? Haydi Akar'ı anlamaya çalışalım, halen görev başında, mahkemelerde söylemesi gerekenleri önceden söylemek istememiş olabilir.
Necdet Özel neden kaçar ifade vermekten?
Sanıyorum kendisinden önce konuşan bazı eski komutanların söylediklerinden rahatsız oldu. Hilmi Özkök bile “Biz zamanında uyardık” derken, Işık Koşaner nasıl bir baskı altında olduğunu anlatırken Özel'in durumu idare etmesi belki de çok zor gelmiştir kendisine.
Bu arada 28 Şubat döneminde de bazı askerler Meclis Komisyonu'na gelmemişlerdi.
Onlar açıkça “ciddiye almadıklarını” belli etmişlerdi ve medya tarafından da eleştirilmişlerdi.
Baktım, Özel'in “Ben gelmiyorum” demesine FETÖ konusunda çok şahin olan yandaş medya sesini çıkarmıyor.
Muhtemelen onlar da “Özel Paşa konuşup da
gerçekleri söyleseydi başımız çok ağrırdı” diye sevinmişlerdir.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

İki kıta arası en büyük motosiklet geçişi

Motosikletler artık günümüzün vazgeçilmezleri arasında. Özellikle büyük kentlerdeki ulaşım sıkıntısını motosikletlerle aşmaya çalışan on binlerce kişi var.
İşte motosiklet kullananların oluşturduğu Türkiye Motosiklet Platformu Cumhuriyet Bayramı'nı Guiness Rekorlar Kitabına girecek bir etkinlikle kutluyor.
Motosikletliler bugün saat 11.00'de Suadiye Oteli önünde buluşup Bağdat Caddesi üzerinden çevre yoluna çıkacaklar ve Boğaz Köprüsü'nü geçerek Edirnekapı Şehitler Mezarlığı'na kadar gidecekler.
Bu iki kıta arasındaki en büyük motosikletli geçişi olacak.
Platform üyeleri şu anda 600'ün üzerinde olduğunu tahmin ettikleri motosikletin Türk bayraklarıyla yapacağı bu geçişe motosiklet sahibi herkesi davet ediyor.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bozdağ Amerika'da Zarrab'ın avukatlığına da soyundu

Bekir Bozdağ Amerika'ya gitti. Yandaş medya sanki Bozdağ Fetullah Gülen'i alıp gelecekmiş gibi yayın yaptı. Tabii sonuç yine hüsran.
Peki, Adalet Bakanı Amerika'da sadece Fethullah Gülen'in iadesini mi istedi Amerikalılardan?
Hayır, Bozdağ tıpkı Erdoğan gibi Reza Zarrab konusunu da sordu Amerikalı mevkidaşına. Bozdağ Amerika'nın Zarrab'ı yargılamaya hakkı olmadığını aktardığını anlattı.
Ama nedense yandaş medyada bu konunun ayrıntılarını da göremedik.
Oysa koca Türkiye'nin en tepesindeki isimler adeta Zarrab'ın avukatlığına soyunmuş durumda. Amerika ise tınmıyor bile.

KOMİK

Cinliğe bakın; CHP anayasa taslağını açıklamalıymış

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmaları bütün hızıyla devam ederken iktidar kanadı “artık kanıksadığımız cinliğe” yine başvuruyor.
Ortada kendi hazırladığı bir taslak olmayan AKP'liler topu yine muhalefete atarak “CHP neden bir taslak koymuyor?” ortaya diye soruyorlar.
CHP sanıyorum elbette bir taslak hazırlayabilir ama gündeminde “yeni anayasa” veya “başkanlık sistemi” yok ki.
Zaten karşı oldukları bir konuda neden bir taslak hazırlasınlar?
Amaç belli, sanki herkesin alında başkanlık sistemi varmış gibi davranıp “eleştireceğinize siz de bir taslak koyun ortaya” diyorlar.
Bu cinlikle nereye kadar gidecekler acaba?

BUNU YAZMAK GEREK

Bugün karamsarlığın, umutsuzluğun bittiği gün

Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük günü.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919'da çıktıkları kutlu yolculuk 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanı ile taçlanmıştı.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra parçalanan, Sevr Antlaşması ile neredeyse tamamen yok olan bir imparatorluğun küllerinden yeni, aydınlanmacı, medeni, ileriye dönük, vizyon sahibi bir devletin kuruluş günüdür bugün.
O günün koşulları çok ağırdı.
Millet savaştan, ölümlerden, acılardan bıkmıştı. Müthiş bir bezginlik, karamsarlık, umutsuzluk ve hatta korku hakimdi.
Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşları hiçbir bezginliğe kapılmadan, karamsarlıktan uzak durarak, büyük bir umutla ve korkmadan yepyeni bir devleti yaratmak için olağanüstü bir çaba harcadılar.
“Bir kişi bir kişidir” şiarından yola çıkarak bütün olumsuzluklara karşı milleti tekrar bir araya getirmeyi başardılar ve mutlu sona ulaştılar.
Bugün de toplumun önemli bir kesiminde bezginlik, umutsuzluk, karamsarlık hakim gibi görünüyor.
Ama umutsuzluğa, karamsarlığa, endişeye ve korkuya hiçbirimizin hakkı yok.
Bu ülke hepimizin. Şanlı bir tarihin evlatlarıyız hepimiz.
O halde ne umutsuzluğa, ne karamsarlığa ne de korkuya kapılmadan, gücümüzü bilerek Türkiye'yi yeniden aydınlanma, gelişme, medeni olma rayına sokabiliriz.
Atatürk'ün gençliğe dediği gibi “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”
Haydi o zaman. Bugün meydanlara.

YAZARIN TÜM YAZILARI