Sözcü Plus Giriş

2017’de dünya bunları konuştu

Nihayet ömürden ömür götüren, çileli ve upuzun bir yılı geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Upuzun diyoruz çünkü bu bir yılda dünyada öyle şeyler oldu, öyle şeyler yaşandı ki 10 yıla bedel olduğunu söylesek inanın abartmış sayılmayız. Birçok kişi bu cümleyi 2016 senesi için de kurmuştu. Öyle gibi gözüktü ama gelen gideni arattı...

Melis BAYRAKTAROĞLU
Güncellenme: 10:47, 29/12/2017
2017’de dünya bunları konuştu

Gelin bu yıl neler yaşadık, neleri konuştuk hep birlikte bakalım…

Sizler için 2017 yılında dünya gündeminde baş döndürücü bir hızda değişen olayları derledik.

mugabe1-1

Zimbabve'de Darbe: 37 Yıllık Mugabe İktidarı Devrildi:

1924 yılında dünyaya gelen Mugabe, Tıpkı Güney Afrika’nın Nelson Mandela’sı gibi,  1970'li yıllarda beyazlara karşı mücadele veren Zimbabve Afrikalı Ulusal Birliği içerisinde büyük ün kazandı. 1980 yılında tam bağımsızlığını kazanan ülkenin ilk Başbakanı Mugabe oldu. O sıralar Rodezya olarak bilinen ülkenin adını Zimbabve olarak değiştirdi ve ülkenin 1987 yılında başkanlık sistemine geçmesiyle ilk Devlet Başkanı oldu.

Ama Mandela’nın aksine, Mugabe; demokrasinin, gerekirse iktidarı bırakmak anlamına geldiğini asla kavrayamadı. Mugabe 15 Kasım itibariyle askeri darbe nedeniyle görevden uzaklaştırıldı. Darbenin nedeni yaşanan ekonomik krizle birlikte, saatlerinde Robert Mugabe'nin ‘bağımsızlık mücadelesinde rol alan' yardımcısı Emmerson Mnangagwa'nin görevden almasıydı. Yetmiş beş yaşındaki Mnangagwa yarım yüzyıldan uzun süre Mugabe'nin ortağı olmuştu. Acımasızlığı sebebiyle, “Timsah” olarak bilinen adam, sessizce kenara çekilmektense, karşılık verdi. Genelkurmay Başkanı Chiwenga, Robert Mugabe'yi uyardı.  Mugabe, kendi partisi, Zimbabve Afrika Ulusal Birliği – Yurtsever Cephesinin (ZANU-PF) desteğini hızla kaybetti ve en sonunda istifa etti. Zimbabveliler onun görevden uzaklaştırılması haberini coşkuyla karşıladılar ve Mnangagwa gelecek yıl yeni seçimler düzenlemeyi vaat etti. Buna karşın daha önceki kararlarını temel alırsak, yeni lider bayağı bir eski lider gibi duruyor.

breksit22

Lordlar Kamarası Brexit yasasını onayladı: İngiltere’de Lordlar Kamarası, 23 Haziran 2016’da yapılan referandumdan yüzde 52 oyla çıkan, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış sürecini (Brexit) resmen başlatmaya izin veren tasarıyı 29 Mart’ta onayladı. Brexit yanlıları bu gelişmeyi sevinçle karşıladı.

Bu aşamanın ardından İngiliz hükümeti, Avrupa Birliği’nin (AB) Lizbon Anlaşması’nın 50. maddesinin öngördüğü şekilde Avrupa Birliği’ne ayrılık niyetini bildirme yetkisine sahip oldu.

Sterlin, Brexit referandumunun ardından Amerikan Doları’na karşı ciddi bir değer kaybı yaşadı. Sterlindeki düşüş özellikle otomobil endüstrisinde ithalat masraflarının artmasına yol açtı. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin açıkladığı rakamlara göre Ocak ayında ihracat 400 milyon Sterlin, ithalat 300 milyon Sterlin arttı.

Bu kriz; İngiltere'de 8 Haziran tarihinde gerçekleştirilen erken seçimlerin ilk sonuçlarında iktidardaki Muhafazakar Parti'ye mecliste çoğunluğu kaybettirdi. Theresa May, istifa baskısı altında kaldı. İngiliz gazeteleri, “May oynadığı kumarı kaybetti” manşetleriyle çıktı. May katıldığı bir programda ‘sinirden ağladım!' dedi.

Sandalye kaybeden ancak seçimden birinci çıkan Muhafazakar Parti lideri ve Başbakan May, yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Her şey takvime uygun şekilde ilerlerse, müzakerelerin iki yıl sürmesi ve İngiltere’nin Mart 2019’da birlikten çıkması bekleniyor. Müzakerelerin iki yılda bitirilememesi durumunda tüm AB ülkelerinin rızasıyla müzakereler bir yıllığına uzatılabilecek. İngiltere ve AB’nin iki yıl içinde bir anlaşma üzerinde uzlaşamaması ve tek bir AB ülkesinin bile müzakereleri uzatmama yönünde karar alması durumunda İngiltere AB ile hiçbir anlaşma yapamadan Birlik’ten ayrılacak.

