Sözcü Plus Giriş
NİLAY ÖRNEK

Fikir sizce de dahiyane değil mi?

30 Ocak 2016 Yazarlar

“Çanakkale Zaferi'nin 100. yılı için bir ürün tasarla” deseler, ne yaparsınız? Üniversite öğrencisi Mertkan Günaslan'ın fikri bence harika: Bir yara bandı!

Bir takıntım olan, burada da sık sık dile getirdiğim bir konu: Müze mağazaları. Özellikle de hep “Niye daha iyi değil?” diye sorguladığım devlet müzeleri…
Birkaç yazımın ardından Bilkent Kültür Girişimi'nden (BKG) Barış Üstünkaya ile buluşup uzun uzun bu konuyu konuştuk; çok ilginç şeyler öğrendim ayrıca aktaracağım.
Ama şimdiki konum bambaşka…
35 ilde, 105 müze mağazası, 74 de müze kahvesinde hizmet veren BKG'nin, replikalardan kitaplara, mücevherlerden ev tekstiline 23 bini aşkın ürün çeşidi var. Ve bu ürünlerin bir kısmı da açılan yarışmalarla seçiliyor.

HEM DE ÇANAKKALE İÇİN

Bu yıl da, BKG, ‘Üniversitelerarası Kültür Ürünleri Tasarım Yarışması'nın beşincisini Çanakkale Zaferi'nin 100'üncü yılı dolayısıyla ‘Bir Savaşın Hikâyesi: Çanakkale' temasıyla yapmış.
Ürün tasarımı konusundaki birinci ise parlak fikriyle beni etkiledi.
O kadar basit, yalın, sade ve güzel ki… Hepimizin üzerinde taşıyabileceği, satın alabileceği, her yere gönderip, götürebileceği bir tasarım: Yara bandı.
Çok yakında müze mağazalarında satılacak tasarımın sahibi Kocaeli Üniversitesi'nden Mertkan Günaslan'ın sloganı da “Artık yaralar daha anlamlı.”

‘İftarlık Gazoz'la Eve Dönmenin Yolları

Ben de karpuz kabuğundan gemiler, gazoz kapağından kolyeler, oklar yaptım ama ‘markasız gazoz' dönemine hiç denk gelmedim.
Fakat karne harçlığı veren güzel komşular, daha doğal insanlar dönemine denk geldiğimden ve bir zamanlar çocuk olduğumdan, Yüksel Aksu'nun yeni vizyona giren filmi ‘İftarlık Gazoz'u pek bir sevdim.
70'lerde Muğla'nın Ula ilçesinde geçen tatlı bir öykü.
Filmin başrolünde 12 yaşındaki Berat Efe Parlar var. Tamam tecrübesi var ama insan hâlâ bir çocuk oyuncunun bir filmi bu kadar iyi götürmesine şaşabiliyor.
Cem Yılmaz gazozcu Cibar Kemal rolüyle bir yardımcı oyuncudan fazlası, anne Ümmü Putgül ile imam rolündeki Macit Koper de benim diğer favori karakterlerim. Yöre halkının oyunculuğunu da es geçmemek lazım.

DİN DE VAR AMA NASIL?

Bu coğrafyada doğup büyümüş pek çok kişiyi bir duygusuyla yakalayabilecek, kimi zaman gülümseten ve gördüm ki bayağı da ağlatabilen bir film.
Soranlara “Babam ve Oğlum tadında” diye tarif ediyorum. Sonra bu durumu da garip buluyorum. Benzer kasaba halleri, şiveler, çocuk ve büyük ilişkileri, benzer yerler ve renkler hepsi sevilen birkaç Türk filmindeler!
Ama fark etmiyor; o dönemin siyasi atmosferini yansıtan, esprisi de, duygusu da yoğun, özenle hazırlanmış bir iş ‘İftarlık Gazoz'.
Dinle bu kadar iç içe bir filmin içinden bu kadar ustalıkla çıkmak da iyi iş.

ÇOCUK ALGISI

Benim için hiçbir şey Şili'deki darbe döneminin izlerini, bir çocukluk aşkı hikâyesiyle anlatan Alejandro Zambra'nın ‘Eve Dönmenin Yolları' kitabıyla yarışamıyor!
Ve bunu 145 sayfayla başaran Zambra, bana hep “Bu niye Türkiye'de yapılamıyor?” dedirtiyor. Ama iyi bir yola çıkıldığı kesin.
‘İftarlık Gazoz' da bir çocuk algısının çevresinde olanların hayatı nasıl yönlendirdiğini hakikaten güzel anlatıyor.
Filmin ‘gazını kaçırmadan' sinemada izlemenizi tavsiye ederim.

Telefonunuz şarj olmuyorsa belki de pamukçuktandır!

Biri erkek, biri dişi iki kişi Apple Store'a gittik. Birimizin sorunu cep telefonunun şarj olmaması ya da kimi zaman elektriği alıp kimi zaman almaması. Görevli beyefendi sakin sakin dinledi. Bir eline telefonu, diğer eline atacı aldı. Ve atacın ucuyla şarj deliğiyle girip göbek deliğinden pamukçuk çeker gibi (evet iğrenç ama herkes anladı değil mi) bir minik toz yumağı çıkardı.
“Erkekler genellikle telefonlarını ceplerinde taşıdığından zamanla pantolon ya da ceket cebindeki pamukçuklar buralarda birikiyor ve tıkanma yapıyor. Her gün onlarca kişi bu dertle geliyor” dedi.
Şaka gibi. Müzik dinleyememe sorunu da, aynı işlemin telefonun kulaklık girişine de yapılmasıyla çözüldü. Şimdi ben de cebimde ataçla gezip özellikle erkek cep telefonu kullanıcılarına hava atıyorum, 1 haftada 12 kişiyi şarj derdinden kurtardım!

Üzücü: Güvenlik gerekçesiyle randevulu sergi

Abidin Dino sergisi de son günlerinde güvenlik nedeniyle randevuyla gezildi.

Geçtiğimiz hafta bitmesine birkaç gün kala Fransız Kültür Merkezi'ndeki Abidin Dino sergisini görmek istedim.
“Kapandı giremezsiniz” dediler; “Saat daha erken” derken, görevliler “Yok sergi tamamen kapandı” bilgisini verdi. Gerekçe olarak da “Güvenlik” dediler. Üstelik içerdeki kafe de tamamen kapatılmış.
“Yahu Fransızlar değil mi, Paris'teki olayların ardından ‘inadına bistro, inadına müzik, inadına sokaklar ve şarap' diyen?” gibi cümlelerle itiraz edecek oldu; ama olmadı! Dino sergisini kaçırdım.

HANİ İNADINAYDI!

Ve sonra öğrendim ki randevu alarak girilebiliyormuş sergilere…
Şimdilerde ufak sıralar var Taksim'deki Kültür Merkezi'nin önünde, internetten randevu yaptırıp yaptırmadığınız kontrol ediliyor ve kimlik kontrolüyle içeri alınıyorsunuz.
Kimse “Olur mu böyle şey” diyecek durumda değil. Artık her yerde tekrar tekrar aranmalara gönüllü oluyoruz zaten. Ama uzun yılların ‘buluşma noktası' Fransız Kültür Merkezi'nde bile bunu yaşamamız ‘acıklı' ve zaten millet olarak akın akın sergilere gitmediğimiz söz konusuyken ‘caydırıcı' değil mi?

YAZARIN TÜM YAZILARI