Sözcü Plus Giriş
NİLAY ÖRNEK

En iyi hapishane yemeğini evinizde nasıl yaparsınız?

22 Ekim 2016

İstanbul'da ‘büyük' insanları ve derin öyküleri bir araya getiren uluslararası bir yemek festivali. Hapishaneden çıkan bir restoran zinciri. Tasarım bombardımanı ve tasarım güzellikleri. Hepsi bu sayfada…

“En iyi hapishane yemeğini evinizde nasıl yaparsınız?” Daha geçen hafta bir İngiliz gazetesinde okuduğum haberin başlığı buydu.

“İnsan niye evde hapishane yemeği yapmak ister ki?” sorusunun yanıtı tabii ki haberde anlatılan muhteşem hikayede vardı. Uzun versiyonunu hak ediyor ama kısaca, 2009'da İngiltere'de başlayan bir projeyle, bir grup mahkuma iyi yemek ve restoran işleri öğretiliyor. Mahkumları cezaevinden sonraki sürece alıştırmak, kolay iş bulmalarını sağlamak, ruh durumlarını yukarı çekmek ve daha pek çok amacı barındıran ‘The Clink' (Cezaevi) adlı bu proje, hemen sonrasında bir ‘restorana' dönüşüyor.
Rezervasyon yaptırıp cezaevi içinde yer alan ve eskiden hapishane müdürüne ait olan binada beş yıldızlı yemek yiyorsunuz.

yemek-ic

Alkol, bıçak ve ‘cep' farkıyla

Normal restoranlardan en büyük iki fark şu: Girişte cep telefonunuzu teslim etmek ve plastik bıçak kullanmak! Alkol servisi de yapılmayan bu restoran o kadar popüler ve proje de topluma o kadar faydalı ki, The Clink restoranları şubeleşiyor! 20 devrede, iki bini aşkın mahkumu yeniden topluma kazandıran proje pek çok ödül alıyor. Mahkumlar hem catering'e yani restoran dışında da çeşitli etkinliklere yiyecek sağlamaya hem de restoranda servis ettikleri ürünle ilgili tarım yapmaya başlıyor.
Ve başlığa konu olan son mevzu, proje kapsamında evde kolayca yapılabilecek lezzetleri içeren bir de yemek kitapları çıkıyor. Son olarak da bizimle ilgili bir havadis: Bu film gibi hikayenin fitilini ateşleyen, her aşamasında başında olan kişi, şef Alberto Crisci bize bunları ve fazlasını anlatmak üzere İstanbul'a, ‘Yedi' adlı etkinliğe geliyor. Ve o sadece konuşmacılardan biri. Peki ‘Yedi' ne? O da başka haber, anlatayım…

Gastronominin TED'ini İstanbul'da yapıyorlar

Şef Mehmet Gürs (Mikla), yemek yazarı Cemre Narin ve Mutfak Sanatları Akademisi'nin direktörü Sitare Baras, nisan ayında kendileri gibi parlak ve tutkulu bir grup insanla ‘Yer misin Yemez misin?' adlı bir konferansa imza attılar. Tema ‘Cesaret'ti. Ve şimdi -Türk Mutfağı Derneği hariç- aynı ekip, yine yemeği toplumsal yararlarını merkeze koyan başka bir konferans yapıyor: ‘Yedi'. Nasıl ki ABD merkezli konferans serisi TED, 30 yıldır ‘Yaymaya Değer Fikirler'i paylaşmak için, etkileyici konuları olan parlak insanları 20 dakika için sahneye çıkarıyor; burada da sistem aynı. İsmi, yemekten, Anadolu'nun yedi bölgesinden, İstanbul'un yedi tepesinden geliyor.

gastro-ic

Geri vermek lazım!