Bu arada İngiltere hükümetinin müzakerelerin herhangi bir noktasında fikrini değiştirme ve ayrılıktan vazgeçme ihtimali bulunuyor.

Eğer ayrılık gerçekleşir ve İngiltere AB’ye tekrar üye olmak isterse diğer aday ülkeler gibi tekrar başvuru sürecinden geçmek zorunda kalacak.

myanmar3

Myanmar'daki Arakan krizi ve insan hakları emperyalizmi: Bildiğimiz gibi; Arakan Sorunu, Myanmar Devleti ile ülkedeki Müslüman azınlık Arakanlar arasında yaşanan bir etnik, dinsel kimlik sorunudur. Ülkedeki 7 eyaletten biri olan Arakan'ın nüfusunun önemli çoğunluğunu Arakan Müslümanları oluşturuyor. Yaklaşık 1.1 milyon Arakanlının yaşadığı eyalette Budist Rakhinelerin sayısı da on binleri buluyor.

Sorunun temelinde Budist Myanmar devletinin Arakanlı azınlığın varlığını ve haklarını tanımaması yatıyor. Askeri cuntanın 1982'deki Vatandaşlık Kanunu sonrasında Rohingyalalıların kimlikleri resmen yok sayıldı. Ülkedeki bütün etnik gruplar vatandaş olarak kabul edilirken, Arakanlılar ülkenin vatandaşı olarak kabul edilmeyerek resmen ‘vatansız bir halk' konumuna düşürüldü. Belki de, yüzyıllardır, Myanmar’da yaşayan Arakalnlılar dünyada en çok baskıya uğrayan azınlıklardan olabilirler.

Sorunun başlangıcı İngiltere'den bağımsızlığın kazanıldığı 1948'e kadar götürülebilir. Ancak olayların ‘katliam’ noktasına gelmesinin kökeni yakın bir tarihe dayanıyor. Arakan'da 2012 yılının Mayıs ayında 26 yaşındaki Myanmarlı bir kadının tecavüze uğrayarak öldürülmesi Budistlerle Müslümanlar arasında bundan sonra başlayacak olan etnik çatışmaların da fitilini ateşler.

2017 yılında ki son olaylar 25 Ağustos Cuma günü İslami bir devlet peşinde koşan Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu'nun Bangladeş sınırındaki bir askeri üsse ve polis karakollarına düzenlediği saldırıların ardından başladı. Onlarca güvenlik mensubunun öldürüldüğü saldırılar sonrasında Myanmar ordusu ve aşırılıkçı Budistler Arakanlıları hedef alan karşı saldırıya başladı. Myanmar ordusu geniş çaplı operasyonlar gerçekleştirdi. Binlerce kişi yaşam bölgelerini terk etmek durumunda kaldı. Ve; komşu Bangladeş’e kaçmaya başladı. Arakan eyaletinde yaşayan 400 Binden fazla Müslüman yaşadıkları bölgeyi terk etmesine rağmen; Arakan sorununu kabul etmeyen Myanmar, kendisine saldıran “aşırılıkçı teröristlere” karşı operasyon düzenlendiğini ve bunun meşru bir savunma olduğunu savunuyor.

Myanmar'da cuntaya karşı verdiği mücadele boyunca 15 yıl hapis yatan, Nobel'in yanı sıra Avrupa'nın meşhur Sakharov Ödülü'nü ve ABD Başkanı'nın verdiği Özgürlük Madalyasını kazanan, uluslararası insan hakları örgütlerince övülen Aung San Suu Kyi, Rohingya Müslümanlarına karşı şiddet olaylarının arttığı günlerde, Myanmar'ın fiilen hükümet başkanı olarak pasif kalmakla ve hatta ikiyüzlülükle suçlandı.

Aung, Nobel Barış Ödülü sahibi 13 ismin imzaladığı, Myanmar'da süren olayları “insanlığa karşı suç ve etnik temizlik” diye niteleyen ve “potansiyel soykırım” uyarısı yapan açık mektuba imza atmamıştı.

Aung'un makamından yapılan açıklamada kadınlar yalan söylemekle suçlandı, “sahte tecavüz” dedi.

New York Times'da Aung'a verilen Nobel ödülünün geri alınıp alınamayacağı tartışıldı.

a-75

Musul’un düşüşü dönüm noktası: 2014 Haziranında IŞİD güçleri Irak’ın en büyük ikinci kenti olan Musul’u ele geçirdiğinde dünyayı şok etti.

