Sözcü Plus Giriş
RAHŞAN GÜLŞAN

Magazin ve pornografi arasındaki ince çizgi: Hande Soral olayı

29 Mart 2016 Yazarlar

Kelebek'in birinci sayfasında geçen hafta tatsız bir fotoğraf yayınlandı.
Hande Soral gece dışarı çıkmış ve yürürken rüzgâr mini eteğini havalandırmış.
İç çamaşırının azizliği nedeniyle de ortaya pornografi sınırlarını zorlayan bir fotoğraf çıkmış.
Kelebek yöneticileri de bu fotoğrafı üzerini mozaiklemeden basmayı tercih etmiş.
Hande Soral cephesi haklı olarak ayağa kalktı bu olaydan sonra.
Tepkiler artınca da Cengiz Semercioğlu dün, yaptıkları işin arkasında duran ve bu tarz olaylardan sonra kurulmasına alışık olduğumuz cümlelerden oluşan bir yazı kaleme almış.
Bu fotoğrafı kadına şiddet olarak yorumlayanlara çatmış ve kadına şiddet kavramının içini boşalttıklarını dile getirmiş.
Ha tabii bir de bu tarz durumlarda mutlaka kullanılan o klişeyi eklemiş: “Bu fotoğraf dünyanın her yerinde haberdir.”
Önce kadına şiddet mevzuyla ilgili fikrimi belirtmek isterim. Bu fotoğrafı böyle basmak, bir kadının, ünlü bir kadının itibarıyla oynamaktır öncelikle.
Kadını poposu üzerinden metalaştırmaktır ki bunun da tartışılabilecek bir tarafı olduğunu sanmıyorum.
Ama asıl fenalık geçirten şu: “Bu fotoğraf her yerde haberdir” klişesini artık ortadan kaldırmamız gerektiğini düşünüyorum.
Magazini ülke gerçeklerinden ayırmak mümkün müdür?
Muhafazakâr değerleri olan bir ülkede (siyasal anlamda olanı kastetmiyorum), bir kadının hem de bilerek açmadığı, anlık kaza sonucunda oluşan bir olay sonucu açılan poposunu görülecek şekilde gazeteye basmak modern magazincilik gibi gelmiyor bana.
Yani kısaca hiç şık olmadı genç bir oyuncu kadının poposunun fotoğrafını basıp sonra da özür dilememek.

Ensar'ı neden korudukları belli olmaya başladı

Ensar Vakfı skandalında başından beri söylediğim şeyler ne yazık ki bir bir çıkmaya başladı.
“Sadece bu insanlık dışı fiili işleyen öğretmeni tutuklamak yetmez. Buna göz yuman, üstünü kapatmaya çalışmış kim varsa araştırılmalı” diyorum ilk günden beri.
Mesela İsmail Saymaz'ın haberine göre, Karaman Valisi olayların gerçekleştiği vakfa ait evlerin varlığından soruşturma başladığında haberdar olmuş. CHP'nin hazırladığı raporda ise durum daha net yer almış: “Vali, milli eğitim müdürü ve başsavcı yuvarlak yanıtlar verdi, kesin bilgi paylaşımından kaçındı, çelişkili açıklamalar yaptı ve ısrarla vurgulanmasına rağmen vakıfların ismini açıklamadı.”
İşte başından beri araştırılmasını istediğimiz şey de bu. Üzeri kapatılmasın, hem kurum içinden hem de devlet kademesinden kimin bu işin gerçekleşmesine ve sonrasında yaşananlara göz yumduğu mutlaka ortaya çıkarılmalı.
Tecavüz suçu her kim tarafından işlenirse işlensin cezasız kalmamalı.

Gülşen, RTÜK'ün fantezilerini mi süslüyor?

RTÜK yine korkunç bir skandala imza atmış.
Bugün manşetimizde okumuşsunuzdur haberi. RTÜK, Gülşen'in ‘Dan Dan' şarkısı için çekilen ve aylardır televizyonlarda dönen klibi müstehcen bulmuş.
Bu durumda ciddi bir sorun yok çünkü artık ne kadar tatsız olsa da elimizdeki uzaktan kumandaya devletin müdahil olup ne izleyip ne izlemeyeceğimize karar vermesine alıştık.
Ama klibin müstehcen bulunduğuna dair hazırlanmış olan rapor, uzun zamandır gördüğüm en çirkin kaleme alınmış metin.
Raporda (lafı evirip çevirmeye gerek yok) Gülşen'i para karşılığında erkeklerle beraber olan kadınlara benzetmişler ve bunu da yazmakta hiçbir sakınca görmemişler.
Yeni RTÜK yapılanmasında daha homojen bir dağılım var diye sevinirken aynı kafadan kaçamadığımızın acı bir göstergesi bu.
Dekolte giyen kadına nasıl bakıldığının, insanın namusunun kıyafette değil özel hayatını nasıl yaşadığında gizli olacağına bir türlü ikna olmayan kafanın yansımasıdır bu.
‘Dekolte giyen kadın tecavüzü hak eder'e kadar gidiyor bu bakış.
Bir yandan da, başbakandan bakanlara kadar çocuklara karşı işlenen tecavüz suçunun üzerini örtmeye çalışan muhafazakârların olduğu bir ülkede, bu ikiyüzlü ahlak anlayışını normal karşılamak gerekiyor galiba…

 

YAZARIN TÜM YAZILARI