Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Demek ‘200 can’a rağmen kutlama olabiliyor

20 Temmuz 2016 Yazarlar
22

Nedense Aktrollerin bize karşı öfkesi dinmek bilmiyor. Sanki tankları biz çıkardık köprüye. Sanki kendi insanımıza biz ateş açtık acımasızca, sanki hepimizin namusu TBMM'ye biz ateş açtık. Ve dahası, sanki o tepemizden uçakların geçtiği korku dolu geceyi hep birlikte yaşamadık. Öyle bir nefret var sosyal medyada, ağzımızı açıp fikrimizi söylediğimiz, yazılarımızı paylaştığımız an…
Yok, sanmayın ki bu yazı trollerin şiddeti üzerine. Biz ona çoktan alıştık. Genellikle saldırılar, ülke korkunç bir terör saldırısına uğradığında ya da ordumuz tatsız rakamlarla şehit verdiğinde, konu dışı bir şeyler paylaştığımızda üzerimize çullanma şeklinde olurdu.
Hepiniz biliyorsunuz, hoşlarına gitmeyen ya da dünya görüşlerine uymayan konularda üzüntünüzü paylaştığınızda, bizi şehitlere, kayıplara karşı duyarsız olmakla suçlarlardı.
Ama sanırım o kara cumanın ardından bu konuda standartlar değişti.
Dün açıklanan rakamlara göre tam 150 sivil kayıp var. Darbenin önlenmesinde göğsünü siper eden ve o çağrıya cevap vermese bugün hayatta olacak 150 sivil can…
Tabii ki darbenin püskürtülmüş olması hepimiz için çok ama çok önemli. Ama artık bu kutlama ve sürekli darbe konuşma halinden uzaklaşıp toplumsal travmamızı atlatma yolunda yol kat etmeye başlasak mı?
Aslında halkımızın acıları artık böyle daha ‘cool' karşılamaya karar vermesi iyi bir durum.
Demek ki artık böyle olaylardan sonra darbe alan eğlence ve turizm sektörü etkinlikleri sonlandırılmayacak. Travmamızı atlatmak için birbirimizi tehdit etmek yerine, bize ne iyi geliyorsa, yani kendini dine vermek ya da müziğin sakin kollarına bırakmak kimse için sorun olmayacak.
Ama yine de bu hali yadırgamıyor değilim. ‘Genel izleyici'nin yas kriterlerinin bu kadar çabuk değişmesi biraz dehşete düşürmüyor da değil.
Bu, şaşırmak kadar korku da getirmiyor değil.
Halkımızın neyi, ne zaman sevip, neyi önemsiz görmeyeceğini bilmek biraz tatsız mı ne?

13

Bu travmayı nasıl atlatacağız?

Kimse tatava yapmasın, darbeciler ve iyi-kötü kim olduğunu bildiğimiz, onları bu ülkenin en önemli kurumlarına musallat edenler hariç sevinen olmadı. Kendi adıma ilk aklımdan geçen şey “Kim bunlar, hayata nereden bakıyorlar, yarın nasıl bir ülkeye uyanacağız?” soruları oldu.
O an, yani yarınınızın kaybolduğu an, çok ağır bir an.
Sonra yaşadığımız, yani tepemizde uçakların uçtuğu, canlı yayında Ankara'da gerçekleşen saldırılar, üzerlerine Türk askeri tarafından ateş edilen insanlar, üzerinden tank geçenler, linç edilen askerler… Kısacık ömrümüzde bunu da yaşattı ya bu ülke bize, artık diyecek hiçbir şey yok.
Sadece içime kapanmak istiyorum. Darbe haberi, darbeci haberi, hiçbir şey duymak istemiyorum. Dünyanın başka sakin ülkelerinde yaşayan insanlar gibi sıradan dertlere uyanmak istiyorum. Darbe önlendi bu ülkede. Bugün o derdest edilmiş korkunç bakışlı terör örgütü üyeleri ülkemizi yönetiyor olabilirdi. Onları o pozisyonlara getirenler sorumluluklarını kabul etmeyecekler belli… Ama artık konuyu kapatsalar ve travmamızı atlatmaya konsantre olsak iyi olmaz mı?

25

Gezi Parkı zamanlaması doğru mu?

Milletçe atlattığımız korkunç tehlike birbirimize yaklaşmamız için bir fırsat olabilirdi. Bertaraf edilen düşmanın ardından bu ortamı Binali Yıldırım'ın toparlayıcı olmaya çalışan mesajları ne yazık ki dün Cumhurbaşkanı'nın Gezi çıkışı ile ciddiye alınır olmaktan çıktı. Tamam, sayın Cumhurbaşkanımız tüm o dediklerini yapmakta muktedir. Ama zamanlama şimdi olmak zorunda mıydı? Birbirimize yeniden sarılmayı öğrensek olmaz mıydı?

YAZARIN TÜM YAZILARI