Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Siyasete sıra gelmesini daha çok bekleriz

21 Ağustos 2016

ANALİZ

Siyasete sıra gelmesini daha çok bekleriz

Kiminle konuşsam merakı aynı; “Cemaat operasyonlarında siyasete ne zaman sıra gelecek?”
Öyle ya binlerce asker görevden alındı, yüzlercesi gözaltında ya da tutuklu.
70 binin üzerinde devlet memuru açığa alındı.
Binlerce memur tutuklu.
Yine binlerce polis açığa alındı. Kimi gözaltında hâlâ yüzlercesi de tutuklu.
İş dünyasından da birçok kişi gözaltında ya da tutuklu.
Üstelik söz konusu işadamlarının milyarları bulan mal varlıklarına da el konuldu.
Akademisyenler, vakıf ve dernek yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının üye ve yöneticileri, gazeteciler, yazarlar soruşturma altında, gözaltında tutulan da var tutuklanan da.
Darbe girişimine katılan, destek veren ve cemaatçi dinci faşist terör örgütü üyesi olan bazı eski siyasetçilerden de gözaltı ve tutuklamalara uğrayanlar oldu.
Ancak bu dinci faşist çetenin devlet içine sızmasında çok önemli roller oynayan siyasetçilere hala dokunulmadı.
Kişisel olarak siyaset kısmına bir süre daha dokunulmayacağını düşünüyorum.
Daha da doğrusu henüz dokunulamayacağını sanıyorum.
Çünkü iş siyasete geldiği an asıl bomba orada patlayacak.
Çok önemli siyasi isimlerin bu soruşturmadan kaçması ya da kendini aklaması mümkün değil.
AKP çevrelerinden edindiğim bilgilere göre halen parlamentoda görev yapan en az 30 milletvekilinin dinci faşist Fethullah Gülen terör örgütü ile direkt bağlantılı oldukları saptanmış durumda.
Bazı AKP'liler daha da iddialı konuşarak “Meclis'teki Fethullahçı AKP milletvekili sayısı 82” diyorlar.
Bu bana ilginç geldi çünkü “yaklaşık 50” veya “75'e yakın” gibi tedbirli konuşmak yerine direkt “82” diye kesin rakam veriyorlar.
AKP Genel merkez, il ve ilçe teşkilatlarında yönetici pozisyonunda olan yüzlerce kişinin de bu dinci faşist çeteyle bağlantılarının bilindiği ileri sürülüyor.
Ayrıca 500'ün üzerinde il ilçe ve belde belediye başkanının da yine bu yapılanma içinde olduğu söyleniyor.
Bu durumda sıranın siyasete gelmesi AKP'yi çökertmese bile çözülmesine neden olacak bir girişim olacaktır.
Erdoğan bütün gücüne rağmen sarayda “yalnız adam” durumunda.
Tek güvencesi bilinçli olmasa da sokaklara dökülen lümpen demokratlar.
Bunun dışında çok güvendiği birkaç kişi ile hükümette sağlam durabileceğine inandığı birkaç bakan var etrafında.
Operasyonların siyasete yansıması ile birlikte eğer söylenen rakamlar doğruysa 40 ve üzeri milletvekilinin “darbeye destek, terör örgütü üyesi olmak ve vatan hainliği” ile suçlanması halinde AKP'nin Meclis'teki sayısı salt çoğunluğun altına düşüyor.
Saray bunu göze alabilir mi?
Alamaz. Çünkü Meclis'teki çoğunluğunu kaybetmiş bir AKP paniğe kapılır ve bütün gücüne rağmen “Bu iş Erdoğan'la, yani tek adamla olmuyor, ülke iç savaşa sürükleniyor” endişesi AKP'de de hakim olur.
Bu durumda sokaktaki kalabalıkların hiçbir hükmü kalmaz.
O halde sarayın siyasi operasyon başlamadan önce hem genel hem yerel seçimleri erkene çekmesi, hatta bu yıl içinde yapmaya kalkması kimse için şaşırtıcı olmamalı.
NOT: Seçim konusunu yarın biraz daha açacağım.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Biraz utanın bari; bu hata yüzünden kaç kişi öldü bilmiyor musunuz?

