Sözcü Plus Giriş
BURAK GÖRAL

Birlikten adalet doğar mı?

18 Kasım 2017

Artık tek süperkahramanlı filmler kesmiyor hayranları. Daha fazla kaç tane sığdırabiliriz diye kafa yoruyorlar!

Şöyle genel bir gidişata baktığımızda geldiğimiz nokta pek de iç açıcı değil. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın insanlar mutsuzluk, tatminsizlik ve bir şekilde kurtarılma ihtiyacından mustarip. Hollywood’un hali de ayrı bir mesele. İnsanlara umut ve yaşama isteği ‘satabilecekleri’ yegane malzeme fantastik edebiyat ve çizgi romanlardan bulunur oldu artık. Sinemayı en çok tüketen kitlenin yani genç seyircilerin en büyük ilgi alanı da bunlar zaten. Bu kitle de her süperkahraman filmini büyük bir heyecan ve şevkle izledikten sonra, bu evrenin jargonlarını ve raconlarını iyi etüt etmiş şekilde kendilerini hemen YouTube’a atıyor. Ürünü ister beğensinler ister nefret etsinler, çektikleri videolarla elbette filmin gönüllü reklamcıları da oluyorlar.
Marvel bu ortamı çok iyi koklayarak “Yenilmezler” filmlerine ulaşabilmek için öne çıkan kahramanlarına özel gişe canavarı girizgah filmleri çekti önce. İkincil kahramanlarını da yola çıkmışken akıllıca toplama dahil ettiler. Hatta “Örümcek-Adam”ın Marvel evreni içindeki yerini üçüncü denemede buldular desek yeridir. DC Comics de yıllarca en çok Batman ve Superman'e yatırım yaptı. Marvel evreninin bu derece çalışıyor olması onları da benzer bir stratejiye zorladı adeta. Ancak “Batman v Superman” ya da “Suicide Squad”da da gördük ki ‘birbirinin hikayesine girip çıkan süper kahramanların filmleri' için biraz acele ettiler. “Kervan yolda düzülür” mantığıyla alternatif bir evren üretebilmek kolay değil. Marvel kendi evrenini onlarca filmle kurabildi.

adalet_birligi_2

Önceki filmin bittiği yerden başlıyor “Adalet Birliği”. Dünya Superman'siz daha umutsuz. Bir şansları vardı, ama onu da yitirmişlerdir. Onun yokluğu hem dünya içindeki suçluları hem de dünya dışı tehditleri daha çok cesaretlendirmiştir. Superman'in yokluğundan biraz da kendisini sorumlu tutan Bruce Wayne vicdanıyla hesaplaşmaktadır ve keşfettiği bazı özel yetenekli insanlara ulaşıp bir ekip oluşturmaya çalışır. Çünkü dünya dışından gelen yeni bir süper kötü mahluk Steppenwolf, “Yüzüklerin Efendisi”ndeki yüzükler gibi özel güçleri olan birtakım kutuları teker teker bulup dünyayı cehenneme çevirme gayretindedir.
Ancak şöyle bir problem var: “Batman v Superman”de fotoğraf kareleri, ya da küçük video görüntüleriyle bize tanıtılan Aquaman ile Flash ve ilk kez bu filmde varlığından haberdar olduğumuz Cyborg karakterleriyle bir ekip oluşturuyor Batman. Bu üç yeni karakter öyle apar topar tanıtılıyorlar ki onları sevmeye bile pek zamanımız olmuyor.
Batman ve Wonder Woman ekibin lokomotifi işlevini görüyorlar. Elbette en son öldüğünü gördüğümüz Superman'in birliğe dahil oluşu belli bir heyecan yaratmıyor değil. Nitekim “Adalet Birliği”ni basbayağı kötü bir film olmaktan kurtaran tek bir hamle varsa o da Superman'in dönüşüdür.

adalet_birligi_4

Ama hikaye en başta iyi başlasa da ilerledikçe sallanıyor doğrusu. “Yenilmezler”den sonra böyle bol süperkahramanlı bir filmi daha önce hiç yapılmamış fikirlerle donatmak da artık kolay değil elbette. “Yenilmezler”in ergen kahramanı Örümcek-Adam varsa “Adalet Birliği”ninki de Flash olsun denmiş mesela. Ancak yine de hedeflenen mizah düzeyine pek ulaşılamamış. Bruce Wayne'in ekibin Tony Stark'ı (Iron Man) gibi bir çizgiye çekilmesi biraz zorlama duruyor. Onun süper güçlerinin olmayışı ve dünyevi zenginliği espri malzemesi yapılmaya çalışılıyor sık sık ama aynı etkiyi yaratamıyor. Çünkü Bruce Wayne, Tony Stark gibi bir karakter değil. Oysa Tim Burton'ın Batman filmlerindeki komedi-karanlık dengesi daha doğru bir dengeydi kanımca.
DC'nin üzerinde düşünülmüş ve iyi tasarlanmış kahramanı Wonder Woman ekibin içinde kaybolmamış, tersine güçlendirilmiş. Bu da filmin bir diğer artısı. Ama en kötü tarafı yine tozun ve beton parçalarının birbirine karıştığı final kavgası. Zaten DC kahramanlarının bu dünya dışından gelen mahluklardan bir an evvel kurtulması lazım. Bu takımın ismi madem Adalet Birliği, dünya üzerindeki adaletsizlikle ve kötülükle mücadele etmeleri daha anlamlı olmaz mıydı mesela? Kötülüğü uzaklarda aramaya gerek de yok, dünya yeterince kötü insan ihtiva etmekte!
Yine de “Adalet Birliği” için son tahlilde iki saatinizi eğlenceli geçirmenizi sağlayan, seyirlik bir süperkahraman filmi denilebilir. Henry Cavill önceki iki Superman'li filme göre “Adalet Birliği”nde daha çok sevdiriyor kendisini. Burada Batman kostümünde hiç de fena durmayan Ben Affleck'e karşı senaryodan da gelen bir avantajı var. Gal Gadot ise Wonder Woman kostümünde yine çok güzel ve göründüğü her sahnede bütün ilgiyi kendi üzerine çekmekte başarılı…