Bir ay içerisinde de, “hilafet”in ilan edildiği kent olan Musul’da, yeni bir hilafet ilan etti.

IŞİD tarafından ele geçirilen Musul’un geri alınması için 17 Ekim 2016’da operasyon başlatıldı.

Britanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra İran tarafından desteklenen,  Irak ordusu 18 Ocak’da kenti ikiye bölen Dicle nehrinin doğusunun tamamen kontrol altına alındığını duyurdu.

Irak ordusunun önderliğindeki operasyona Peşmerge, Sünni Arap aşiretlere bağlı silahlı gruplar ve Şii milisler katılmıştı. Farklı yönlerden Musul’a ilerleyen bu gruplara ABD önderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyon da hava desteği sağladı.

2017 Haziranına geldiğimizde, üç yıllık  işgalden sonra, şehri-hayat kurtarıldı. Bedeli çok ağırdı. Çatışmalarda belki de 40,000 kadar sivil ölmüş ve en az bir milyonu da yerlerinden olmuştu. Şehrin kendisi harap olmuştu ve yeniden inşa edilmesi yıllar alacaktı. Eylül ayında, Iraklı Kürtler; Irak ordusu ile ve Iraklı Kürtler arasındaki çatışmaları tetikleyen bağımsızlığı oyladılar. Irak hükümeti, petrolden yana zengin olan, Kerkük eyaletinin kontrolünü İran’ın yardımıyla, Kürtlerden aldı.

Öte yandan, Musul’un kaybı IŞİD’in oyundan çıkması anlamına gelmiyordu. Gurup,  gücü zaman içerisinde yükselen ve alçalan döngüsel bir geçmişe sahipti. Bölgesel denetimi düşerken, isyancı köklerine geri dönmesi gelecekte yine olasıdır. 2017'nin sonuna gelmiş olsak bile Irak'ın geleceği bulanık kalmaya devam etmektedir.

prens-1-1

Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Bin Selman demir yumruğunu gösterdi: Suudi Arabistan’da ciddi gelişmeler yaşanıyor. Prensler, bakanlar ve zengin iş adamları gözaltına alınıp lüks bir otele kapatıldı. Hepsi yolsuzlukla suçlanıyorlar. Bankalardaki mal varlıkları da dondurulmuş durumda.

Bu dev yolsuzluk operasyonunun ardındaki baş aktör ise 32 yaşındaki veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS). Prens Muhammed yeni kurulan yolsuzlukla mücadele komisyonuna da başkanlık yapıyor.

Peki, son gelişmeler gerçekten samimi bir yolsuzlukla mücadele girişimi mi yoksa Prens Muhammed’in iktidarı elinde toplama çabası mı? Cevap her ikisi de. Vizyon 2030’dur.

Aklında olan; ülkeyi petrol sonrası bir geleceğe hazırlamak ve muhafazakar toplumsal sınırlamaları gevşetmektir. İlk amaç has Suudi Arabistan’ın kendi kamusal petrol şirketini, Saudi Aramco’yu, kamuya arz etmesiyken, sonraki kadınların araba sürmesine izin vermeyi içermekteydi. Sinema yasağı kalktı. MBS iktidarı pekiştirmek üzere, hızla hareket etti. Kasım ayında, kuzenlerinden on birini yolsuzluk suçlamasıyla tutuklattı. (Cezaevi hücreleri lüks Ritz-Carlton oldu.) Ülkenin önde gelen işadamlarından, dünyanın en zengin insanları arasında yer alan Bodrum sevdalısı Prens El Velid bin Talal de gözaltına alınanlar arasında yer alıyor. ABD Başkanı Trump, bu hareketi alkışladı.

Ancak MBS sadece içeriye bakmıyordu. Bölgedeki İran etkisini karşılamak üzere, saldırgan biçimde hareket etti. Yemenliler için bir insanlık felaketi olan, Suudlar içinse bir  bataklık yaratmış olan; Suudi Arabistan'ın 2015 yılında Yemen’deki müdahalesini, savunmuştur. Bu yaz komşusu Katar’a dayatılan Suudi liderliğinde ambargo için de zorlamıştır. Kimi uzmanlar MBS’nın ılımlı ve müreffeh bir gelecek için Suudi Arabistan'ın en iyi şansı olduğunu düşünse bile, ülkenin eski düzen savunucuları Prensin girişimlerinden rahatsızlık duyuyor. Hangi tarafın haklı olduğuna göre bir bahis dönmekte.

Gerçi; şu anda ülkede veliaht Prens’in vizyonuna karşı çıkabilecek olan herhangi bir güç odağı da kalmadı. Prens Muhammed, gelecek yarım asır boyunca Suudi Arabistan’ın kralı olabilir ve ülkenin gidişatını radikal biçimde değiştirebilir.

