Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Bari “Başbuğ Erdoğan” diye de bağırsaydınız

21 Şubat 2017

ŞAŞIRDIM

Bari “Başbuğ Erdoğan”  diye de bağırsaydınız

Çok belli ki MHP yönetimi şaşkın halde. Erdoğan'a sınırsız yetkiler veren anayasa değişikliğine “evet” derken muhtemelen parti tabanının bu kadar tepkili olacağını hiç düşünmemişlerdi.
Karara karşı bazı eleştiriler olsa da “ülkücü gelenek ve disiplinin” ağır basacağını ve MHP'lilerin büyük oranda evet için destek vereceğini hesaplamışlardı.
Oysa durum öyle değil. MHP tabanı ayakta. En kötümser anketler bile MHP tabanının yüzde 60'ın üzerinde “hayırcı” olduğunu gösteriyor.
Bu da başta Devlet Bahçeli olmak üzere MHP yöneticilerini hem çok öfkelendiriyor hem de telaşlandırıyor.
Sanırım bu öfke ve telaş partiye “olmadık” işler yaptırıyor.
İşte son örnek İstanbul'dan geldi. MHP İstanbul İl Başkanlığı “Sevdamız Türkiye” adlı bir program düzenleyerek MHP'lileri yeni açılan Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi'nde toplamış.
Salon gerçekten muhteşem. Binlerce kişi o salonu doldurmuş. Hepsi de Devlet Bahçeli'nin askerleri gibi dizilmişler “evet de evet” sloganları atıyorlar.
Ancak salonda hiç alışılmadık başka görüntüler de var.
Toplantı MHP'nin toplantısı ama salonda dev bir Erdoğan posteri asılı duruyor. Yanında da Atatürk'ün bir posteri.
Peki MHP'nin kurucusu, efsane lideri Alparslan Türkeş'in fotoğrafı var mı? Yok.
Haydi “o eski genel başkandı” diyelim, mevcut genel başkan Devlet Bahçeli'nin fotoğrafı var mı? İşe bakın o da yok.
İyi de bu nasıl bir partidir ki, bir başka partinin fiili genel başkanı olduğu bilinen bir kişinin fotoğrafını asar?
O toplantıda coşkulu biçimde “eveeeeet” diye bağıran MHP'lilerin karşılarında duran Erdoğan fotoğrafına bakarken ne hissettiklerini çok merak ediyorum. Acaba içlerinden “Başbuğ Erdoğan” diye bağırmak geçmiş midir? Bari onu da yapsalardı.
Başta da belirtmeye çalıştığım gibi MHP hayli şaşkın. Öfkeleri muhtemelen akıllı davranmalarını önlüyor.
Bir MHP toplantısında açılan Erdoğan posteri ancak MHP tabanına “biz artık iktidar partisinin yan kuruluşu haline geldik. Zaten evet çıktıktan sonra partimizin yaşamasına da olanak yok, bari biraz daha yağcılık yaparak kendimizi kurtaralım” demekten başka bir şey değildir.
Ancak benim açımdan işin şaşırtıcı olduğu kadar sevindirici bir tarafı da var. Ne zamandır MHP'lilere alınan “evet deme kararının yanlış olduğunu” anlatmaya çalışıyoruz. MHP İstanbul yöneticileri Erdoğan'a yönelik anlamsız bir yağcılık örneği sergileyerek saatlerce konuşarak anlatabileceğimiz bir gerçeği bir anda anlatmış oldular.
MHP tabanı buna rağmen Erdoğan'ı tek adamlığa taşımak için çırpınacak mı acaba?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Sanat merkezi yakarak “evet” çıkaramazsınız

Yıllarca mütevazı biçimde ders vermeye çalıştığım Müjdat Gezen Kültür ve Sanat Merkezi'ne önceki gece yarısı iğrenç bir saldırı yapıldı.
Görüntülerden anladığımız kadarıyla bir kişi elinde bir benzin bidonuyla gelip binanın kapısına rastgele döküyor sonra da çakmağı çakıyor.
Neyseki gece bekçisi durumu çabuk fark ediyor ve yangını söndürüyor.
Müjdat Gezen bir süredir IŞİD kafasındaki bazı kesimlerin küfürlü saldırılarına hedef oluyordu. Bir televizyon kanalında Müjdat Gezen'e ağır küfürlerle saldıran bir kişi neredeyse kahraman ilan edilecekti.
Bu yayın grubu ısrarlı biçimde Müjdat Gezen'i hedef gösteriyordu. Sonucunu nihayet aldılar. Aynı yayın grubu saldırıdan sonra yine küfürlü sözlerle “Müjdat Gezen'e yangın şoku” başlığı ile duyurdu haberi.
Bu tür saldırılarla cumhuriyete ve değerlerine sahip çıkan, tek adam rejimine karşı çıkan, referandumda hayır diyeceğini açıklayan insanları korkutacaklarını, sindireceklerini sanıyorlar. Ve en önemlisi sanki bunları yaparlarsa evet diyenlerin sayısının artacağını düşünüyorlar.
Hiç heveslenmesinler. Bu saldırılar yüreğinde Atatürk ateşi olanları ne korkutur ne sindirir. Ama saf duygularla evet vermeyi düşünen kitleleri de etkiler “ne oluyoruz yahu” sorusunu sordurur.
Bu iğrenç saldırının belki de “hayır”lı sonucu budur.