2,5 yıldız
Justice League: Adalet Birliği
Yönetmen: Zack Snyder
Oyuncular: Ben Affleck, Henry Cavill, Gal Gadot
121 dakika, 7+

Babanın günahını kim ödeyecek?

Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos son yıllarda çektiği filmlerde değişik parlak fikirlerle kıvılcım aldırdığı hikayelerinde, çağdaş toplumlarda aile kurumunun insanoğlu üzerinde görünen ve görünür olmayan baskılarını (Köpek Dişi), buna rağmen insanın yine de her zaman başka insanlara muhtaç bir canlı olduğunu (The Lobster) anlattı.
Yönetmen yeni filmi “Kutsal Geyiğin Ölümü”nde de yine modern bir ailenin gizli dünyasına enteresan bir noktadan giriş yapıyor. Başarılı bir cerrah olan Steven'ın iki tane güzel çocuğu, sevdiği ve onun ilginç fantezilerine de karşılık veren bir karısı vardır. Bu mutlu tabloya Martin adlı ergen bir çocuk, yavaş adımlarla sızmaya başlar. Martin’in hasta babası, Steven’ın yaptığı ameliyat sırasında hayatını kaybetmiştir. Steven da Martin'e üzüldüğü için onunla arasıra görüşerek ona bir nevi manevi babalık yapmaktadır. Ancak Martin’in çok farklı bir planı vardır. Bir kahve sohbeti sırasında soğukkanlılıkla planını açar: Steven eğer ailesinden birini öldürmezse hepsi teker teker, yavaş ve çok acı verici bir süreçle ölecektir!

kutsal_geyik_1

Lanthimos’un elbette meselesini anlatmak için seçtiği ilgi çekici parlak bir fikri var yine. Refah içinde yaşadıklarını gördüğümüz bir ailenin gizli kalmış bir günahla yüzleşmelerini yavaş yavaş dozu artan bir gerilim atmosferi içinde izliyoruz. Steven’ın giderek soğukkanlılığını kaybetmesi, neden olduğu ölümün bedelini ödemeye doğru sürüklenmesi elbette kimi vurucu hamleyle ve oyunculuklarla gerçekleşiyor. Aslında eski bir Yunan efsanesi olan, kutsal bir geyiği öldürdüğü için kızını kurban etmek zorunda kalan Kral Agamemnon’un trajik hikayesinden ilham alan yönetmenin niyetini anladıktan sonra, film gayet tahmin edilebilir finaline doğru ağır ağır ilerlerken bir parça uzuyor ve yönetmen özellikle ikinci yarıdan itibaren yüksek egosunun da katkısıyla bazı zorlama hamleler yapıyor. Oysa gözümüzün önündeki hikayenin çok da karanlık yerleri yok, bilakis olaylar oldukça görünür bir rayda ilerlemekte. İlk yarısında Kubrick, sonrasında da Haneke filmlerinin sahne tasarımlarını hatırlatan numaralarını da sanki perdede ilk kez yapılıyormuş gibi sunuyor bize.

kutsal_geyik_3

Yine de acı bir tecrübe yaşatmayı başarıyor film izleyicilerine. Ne anneden ne de babadan yana olmanıza olanak veriyor ama çocuklar için endişelenmenizi sağlıyor ve filmi de bir noktadan sonra bu endişeyle ve belli bir rahatsızlık duygusuyla takip ediyorsunuz daha çok.
Yönetmen can yakan finaline rağmen, filmin etkisini ilham aldığı yönetmenlerin filmleri kadar derinleştiremiyor bence. Sonuçta en nihayetinde iyi çekilmiş bir intikam hikayesi izlemiş oluyoruz.

3 yıldız
Kutsal Geyiğin Ölümü
The Killing of a Sacred Deer
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Oyuncular: Colin Farrell, Nicole Kidman, Barry Keoghan
121 dakika, 15+

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more