İktidarın yeni geri dönüş manevra alanı Suriye.
Önce Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş “Suriye politikasının bir hata olduğu” söyledi.
Dün de Başbakan “Esed” yerine “Esad” diyerek “Geçiş sürecinde kendisini muhatap alabiliriz” dedi.
Yaşanan bütün acıları görmezden gelirseniz “Dış politikada nihayet doğru adımlar atılıyor, hükümete bravo” falan diyebilirsiniz. Ki diyen pek çok yalaka var.
Ama biraz izan, biraz utanma, biraz vicdan lütfen.
“Hata yaptık dönüyoruz” dediğiniz süreçte kaç bin kişi can verdi bilmiyor musunuz?
Bırakın Suriye'de sizin yanlış politikalarınız yüzünden ölenleri, bu “hata” sonucu Türkiye teröristlerin cennetine dönüştü. Binlerce insanımızı kaybettik şu son 4-5 yılda.
Bunların hepsini unutacağız ve sizi “alkışlayacağız” öyle mi?
Burada da “Allah affetsin” diyeceksiniz belki ama unutmayın mutlaka yargılanacaksınız.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Hollywood emperyalizmi nasıl da sevimli gösteriyor

Şu an sinemalarda gösterilen bir film var. İlki yıllar önce çekilen ve sonra üzerine üç film daha yapılan “Bourne Identity” filminin son bölümü Jason Bourne.
Filmin kahramanı Amerikan Devleti adına çalışan ve gizli-kirli operasyonlara katılarak tetikçilik yapan bir ajan.
Pek çok Hollywood filminde olduğu gibi bu film serisinde de işi “nedenini hiç sormadan ve merak etmeden, sırf emir aldığı için” adam öldürmek olan Jason Bourne yine nasıl sevimli gösteriliyor anlatamam.
Filmin başlarında yaklaşık 20 dakika süren ve Atina'da geçen bir kovalamaca sahnesi var ki, işte orada emperyalist egemenlerinin bir başka ülkede nasıl fütursuzca davranabildiklerini ve seyirciye de bunu heyecanlı/sevimli gösterebildiklerine şaşıyorsunuz.
Gizli bir Amerikan istihbarat örgütü Washington'daki merkezinden, uyduları, Yunan Devleti'ne ait tüm güvenlik, trafik ve işyeri kameralarını, yine Yunan Devleti'ne ait tüm iletişim sistemlerini, hiç haber vermeden ve izin almadan kullanarak Atina sokaklarından olağanüstü bir kovalamaca yapıyor.
“Bu her filmde oluyor” diyebilirsiniz.
Ama buradaki fark şu; Bu kovalamaca sırasında Atina'da büyük bir protesto gösterisi var, filmin kahramanları hem yüz binlerin katıldığı bu protesto gösterisinden yararlanarak hem de yer yer provokasyon yapıp olayların büyümesini sağlayarak kaçmaya çalışıyor.
Filmi izlerken Atina'da ne olup bittiğini anlamıyorsunuz bile.
Oysa o sırada bombalar patlıyor, silahlar konuşuyor, halka su ve gaz sıkılıyor hatta insanlar ölüyor.
Kimse merak bile etmiyor Atina'da ne olduğunu. Gözler kahramanlarda ve asıl merak onların kaçıp kaçamayacaklarında.
Operasyonu Washington'dan yönetenler de bu olayları umursamıyorlar bile çünkü asıl amaç kovaladıkları ajanları yakalamak
Bizim gibi ülkelerin kaderi mi bu?
Demokratik protesto eylemlerinin iktidarlar tarafından kana bulanmasından sonra kendimizi saçma sapan tartışmalar içinde bulurken, emperyalist güçler bizim için çok önemli bu olayları kendi filmlerinde “figüran” gibi kullanıyor, bir de yaptıklarını bizlere “sevimli” göstermeyi beceriyorlar.
Kendi iç çekişmeleri yüzünden dünyayı fark edemeyen bizim gibi ülkeler ne yazık ki bu tür “avantür” filmleri hayranlıkla izlerken içlerine düştükleri durumu kavrayamıyorlar.

