Sözcü Plus Giriş

Annemi yazmak istedim Türk kadınlarını yazdım

Aydın, “Annemi yazmak için oturdum, ama baktım hem annemin bünyesinde hem bende var olan Türkiye’nin bütün kadınlarını yazıyorum. Artık annemi çok daha iyi anlıyorum” dedi

Özlem GÜRSES
Güncellenme: 03:03, 01/07/2017
Annemi yazmak istedim Türk kadınlarını yazdım

Kimi bir madalya gibi taşır yara izini… Kimi de teninde yeni yaralar açarsa, eskisini unutup herkese unutturabileceğini düşünür. Oysa zaman her işi tek hamlede yapabilen büyük  bir kahraman. Ve hepimizin kalbinde kapağı ölene dek açık kalan bir ‘unutma defteri' var.
Yukarıdaki cümleler, İclal Aydın'ın son romanı ‘Unutursun'un arka kapağından. Aynı kuşağın iki kadını olarak buluştuk, konuştuk… Fark ettik ki yaşamın çok benzer kıyılarında dolaşıp duruyoruz…

YAZMAK BENİ HEP İYİLEŞTİRDİ

■ Neden yazdın bu kitabı?
İnsanın bazen geri dönüp bakması, unuttuğu iyi şeyleri hatırlayabilmesi çok önemli. Annem, hastalığı nedeniyle hızla unutmaya başladı her şeyi. Beni, kardeşlerimi, akrabalarını tanıyamıyor. İlk duyduğumuz vakit bizim için çok ağır, çok üzücü oldu. Ama bir süre sonra bununla yaşamayı öğrendik biz de. Hatta eğlencesindeyiz. Yazmak benim için her zaman bir iyileştirici, paylaşmak her zaman bir dayanma gücü oldu. Annemi yazmak için oturdum, ama sonra bir baktım ki ben yine, hem annemin bünyesinde hem bende var olan Türkiye'nin bütün kadınlarını yazıyorum.

BEN HEP ŞİKAYET EDERDİM…

■ Kadınların kadınları anlaması zaman alıyor…
Bu kitabı yazarken kütüphanede annemin günlüğünü buldum. 19 Şubat 1984 gecesi yazmış, şöyle diyor, “Çok yalnızım…” Hepimiz, belli bir yaşa gelip annemizi babamızı anladığımız bir noktada duruyoruz aslında. Ben hep aile büyüklerinden, yaşadığım ülkeden, toplumdan şikayetçi olan bir çocuktum. Ta ki şikayet edilen kişi olana kadar! Annemin, günlüğünü okurken o kadar iyi anladım ki onu! Hepimizin hayatın bir yerinde annemizi, babamızı çok iyi anladığımız bir yer vardır. Dilerim kızım beni daha çabuk anlar.

HEPSİ BİRBİRİNİ TAMAMLADI

■ Yazar İclal Aydın var, röportajcı İclal Aydın var, televizyoncu İclal Aydın var. Sen kendini en çok nerede var hissediyorsun?
Yazı bir aile geleneği, hiçbir zaman uzak değildi bana. Sonra oyunculuk okumaya başladım. Tiyatro yazım dersleri de vardı. Bir süre sonra Berlin'e gittim. Tiyatro yaptım ama sadece oyuncu olarak değil, aynı zamanda rejide çalıştım. Sonra Türkiye'ye döndüm TV'de sadece sunucu olarak değil aynı zamanda metin yazarı olarak çalışmaya başladım.İlk kitabım bir televizyon günlüğüydü. O kitaptan sonra bir gazeteden “Köşe yazar mısınız?” önerisi geldi. Gazete söyleşileri de televizyonda yaptıklarımın kağıt üzerine dökülmesi oldu, aslında hepsi birbirini tamamladı, hepsi iç içeydi.

■ Son kitabın ‘Unutursun'u yazarken kendinle ilgili ne keşfettin?
Roman yüzünden her sabah altıda kalkıyordum, disiplinli bir biçimde, işte kediyle köpekle ilgileniyorum, kızım okula gidiyor, eşimi gönderiyorum. Ve tam yediye on kala masaya oturuyorum, kimseyle görüşmüyorum hiç dışarıya çıkmıyorum, çünkü başka türlü mümkün değil bunu yapmak. Bitti ve kendi kendime dedim ki “Galiba bir psikolojik sıkıntım var benim, artık hayattan hiç zevk almıyorum, beni hiçbir şey heyecanlandırmıyor.” Sonra birden şunu fark ettim, ben depresyonda değilim, ben yaşlanıyorum!

■ İclal Aydın tekrar dünyaya gelse yine kadın mı olurdu?
Kesinlikle, düşünmem bile! Burada çok kıymetli arkadaşlarımı tenzih ederek şunu da söyleyeyim, kadınların kadınlara taktığı çelmelerle daha çok uğraştım. Profesyonel iş dünyasında kadına erkekten daha kötü hissettiren bir sistem var. Kadın meslektaşlarımdan daha çok çelme görmüş olsam da, en büyük desteği de yine kadınlardan gördüm. Bilmiyorum diğer sektörlerde nasıl, ama medya dünyasında erkekler her zaman kadınlardan az çalışır, ama daha çok para kazanır. Her yerde aynıdır.

02iclalkitap

ASIL ÖNEMLİ OLAN BENZERLİKLER

■ Oysa kadınlar daha cesur, daha tutkulu… Türkiye'yi onlar değiştirecek bence.
Çok haklısın, Yaşadığımız şu dönemi farklılıklar üzerine değil benzerlikler ve ortaklıklar üzerine inşa ederek ve daha çok kenetlenerek yürümemiz gereken günler olarak görüyorum. Türkiye'nin kadınları en çok bugünlerde nelerin ortak ve benzer olduğuna daha çok bakmak zorundalar. Biz ne kadar kenetlenirsek eril ve dişil dünya arasındaki ayrılık o kadar kalkar.

GERİYE SADECE SEVGİ KALDI

■ Annenle ilişkin nasıl şimdi?
Benim annem çok otoriter bir kadındı. Ben bütün hayatımı annem beni onaylasın, beğensin diye yaşadım. Sonra annem hastalandı ve bunların hiçbirini okuyamadı. Ne o siyasi görüş kaldı, ne o uğruna büyük savaşlar verdiği dernekler, başarılar kaldı. Ne o büyük kavgalar kaldı. Beni gördüğü zaman içtenlikle seviniyor annem. Biliyorum ki benim kim olduğumu hatırlaamıyor ama ona iyi bir şeyler çağrıştırıyorum. Geriye sadece sevgi kalıyormuş, sadece iyi şeyler kalıyormuş. Anmem, onun ne olduğunun adını koyamasa bile, elimi tutuyor sıkı sıkı, gözlerimin içine bakarak gülüyor, diyor ki: “İyi ki geldin.” O yüzden anneme baktığımda, “İşte böyle olmalı, bunu kazanmalıyım, oraya gitmeliyim, ona şimdi haddini bildireceğim, keşke şöyle deseydim” gibi bütün tartışmaların ne kadar boş olduğunu görüyorum.