Ve ilk tema, tam da zamanında, tam da ihtiyacımız olan ‘Geri Vermek'. ‘Eş, dost birbirini sahnede görsün' işi değil; gerçekten uluslararası.
Yukarıda bahsettiğim Alberto Crisci de konuşmacı, lokantası ‘dünyanın en iyi restoranı' sıralamasında 1 numaradaki Massimo Bottura da. Ama Bottura, buraya ‘gıda israfına dikkat çeken' projesiyle konuk. İstanbul'daki Suriyeli kadın ve çocuk mültecilere destek veren Small Projects Istanbul adlı girişimin yaratıcısı Karyn Thomas da var, Avustralya'da ‘Yılın Kahramanı' seçilen, televizyon çekimlerinden marketlere bozulmakta olan yiyecekleri alıp yiyecek bulamayanlara ulaştıran OzHarvest'ın kurucusu Ronni Kahn da… Hayatı, sanki arabesk bir şarkının ortasında gibi seyrederken çorbayla başlayan çabasıyla sivil toplum kahramanı olan Ayşe Tükrükçü de var; ihtiyacharitasi.org adlı platformuyla oyuncu Mert Fırat da… Konuk da, film gibi hikaye de çok bu etkinlikte. Konferans 6 Kasım'da Bomontiada'da.

Tasarımda doz aşımı!

Sanırsın Norveç, İsveç, Danimarka ya da Finlandiya; bayağı bir kuzey tasarım ülkesiyiz. Haftamız tasarımla doldu taştı. Ne, nerede, kim düzenliyor, kimler nerede anlayan beri gelsin! Türkiye Tasarım Haftası diye bir şey var (niyeyse beş gün sürüyor, 19-23 Ekim günleri arasında), Lütfi Kırdar'da.

tasarim-ic

İstanbul Design Week var; Türkiye Tasarım Haftası kapsamındaymış; Taksim Meydanı'nda. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, Arkeoloji Müzesi, Galata Özel Rum İlköğretim okulu, DEPO, Studio-x İstanbul ve Alt Sanat Mekanı'nda 22 Ekim-20 Kasım tarihleri arasında. Tasarım Tomtom Sokak'ta ise bienalin paralel etkinliklerinden ve o da yarın akşam bitiyor. Bunlar hep ruhumuza ‘can suyu' ama bir sakin! Bu ‘denk gelmeler, getirmeler', destekten çok, projelerin her birine köstek olacak derecede kafa karışıklığı yaratıyor.

insan-ic

Biz insan mıyız? Valla bakacağız!

Tasarım denince hemen güzel kahve fincanları ya da kıyafetleri düşünmeye başlasak da, 3. İstanbul Tasarım Bienali, Beatriz Colomina ve Mark Wigley küratörlüğünde türümüzün tasarımını sorguluyor. Sadece sanatçılar değil, bilim adamlarıyla da çalışarak 200 bin yıl öncesine kadar geri giden muhteşem bir soru soruyor: “Biz insan mıyız?” Bir ay boyunca bienali gezerek, söyleşilere katılarak yanıt bulmaya çalışacağız. Ancak, Halep'teki saldırılarında yaralanan ve ambulanstaki görüntüsüyle tanıdığımız o küçük kızın, Ümran'ın uğradığı ikinci bombalı saldırıda da öldüğü söyleniyor şimdi. Bienalin konularından biri de mülteciler, dolayısıyla da savaş ve göç. Ama insan mıyız, bilsek fayda eder mi?

tomtom

Tomtom'a ‘Bahar' gelmişti

İlki yapılan ve yarın akşama kadar sürecek Tasarım Tomtom Sokak'ta adlı etkinlik 100'ü aşkın tasarımcıyı, modacıyı, onlarla konuşmak ya da ürünlerini uygun fiyata satın almak isteyenleri, sanatçıları bir araya getirdi.

bahar-ic

Serra Arıkök, Ayşegül Temel ve Hakan Kodal'la birlikte bu oluşuma imza atan modacı Bahar Korçan oradan oraya koşturuyor, herkesle tatlı tatlı muhabbet ediyordu. Korçan'ın evinden getirdiği mobilyalarla, dantel, nakış ve temel malzemesi kağıt olan etkileyici biblolarıyla bir sergi odası oluşturulan 78 yaşındaki Berzan Debbağ'ı keşfi bile takdir edilesiydi. Yakın zamanda kanserle mücadelesini biliyorduk Korçan'ın. Ona değil ama yakınlarına sordum “Nasıl?” diye. “Çok iyi, bak saçları da uzuyor” dediler. Hastalık atlatıp güzel bir iş çıkarmak iyi gelir; bize bile iyi geldi!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more