Bu arada babası tahta çıktığından beri, Suudi Prensi Muhammed bin Salman istikrarlı bir şekilde hızla yükselmeye başlamış o zamanlar Riyad’ın valisi olan babasının özel danışmanı bile olmuştu.

Aralık ayının sonunda, Suudi kaynaklar, gözaltına alınan 200 kişiden 23’ünün serbest bırakıldığını açıkladı. Wall Street Journal gazetesi, para karşılığı prens ve üst düzey yetkililerin özgürlüklerine kavuştuğunu açıklarken, dün de El Velid bin Talal'ın özgürlüğü için şirketinden feragat etmesi ve buna ek olarak 6 milyar dolar para istendiği öne sürülmüştü.

trump1

Trump’ın gölgesinde iklim konferansı düzenlendi: Dünya Meteoroloji Örgütü raporunu açıkladı ve rapora göre atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 2016 yılında rekor kırarak, 800 bin yılın en yüksek seviyesinde!

Peki en sıcak yıl 2016 yılı mıydı?

1998'den beri cereyan eden en sıcak yıl 2016 yılıydı. Fakat bunun etkisi en çok 2017 yılında hissedildi.

Geçtiğimiz Eylül ayında, A.B.D. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) 2017 yılının kayda geçen en sıcak ikinci yıl olarak şekillenmekte olduğunu duyurdu.

Amerikan bilim dergisi Science tüm dünyada ses getiren bir araştırma yazısı yayınlandı. Yer verilen araştırmaya göre; endüstri devrimi öncesine oranla yeryüzü şimdiye dek 1 derece ısınmış olmasına rağmen iklim değişikliğinin etkileri deniz ve tatlı sularda açık bir biçimde kanıtlanabilir durumda. Araştırmayı yürüten Florida Üniversitesi bilim insanlarından Brett Scheffers, “Sadece bir derecelik bir küresel ısınmanın bile şimdiden ciddi etkilerinin olduğuna dair kanıtlara sahibiz” diye konuştu.

Ekim ayı sonunda, BM Çevre Programı da bir rapor yayımladı. Buna göre; ülkelerin sera gazı salınımını azaltma konusunda verdikleri vaatleri yerine getirseler bile 2100 yılında küresel sıcaklıkta 3 derecelik bir artışla karşılaşılacak.

Takımada ülkesi Fiji’de düzenlenecekti fakat Fiji’nin bu çapta bir organizasyona ev sahipliği yapacak altyapı yetersizliği ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle konferans, BM İklim Değişikliği Sekreterliği’nin bulunduğu Bonn’da düzenlendi.  Fiji bu konferansta, hem kendisinin hem de önümüzdeki 50 yıl içinde sular altında kalma riski taşıyan Kiribati, Tuvalu ve Marshall Adaları başta olmak üzere diğer Pasifik ülkelerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekme fırsatı yakaladı. Bonn’da düzenlenen konferans sırasında protestocular tarafından; Organizatörlere göre 25 bin, polise göre ise 11 bin kişinin katıldığı eylemde, “Kömürü durdur, iklimi kurtar” çağrısı yapıldı. Bu eylem ”Almanya’da düzenlenen en büyük iklim protestosu” olarak kayıtlara geçti. Eylemi düzenleyen organizatörler ve protestocular, bu konferansın, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda dünya için en iyi fırsat olduğu görüşündeydi.

ABD Başkanı Donald Trump, haziran ayında; Birleşmiş Milletler’e, Barack Obama’nın imzacılarından biri olduğu 2015 Paris İklim Anlaşması’ndan ayrıldıklarını duyurarak büyük tepki topladı. Trump’ın kararına başta Avrupa olmak üzere tüm dünyadan tepki geldi. Avrupa liderleri, bu karardan hayal kırıklığı duyduklarını açıklarken, eski Başkan Barack Obama ve ekibi de Trump’ı sert dille eleştirdi. Avrupa Komisyonu’nun İklimden Sorumlu Üyesi Miguel Arias Cañete, “Kimseyi geride bırakmak istemiyoruz. Ancak AB ve Çin olarak ilerlemeye karar verdik” dedi.

Dünyanın gözü kulağı küresel ısınmadayken; Eylül ayında Irma Kasırgası, iki Karayip adasını tamamen yerle bir etti. Saatte 295 km hızla ilerleyen Irma Kasırgası, en tehlikeli seviye olan kategori 5 olarak sınıflandırıldı. Karayipler’de Fransa ve Hollanda arasında bölünmüş St Martin Adası ile Barbuda adası enkaza dönerken, bölgedeki adalarda birçok kişi hayatını kaybetti. Binaların moloz yığınına döndüğü St Martin Adası neredeyse yok oldu, Barbuda adası ise yaşanamaz hale geldi.

