Sözcü Plus Giriş
ÜMİT ZİLELİ

Tarih bilmeyen Türk büyükleri!..

25 Ekim 2016

Türkiye'den beş gün uzaklaştım, neler olmuş neler!..
Örneğin, Saray “tarih dersleri” vermeye başlamış… Gayet tebrike şayan bir durum tabii, ancak birazdan değineceğim; bilgiler yanlış, kaynaklar pek yanlış, kendisini sürekli yanıltan danışmanlar aynı olunca doğal olarak ders pek bir işe yaramamış… Aşağıda okuyacaksınız…
Başbakan Yıldırım'ın daha önceki gün yere göğe koyamadığı, övgüler düzdüğü Devlet Bey'in yanındakilerden biri de geçen hafta yazdığım “Bahçeli diyetini ödüyor” başlıklı yazımdan hareketle benim için “Marx artığı gazeteci” demiş!.. İsmini pek duymadığım, bilmediğim bu muhterem, sanırım o başlığın tırnak içine alındığını, kendi partisinden bir kişi tarafından söylendiğini anlayamamış!.. Hadi bunu geçelim, daha Marx kimdir, ben niçin yüzyılların bu en önemli bilim adamlarından birinin artığı oluyorum onu hiç ama hiç bilmediğini sevgili Soner Yalçın köşesinde gayet güzel anlatmış!..
Ankara Valiliği kasım ayı sonuna kadar tüm gösteri ve yürüyüşleri yasaklamış… Gerekçe ne? Terör saldırısı tehlikesi! Sürpriz oldu mu? Hayır!.. ellerindeki OHAL'i tepe tepe kullanıyorlar!.. Ayrıca her yıl Cumhuriyet kutlamaları ve 10 Kasım anma törenleri zamanı geldiğinde ortaya koydukları gerekçelere hayran olmamak elde değil!.. Ancak olmuyor maalesef, Cumhuriyeti ve Büyük Devrimciyi yürekten benimsemiş “bozguncu” yurtseverler “anacağız-kutlayacağız” diye iradelerini ortaya koyuyor ve de yapıyorlar, ayıp ama!..
-Neyse, şimdi gelelim şu tarih dersi meselesine…

Misak-ı Milli'yi Mustafa Kemal kaleme aldı!..

Saray, geçtiğimiz cumartesi günü Bursa'da iddialı bir çıkış yaptı…
Gündeme yine Misak-ı Milli'yi getirdi ve aynen şöyle dedi:
-Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Niye rahatsız oluyorsunuz , tarih dersi veriyoruz yahu anlayın…
Bu konuda birçok yazı yazdığım için üstüme alındım tabii!.. Niçin rahatsız olalım efendim, tam tersine devletin zirvesi böylesine yaşamsal konularla ilgileniyor, öğreniyor, öğrendiğini halkıyla paylaşıyor diye mutlu oluruz, seviniriz… Ancak ahh o danışmanlar, ahh o akıl hocaları, ahh o “özel tarih meraklıları” yok mu, işte onlar böylesine önemli bir “tarih dersini” bile boşa çıkarıyorlar!..
Öncelikle Cumhurbaşkanı, “Kerkük ve Musul geçmişte bizimdi, açıp tarihe bakın” diyor. Doğru söylüyor bizimdi… Ancak Mondros Mütarekesi esnasında cingöz İngilizlerin bir kalem oyunuyla antlaşmanın Türkçe kısmına Musul'un Irak'a ait olduğunu yazıp, İngilizce nüshasına “Mezopotamya” ibaresini koyup ardından da o bölgeyi işgal ettiğini de sanırım biliyordur!..
Ayrıca Misak-ı Milli Mustafa Kemal tarafından kaleme alınmış, son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın da oy birliği ile kabul edilmişti. O milli ant Musul ve Kerkük'ü de içeriyordu. Yani zat-ı şahanelerinin “bu devletin sınırlarını gönüllü kabul etmedik” iddiası doğru değil, sınırları kanla çizilen Türkiye Cumhuriyeti, o utanç verici, bizi tarihe gömen Sevr Antlaşmasını çöp sepetine atan Lozan Antlaşmasıyla tüm dünyaya kabul ettirildi… Lozan'ın tacı, Boğazları egemenliğimize kazandıran Montrö Antlaşması ve Hatay'ın Fransızlardan sökülüp alınması da o kahramanların kurduğu Cumhuriyet tarafından başarıldı!..
Musul ise üzerinde ayrı bir kitap yazılacak kadar müthiş bir öyküdür!.. Mustafa Kemal hiçbir zaman Musul-Kerkük'ten vazgeçmedi. Ancak İngiliz emperyalizminin yarattığı Nasturi ve Şeyh Sait isyanları, Cemiyet-i Akvam'ın 1925'te bu bölgeyi İngilizlere vermesi sonucunda zamanın şartları içinde ancak petrolden pay karşılığı “evet” denilmek zorunda kalındı!..
Lozan'da ada kaybedilmediği gibi Bozcaada ve Gökçeada kazanıldı. Saray'ın tarih bilgisi yoksunu danışmanlara kanarak söylediği “12 adalar kaybedildi” iddiası maalesef yanlış; o adalar Osmanlı tarafından İtalya'ya Kurtuluş Savaşı'ndan neredeyse 10 yıl önce antlaşmayla teslim edildi!..
-Başka önemli tarih derslerinde görüşmek üzere burada noktalayalım!..

Herkese “meşrebine göre” tarih dersi verilir!..

Sırada “Marx artığı gazeteci” meselesi var…
Aslına bakarsanız benim yokluğumda Soner, Sözcü gazetesindeki köşesinde hakkımda bu sözleri sarf eden muhteremin tarih konusundaki cehaletini pek güzel anlatmış. Örneğin bu arkadaşın Marksizm ile Sovyetler Birliği'nin “merkezileşmiş sosyalist ekonomi” teorisini karıştırdığını yazmış. Gerçekten de çoğu sağ görüşlü yurttaş Sovyetler yıkıldığında Marksizm'in de yıkıldığını sanır!.. Halbuki Marks kapitalizmi eleştirdi ama sosyalizmin ekonomik kurumlarıyla ilgili; yani nasıl bir iktisadi sistem kurulacağına dair özgül açıklamalar yapmadı!..
Soner, sosyalizm denilince ilk akla gelen merkezileşmiş ekonominin teorisyenini de açıklamış yazısında; solcu bile olmayan, asker kökenli İtalyan iktisatçı Prof. Dr. Enrico Barone!..
Soner'e eline sağlık deyip devam edelim; benim yazdıklarım yanlış mıydı peki?.. MHP'li muhteremin “Marx artığı” söyleminin üzerinden bir kaç gün geçmeden Ümit Özdağ “Başkanlık sistemine hayır oyu vereceğini” açıkladığı için ihraç istemiyle disipline sevk edildi. Ancak MHP tabanında, AKP'yle “iş kotarılması” öylesine büyük tepki gördü ki, bana aklı sıra hakaret ettiğini sanan, Devlet Bey'in yanındaki muhterem şu açıklamayı yapmak zorunda kaldı:
-Başkanlık referandumunda hayır oyu vereceğiz!..
E, oldu mu şimdi; yakışıyor mu koca partinin koca genel başkan yardımcısına, yönetimine bir gün öyle, bir gün böyle savrulmak?..
-Önemli olan şu ya da bu olmaktan öte sözünün eri olmaktır!..

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more