BUNU YAZMAK GEREK

Karşı devrime su taşıyan sözde liberallere de sıra gelmeli

İktidarın, Atatürk ve devrimlerini ortadan kaldırabileceğine, laikliği yok edebileceğine, Türkiye'yi dönüştürebileceğine inanmasını çoğu eski solcu/sosyalist/komünist şimdinin sözde liberalleri sağladılar.
İktidar partisinin bilgili, görgülü, entelektüel kadroları yoktu.
Bu açığını Fethullah Gülen Cemaati ve bu sözde liberallerle kapattı.
Bu kesim 14 yıl boyunca AKP iktidarına payanda oldu.
Ama kendilerini hep “AKP'li olmamakla” savundular. Onlar için hukuk ve demokrasi önemliydi, askeri vesayetin kalkması, Cumhuriyet dönemi ile yüzleşilmesi ve hesaplaşılması esastı.
Aslında AKP'li olmaktan utanıyorlardı ve kendilerine göre “daha medeni, bilgili, entelektüel” buldukları cemaatle yakınlaştılar.
Birçok kirli operasyonu cemaatle birlikte yaptılar sonra da halkın beynini yıkamak için ekranları doldurdular.
Foyaları artık ortaya çıktı.
Bu kesim tümden cemaatle bağlantılıdır ama ne yazık ki utanmadan sıkılmadan aramızda dolaşmaktadır.
Türkiye'ye asıl büyük ihaneti yapan bir yandan AKP'yi güçlendirirken diğer yandan dinci faşist cemaatin lojistik desteğini sağlayan bu şarlatanların da mutlaka cezalandırılması gerekir.

MERAK ETTİĞİ ŞEYLER

AKP değil de CHP-MHP hükümeti olsa aynı insanlar yine sokağa çıkar mıydı?

Bugün herkes darbe karşıtı.
Bugüne kadar hiçbir konuda itiraz etmemiş, hep baş eğmiş, sormamış, sorgulamamış bir kesim sokağa indi ve bir anda “darbe karşıtı demokrasi havarilerine” dönüştü.
Aslına bakarsanız bu sokağa çıkma eylemi de bir tür “biat kültürünün” sonucu. Eğer Tayyip Erdoğan “sokağa çıkın” talimatı vermeseydi o insanlar sokağa çıkar mıydı?
Ya da 7 Haziran'dan sonra tek başına iktidar olamayan AKP yerine CHP-MHP hükümeti kurulabilseydi ve bu darbe girişimi olsaydı aynı insanlar yine tankların önüne yatar mıydı?
Bu da size benden “Pazar bulmacası” olsun.

Bİ SORALIM BAKALIM

Marmaris görüntüleri ne zaman servis edilecek?

Dinci faşist cemaat çetesinin kalkıştığı başarısız darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi ile ilgili yüzlerce görüntü paylaşıldı.
Askerin halka ateş açmasından, tankların halkı ezmesine, medya baskınlarından Emniyet müdürlüklerinin vurulmasına, Meclis'in bombalanmasından, saraya ağır makineli ateşine kadar pek çok görüntüyü üstelik canlı yayınlarda izledik.
Ancak bazı görüntüler hiç yayınlanmadı.
Yayınlanmadığı gibi galiba pek merak eden de yok ki, kimse sormuyor.
O halde ben sorayım.
İki görüntüyü çok merak ediyorum.
Birincisi Genelkurmay Başkanı'nın komutanlıktan çıkarılması, Akıncı Üssü'ne götürülmesi, boynuna kement geçirilmesi, ellerinin kelepçelenmesi ile ilgili görüntüler.
Söz konusu her yerde kameraların mevcut olduğu biliniyor.
İkincisi ise Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'te tatil yaptığı otelden çıkışı, helikoptere binişi, Dalaman Havaalanı'na gelişi, burada yine uçağa binişi ile ilgili de tek görüntü ve hatta “kahramanlık olarak anlatılan” hikâyeler dışında bilgi bile yok.
Cumhurbaşkanı ve beraberindekilerin helikoptere ya da uçağa biniş görüntülerini izlemeye çok meraklı değilim.
Merakım şu; helikoptere ve uçağa binerken hava karanlık mı yoksa aydınlık mı?