Hong Kong’da fırtına her şeyi uçurdu. Saatte 140 kilometre hıza ulaşan şiddetli fırtınada çok sayıda kişi yaralandı, evlerin çatıları uçtu, kent merkezindeki elektrik direkleri devrildi, ağaçlar yerlerinden söküldü.  Fırtına ve sağanak yağışa bağlı olarak bazı bölgelerde sel meydana geldi ve yüzlerce ev sular altında kaldı. Sel mağduru olanlar hükümetin acil tedbir olarak açtığı barınma yerlerine nakledildi. Yetkililer son 13 yılda ilk kez fırtına alarmını en üst seviyeye yükseltti. Hong Kong sakinleri, yıllardır böylesine şiddetli bir hava muhalefetiyle karşılaşmadıklarını, dışarda yürümenin neredeyse imkansız hale geldiğini söyledi.

trump-2

Asya, bir kez daha ‘Kuzey Kore nükleer deneme yaptı’ haberiyle manşetlerdeki yerini aldı: 1 Ocak 2017: Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, kısa bir süre içerisinde kıtalararası balistik füze denemesi yapabileceklerini açıkladı.

12 Şubat 2017: Kuzey Kore, balistik füze denemesi gerçekleştirdi ve füze Japon Denizi’ne düştü. Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşme sırasında bu denemeyi kınadı.

6 Mart 2017: Kuzey Kore, Japonya’ya doğru en az 4 balistik füze attı. Bunlardan üçü Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin içine düşerken, biri bu bölgenin dışına isabet etti.

18 Mart 2017: Kuzey Kore, yeni geliştirdiği, yüksek itiş gücüne sahip roket motorunu denedi. Kim Jong-un, bu denemeyi yerinde takip etti ve bunun ülkesinin roket sanayinin “yeniden doğuşu” olarak nitelendirdi.

22 Mart 2017: Güney Kore, Kuzey Kore’nin birkaç füze denemesi yaptığını ve bunların başarısız olduğunu açıkladı. Denemesi yapılan füzelerin türü bilinmiyor.

5 Nisan 2017: Güney Kore ordusu, Kuzey Kore’nin Japon Denizi’nde füze denemesi yaptığını açıkladı. Bu deneme, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in Washington ziyareti öncesinde gerçekleşti.

16 Nisan 2017: Güney Kore ve ABD ordusu, Kuzey Kore’nin Sinpo limanı yakınlarından balistik füze fırlattığını ancak atıştan kısa bir süre sonra füzenin havada infilak ettiğini açıkladı. Bu deneme de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Güney Kore ziyaretine başlamasına saatler kala yapıldı.

29 Nisan 2017: Güney Kore ve ABD ordusuna göre, Kuzey Kore, Güney Pyeongan Eyaleti’nde bulunan Pukçang yakınlarındaki bir alandan başarısız füze denemesi gerçekleştirdi.

14 Mayıs 2017: Güney Kore ve ABD ordusu, Kuzey Kore’nin başkent Pyongang’ın yaklaşık 100 kilometre kuzeyinde bulunan bir bölgeden balistik füze denemesi yaptığını duyurdu. Bu, Güney Kore’nin yeni Cumhurbaşkanı Moon Jae-in’in 10 Mayıs’ta yemin etmesinden sonraki ilk füze denemesi oldu.

21 Mayıs 2017: Kuzey Kore, yeni bir roket türü denemesi yapmasından bir hafta sonra orta menzilli bir balistik füze denemesi yaptı. Resmi haber ajansı KCNA, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un “karadan karaya, orta-uzun menzilli Pukguksong-2 stratejik balistik füzesinin” fırlatılmasını bizzat yerinde takip ettiğini ve “hızla seri üretime geçilmesi” gerektiğini söylediğini bildirdi.

29 Mayıs 2017: Güney Kore ordusu, Kuzey Kore’nun doğu kıyısından kısa menzilli bir balistik füze fırlattığını duyurdu. Fırlatılanın Scud tipi bir füze olduğu belirtildi.

8 Haziran 2017: Kuzey Kore, Wonsan kentinin yakınlarından birkaç tane gemisavar seyir (kruz) füzesi fırlattı. Güney Kore ordusu, atılanların kısa menzilli, karadan gemiye seyir füzeleri olduğunu ve denize düşmeden önce yaklaşık 200 kilometre mesafe kat ettiğini bildirdi. Bu deneme de BM’nin yeni yaptırım kararı almasından altı gün sonra yapıldı.

4 Temmuz 2017: Kuzey Kore, ABD’nin bağımsızlık gününde Japon Denizi’ne bir balistik füze attı. Bu füze, 930 kilometre yol kat etti. Kuzey Kore resmi yayın organları, Devlet Başkanı Kim Jong-un’un bizzat izlediği bir tatbikatla, Hwasong-14 kıtalar arası balistik füze denemesinin “başarılı” olduğunu duyurdu.