Bİ SORALIM BAKALIM

Devleti çökerttiniz mi ki “diriliş” diyorsunuz?

Dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama Erdoğan referandum kampanyasını kendine has öfkeli ve sert üslubuyla sürdürmeye kararlı görünüyor.
Tek kişilik rejim konusunda Erdoğan'ın ağzından “demokrasi, hukuk, özgürlükler, kuvvetler ayrılığı” gibi kavramları hiç duymuyoruz.
Varsa yoksa “Mahkemeler ayak bağı oluyordu, Meclis'teki gensorular sonuçsuz engellemelerden farklı değil, artık milletin dediği olacak, millet beğenmezse beş yıl sonra hesap sorar” söylemi revaçta.
Tabii buna bir de yapılan inşaatlarla övünülen “eski Türkiye- yeni Türkiye” aldatmacası ekleniyor.
Gerçi çok kızıyorlar ama aslında AKP'liler ve başta Erdoğan halka bidon kafalı muamelesi yapıyor. Belagat gücü yüksek olunca “Biz ne söylesek bu millet yer” diye düşünüyorlar. Örneğin Erdoğan kendinden önceki dönemi kötüleyip, dünyaya parmak ısırtan bir yönetim sergilediklerini ileri sürerken “16 Nisan bir diriliş günü olacaktır” diyor.
İyi de “yeniden diriliş” için bir şeylerin çökmüş olması gerekir. Bu durumda 14 yılda Türkiye'yi çökertmişler miydi de şimdi “yeniden diriliş”ten söz ediliyor.
Elbette ülkenin büyük çoğunluğu oyunu görüyor da, yine de bu çelişkilere ve halkı kandırmaya yönelik sözlere inananlar var.

ÖNERİ

“Bunlar hile yapar” duygusundan kurtulun artık

Referanduma giderken sokakta en çok karşılaştığım sorulardan biri şu; “Bunlar hile yaparlar, sonucu mutlaka evet çıkarırlar, öyle değil mi?”
Değil. Bu seçimde hile yapamayacaklar. Onu bilelim.
İkincisi “hile yapılacak” duygusu hem yanlış hem de tehlikeli. Karşımızda rejimi değiştirmek isteyen, Türkiye'yi tekrar padişahlık dönemine devşirmeyi amaçlayan, böylelikle cumhuriyetin bütün kazanımlarını bir hamlede yok etme hedefini güden bir siyasi hareket var.
Bunun mutlaka önlenmesi gerek. Çeşitli korkulara kapılarak, umutsuzluk aşılayarak, bezginlik yaratarak sadece bu zihniyete hizmet edilir.
Bunu iyi bilmek ve hiçbir engel tanımadan inandığımız, sahiplendiğimiz değerleri korumak zorundayız. Dedikodulara ve korkulara inanarak “referandumun ne anlamı var, sonuç zaten belli, ne yapsak olmaz” duygusu ile sandığa gitmemek ya da buna sebep olmak bana göre günahların en büyüğüdür.

SOSYAL MEDYA

Program ortağım sonunda gerçeği söyledi

Her akşam 1antv'de Cem Küçük ve Cemil Barlas'la program yapıyorum biliyorsunuz. Bazen akla ziyan tartışmalar oluyor ama, olsun, neler söylüyorlar siz de izliyorsunuz.
Program ortaklarımdan Cemil Barlas iflah olmaz bir Erdoğancı olarak sandığı tek sonuç olarak kabul ediyor ve “Kim seçilmişse hakim odur, onun dediği olacak” diyerek tanımlıyor demokrasiyi.
Ben de ısrarla bunun demokrasi olmadığını, sonucunun faşizme gittiğini söylüyorum.
Cemil Barlas dün attığı bir twitle nihayet gerçeği itiraf etmiş. Demokrasinin askıya alındığını “gerek görülürse tekrar demokrasiye dönüşeceğini” yazmış. Şöyle diyor Cemil Barlas; “Yaşadıklarımızın sonucu olarak millet daha otoriter bir devlet talep etti. Otorite sağlandıktan sonra demokratikleşme yine
gündeme gelecek.”
Ben artık bir şey söylemek istemiyorum. Durum ortada. Demokrasinin askıya alındığını anlatırken dilimde tüy bitiyordu. Saraycı Cemil Barlas bunu çok özlü biçimde itiraf etmiş.