28 Temmuz 2017: Kuzey Kore, Hwasong-14 kıtalar arası balistik füzeyi, bu kez gece vakti test etti. Bunun, bugüne kadar en uzun mesafe kat eden ve en yüksek giden füze olduğu açıklandı. Kuzey Kore, bu füzeyle birlikte ABD’nin anakarasının da artık füze menzili içinde olduğunu ilan etti. 9 Ağustos 2017: Kuzey Kore, Pasifik Okyanusu’nun batısında bulunan ABD’ye ait Guam adasına yönelik “operasyon planı” hazırladığını açıkladı. Resmi haber ajansı KCNA’de yayınlanan açıklamada, ordunun söz konusu planı Ağustos ortasında tamamlayıp, onay için Kim’e sunacağı belirtildi. Resmi yayın organları, Hwasong-12 füzesinin Japonya’nın üzerinden geçerek, Guam’a yaklaşık 30 kilometre mesafede denize düşebileceğini duyurdu.

25 Ağustos 2017: Kuzey Kore, üç kısa menzilli füze fırlattı. ABD ordusundan yapılan açıklamada, füzelerden birinin fırlatmadan hemen sonra havada infilak ettiği, diğer ikisinin ise kuzeydoğu yönünde 250 kilometre mesafe kat ettiği belirtildi.

29 Ağustos 2017: Kuzey Kore tarafından fırlatılan bir füze Japonya’nın kuzeyinin üzerinden geçti. Füzenin azami irtifa olan 500 kilometre yükseklikte, yaklaşık 2 bin 700 kilometre yol kat ettiği açıklandı. Analistler, bunun Kuzey Kore tarafından yeni geliştirilen Hwasong-12 füzesi olduğunu belirtiyor. Pyongyang da yaptığı açıklamayla bunu doğruladı.

3 Eylül 2017: Kuzey Kore, uluslararası balistik füzeye monte edilebilen hidrojen bombası denediklerini açıkladı. Güney Kore ve Japonya, bu 6. denemenin bu zamana kadarki en güçlüsü olduğuna dikkat çekti.

Denemelerin yapıldığı yer olan Punggye-ri nükleer tesisinin bulunduğu Kilju’da yerel saatle 12.29’da 5.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Füzenin 100 kiloton gücünde olduğu açıklandı. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu ise depremin büyüklüğünü 6.3 olarak verdi. Güney Kore’nin Yonhap haber ajansı ‘yapay depremin’ Kuzey Kore’nin 6. nükleer denemesi olduğunu ve bu denemenin şimdiye kadarki en güçlüsü olduğunu yazdı. Nitekim Kuzey Kore de, yeni bir minyatürize edilmiş hidrojen bombasını test ettiklerini, testin ‘mükemmel bir başarıyla’ sonuçlandığını ve bu bombanın yeni geliştirilen uluslararası balistik füze başlığına monte edilebileceklerini açıkladı.

Aralık ayını bitirmek üzereyken yeni bir gelişme yaşandı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi  bir araya geldi. Kuzey Kore'ye yeni yaptırımları oyladı. Pyongyang yönetiminin kıtalararası balistik füze denemesinin ardından alınan kararla birlikte Kuzey Kore'nin sallantıda olan ekonomisinin daha da kötü bir duruma düşmesi tahmin ediliyor. Oylanan tasarıda Kuzey Kore'ye gönderilen %90'ı işlenmiş petrol ürünlerinin yılda 500.000 varili aşmamasına karar verilirken, ABD Çin'e çağrıda bulunarak komşusuna destek vermemesini istedi.

cinn

Xi, Çin’de Mao’dan sonraki ‘en güçlü lider’ ilan edildi: Çin Komünist Partisi, Devlet Başkanı Şi Jinping’in ideolojik doktrinini kutsal kabul ederek tüzüğüne koymayı oylayarak kabul etti. Böylece Xi, Çin’de Mao’dan sonraki ‘en güçlü lider’ ilan edildi ve ülkenin kurucusu Mao Zedung’la aynı seviyeye konmuş oldu.
İsviçre'nin Davos kasabasında başlayan 20 Ocağa kadar devam eden, 47. Dünya Ekonomik Forumu'na ilk kez katılan ve açılış konuşmasını yapan Çin Devlet Başkanı Şi “Ticaret savaşının galibi olmaz, korumacılığa hayır demeliyiz” diye konuştu. Şi ayrıca, serbest ticaret yönünde görüş bildirdi.

Davos'un ardından 6-7 Nisan’da, ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Mar-a-lago adlı tatil kulübünde ağırladı.

Trump’ın Paris anlaşmasıyla ilgili nihai kararı vermesinin hemen öncesinde, Çin ve Avrupa Birliği (AB), Paris iklim değişikliği anlaşmasına sahip çıkan ortak bir açıklama üzerinde uzlaşmaya vardı.Taslak metinde, yükselen sıcaklıkların ‘bir ulusal güvenlik meselesi olarak ve sosyal ile siyasi kırılganlıkları artırma etkisinden’ dolayı yarattığı tehlikelere dikkat çekildi. Açıklamada, “AB ve Çin, Paris anlaşmasını, küresel ölçekte geri döndürülemez şekilde sera gazı emisyonlarını azaltılması ve iklim direncinin artırılmasının sağlanması sürecini daha da hızlandıran tarihi bir kazanım olarak görmektedir” denildi. Ekim ayında, Çin Komünist Partisi 19. Ulusal Kongresi toplandı.

donalduck

Trump’ın net olmayan dış politikası: ABD Başkanı Trump, Ocak ayında Trans-Pasifik Ortaklığı'ndan çıkılmasını onaylayan bir kararname imzaladı. Trump, seçim kampanyası sırasında Pasifik bölgesi ile yapılan serbest ticaret anlaşmasına karşı olduğunu duyurmuştu.Haziran ayında ise; ABD Başkanı, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararyla seçim kampanyası sırasında verdiği önemli vaadlerden birini daha yerine getirmiş oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın 2015 tarihli nükleer anlaşmaya uymadığını söyledi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise sert tepki göstererek, Trump’ı “asılsız ithamlarda” bulunmakla suçladı ve anlaşmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmeyi sürdürdüklerini söyledi.

Nükleer anlaşma, 2015 yılında İran ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya ile Almanya arasında imzalanmıştı.Trump, seçim kampanyası boyunca bu anlaşmayı da sert bir dille eleştirmişti.

Aralık ayına geldiğimizde ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı ve ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınacağını söyledi.

Nisan ayında ABD, İdlib’te düzenlenen ve kimyasal olduğu iddia edilen saldırının cezasız bırakılmaması için Suriye’de hava operasyonunu gerçekleştiren uçakların kalktığını söylediği hava üssünü vurdu. Mesaj çok açıktı: Bir kez daha sinir gazı kullanırsan, sonuçlarına katlanırsın.

ABD’nin Suriye’deki hava üssüne yönelik saldırısının ardından Trump yönetiminden Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı General H R McMaster ve Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer gibi çok sayıda yetkili isim, nispeten izolasyonculuğu tercih eden “Önce Amerika”dan, çok daha katı bir müdahaleciliğe kadar dış politika birbirinden farklı birçok yaklaşımı dile getirdi.

2017-10-02t122849z_1028254820_rc1a25b9b5d0_rtrmadp_3_usa-lasvegas-shooting

ABD tarihinin en kanlı silahlı saldırısı düzenlendi: ABD dış politikasında bunlarla uğraşırken; Las Vegas’da ABD tarihinin en kanlı silahlı saldırısı gerçekleşti. Route 91 Harvest müzik festivalindeki bir konsere düzenlenen silahlı saldırıda 50’den fazla kişinin öldüğü, 400’ün üzerinde yaralı olduğu kaydedildi.

Olaylar zincirinin bitmediği 2017 yılı Avrupa’da aşırı sağın yılı oldu. Avusturya’da aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi seçimleri kazandı. Almanya’daki seçimlerde de İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa aşırı sağcı bir parti parlamentoya girdi. Fransa’da da Le Pen’in cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci turda yarışması endişe uyandırdı. Mayıs ayında Emmanuel Macron seçildi Fransızlar rahat bir nefes aldı. Polonya da ise; Bağımsızlık Günü’nü kutlamak için meydanlara inan Polonyalılar ise  60 bin ırkçı gösteri düzenledi. Göçmenler dışarı!’ sloganları attı. Barcelona'da turist istemiyoruz protestoları düzenlendi.

2017-05-23t214250z_58276918_rc1f6c8902e0_rtrmadp_3_britain-security-manchester

Manchester’da Ariana Grande konserine IŞİD saldırısı: İngiltere’nin Manchester kentinde bulunan şehrin en büyük konser salonu olan ‘Manchester Arena’da ünlü popçu Ariana Grande konseri sonrası bir patlama meydana geldi. Olayın intihar saldırısı olduğu ortaya çıktı. IŞİD’in üstlendiği saldırıda 22 kişi ölü 59 kişi ise yaralandı.

nazi3

Charlottesville’de ırkçı saldırı: Tüm dünyanın endişeyle izlediği olaylar ırkçı grupların, Amerikan İç Savaşı dönemindeki ayrılıkçı Konfederasyoncuların komutanı general Robert E. Lee’nin heykelinin kaldırılması planına karşı bir gösteri düzenlemesiyle başladı. Aynı gün akşam saatlerinde bir karşı gösteri tertip edilerek, ırkçı gruplar protesto edildi.

Ertesi gün ise beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı grupların ‘sağı birleştirin’ eylemi sırasında, karşı grupların da sokağa inmesiyle çatışmalar yaşandı. Irkçı grupların yürüyüşüne katılan bazı kişilerin silahlı olması nedeniyle olaylar büyüdü. O esnada bir araç hızla ırkçılık karşıtı göstericilerin arasına daldı ve 32 yaşındaki Heather Heyer hayatını kaybetti 19 kişi ise yaralandı. Olaylar sonrası OHAL ilan edildi.

Olay sonrası ABD Başkanı Trump’ın ırkçı grupları eleştirmemesi ve “onların arasında da iyi insanlar var” ifadelerini kullanması büyük tepki çekti.

lgbtavust

Avustralya'da eşcinsel evlilik yasallaştı: İçimiz karardı evet! Geride bırakmaya hazırlandığımız 2017’nin dünya için kolay bir yıl olmadığı açık. Ancak bu sene herkesin yüzünü güldüren olaylar da olmadı değil. Avustralya’da halkın %61’i eşcinsel evlilikler için ‘Evet’ dedi. Almanya'da da eşcinsel evlilik yasası, Merkel'e rağmen parlamentodan geçti.

meghaa

Prens Harry ile oyuncu Meghan Markle nişanlandı: 33 yaşındaki Galler Prensi Harry ile 36 yaşındaki Amerikalı oyuncu Meghan Markle nişanlandı.

nato

Karadağ resmen NATO üyesi oldu.

basliksiz-1-205

Portekiz’in eski Başbakanı António Guterres’i BM Genel Sekreteri oldu.

aa-1

Katalonya tek taraflı bağımsızlık ilan etti: İspanya’da merkezi hükümet ise Katalonya parlamentosunu feshetti.  Katalonya Özerk Yönetim Hükümeti Başkanı Carles Puigdemont, Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras ve 11 yerel bakanının yanı sıra, Katalonya İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Cesar Puig ile Katalonya Yerel Polisi (Mossos d’Esquadra) Genel Direktörü Pere Soler görevden alındı! Katalonya Özerk Yönetim Hükümeti Başkanı Carles Puigdemont da Katalan halkına “Ülkesini barışçıl, onurlu ve yurtseverlikle koruması” çağrısında bulundu. Katalonya’nın İspanya’dan tek taraflı bağımsızlık ilan etmesine Avrupa Birliği’nden de tepki geldi.

who-is-roger-moore

Bugüne dek yedi James Bond filminde ajan rolünü üstlenmesiyle tanınan ‘sir' unvanlı İngiliz oyuncu Roger Moore, mayıs ayında 89 yaşında hayatını kaybetti.

Hollywood Hollywood olalı böyle sarsılmadı!

basliksiz-1-116

Ünlü yapımcı Harvey Weinstein’ın Hollywood’da bir çok ünlüyü yıllar boyunca taciz ettiğinin ortaya çıkmasından sonra başlayan olaylar bitmek bilmedi!

hoffman

Aralarında Hollywood’un son dönemdeki en gözde kadın oyuncularından Olivia Munn’un da bulunduğu bazı ünlüler, yönetmen Brett Ratner’ın kendilerini taciz ettiğini ileri sürdü. O sıra 19 yaşında olan bir başka kadın oyuncu Natasha Henstridge de 20 yıl önce Ratner’ın kendisini oral seks yapmaya zorladığını ileri sürdü.

Bu arada bir başka taciz suçlaması da emektar oyuncu Dustin Hoffman’a yönelikti.O sıra 17 yaşında olan yazar Anna Graham Hunter. Hoffman’ın 1985 yılında kendisine cinsel tacizde buluhudğunu ileri südü.

Oscar adaylığı bulunan 72 yaşındaki yönetmen ve senarist James Toback, 38 farklı kadına cinsel tacizde bulunmakla suçlandı.Ama ‘şeker hastalığı ve kalp rahatsızlığı’ olduğunu belirten yönetmen son 22 yıldır suçlamalara konu olan cinsel davranışları gerçekleştirmesinin ‘biyolojik olarak imkansız’ olduğunu öne sürdü. Toback hakkında suçlamalarda bulunanlar arasında Veruca Salt grubu gitaristi ve vokali Louise Post, ‘As The World Turns’ adlı dizide oynayan aktrislerden Terri Conn da bulunuyor.

Güzel şeylerden bahsetmek isterdik sizlere fakat 2017 dünyasında yaşanan olaylarda güzellik bulmakta zorlandık. Bizim ilk aklımıza gelenler şimdilik bunlar. Eğer aklınıza bu olaylara eklemek istediğiniz farklı bir şeyler gelirse, lütfen Facebook Sözcü veya Twitter Sözcü resmi hesapları üzerinden bize yazın.

Yayınlanma Tarihi:10:25,