Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Doğmamış partiyi öldürecekler

24 Ağustos 2017

ANALİZ

Son iki gündür medyada bir “Akşener rüzgârı” esiyor. Bu ilk bakışta olumlu gibi görünebilir. Ancak eğer Akşener ve ona gerçekten inanan arkadaşları hata yaparlarsa olumlu gibi görünen hava bir anda kâbusa da dönüşebilir.
Bu nedenle dikkatimi çeken bazı noktaları yazmak ve “yeni parti heyecanı” duyanları uyarmak istiyorum.
Öncelikle şunu sormak isterim; “Nereden çıktı Meral Akşener'in cumhurbaşkanlığı adaylığı?”
Olmaz ya da olamaz demek istemiyorum, ama henüz kurulmamış bir parti adına cumhurbaşkanı adayı açıklamak siyaseten doğru değil.
Parti kurulmadan, hatta kurucuları bile belli olmadan “Cumhurbaşkanı adayı açıklamak” partiye gelmeyi düşünenlere “Geleceksen bil ki Meral Hanım cumhurbaşkanı adayıdır. Ona göre” diye daha baştan dirsek göstermektir.
Parti kurucuları belli olur, parti kurulur, kurucular heyeti ve yeni katılımcılarla birlikte demokratik biçimde aday belirlenir.
Aynı şekilde Koray Aydın'ın henüz parti kurma hareketine katılmadan önce “Teşkilattan sorumlu kişi olacağım” açıklaması da aynı aceleciliğin bir sonucu. Bir partideki önemli görevler önceden belirlenmez. Parti içi demokrasi kurallarına göre seçimler yapılır.
Bir diğer konu da şu; Günlerdir yeni partiden söz ediliyor ancak şu ana kadar ortaya çıkan isimlerin tamamı MHP'li. Henüz MHP dışından tek ismi bile öğrenmedik. Osman Pamukoğlu “Davet ederlerse gidip konuşurum” demese MHP'lilerden başka kimsenin olmadığını sanacağız bu hareketin içinde.
Oysa temel iddia “Türkiye'nin merkezde bir partiye ihtiyacı olduğu, Akşener ve arkadaşlarının kuracağı partinin de bu ihtiyaca karşılık vereceği, hareketin toplumda büyük heyecan yarattığı, AKP'den de yeni partiye ciddi kaymalar olacağı” yönünde.
Oysa şu ana kadar MHP'li isimler dışında partiye katılması beklenen kimse yok.
Bu nedenle yeni hareketin önde gelen isimleri daha şimdiden “Cumhurbaşkanı adayı” ve “teşkilattan sorumlu kişi” açıklamaları yapmaları bana göre doğru değil.
Bu tür hatalarla yürünürse bir parti daha doğmadan ölmüş olabilir, ki bunu kendini muhalefet cephesinde gören kimsenin kabulleneceğini sanmıyorum.
Yeni hareketin hızla “sadece MHP'li isimlerden” ve yine “sadece MHP'li kalabalıklardan” oluşmadığı/oluşmayacağı gösterilmelidir. Yoksa kamuoyunda bir güven sorunu oluşabilir.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Şeytan Tepesi Güvercinlik gibi olacak demek ki

Ayvalık'ın doğa harikası tepelerinden Şeytan Tepesi'nde yangın çıktı biliyorsunuz geçen hafta. Herkesin aklında tek kuşku var; “Buraya otel yapmak istiyorlar, yangın kasıtlı çıkarıldı.”
Çünkü hava fotoğraflarına baktığınız zaman yanan alan tam da bir “tatil köyüne” uygun. Belediyeden imar izni çıkarmak için harita çizseniz bu kadar olur yani.
Bu kuşkuların artması üzerine Orman Bakanı Veysel Eroğlu “Kesinlikle” dedi “O alan kesinlikle imara açılmayacak. Yangının hasar yarattığı alan derhal ağaçlandırılacak. Orası SİT alanı kimseye el sürdürtmeyiz.”
Çok güzel haber değil mi, sevinmemiz gerekir. Ama ben sevinemiyorum. Çünkü bundan tam 10 yıl önce 2007 yılı temmuzunda Bodrum Güvercinlik'teki Pina Yarımadası ve yarımadaya bakan tepede yangın çıkmış ve güzelim ağaçlar kül olmuştu.
O tarihte Güvercinlik'te minik bir evimiz vardı ve yangını gözyaşları içinde çaresizce izlemiştik. Yangından sonra dendi ki “Bu yangınlar çok şüpheli, çünkü aynı anda üç yerde birden başladı ve tam da bir otel yapılacak kadar yer yandı.”
Dönemin iktidarı yine AKP idi, bunu şiddetle yalanladı. “Buraya asla otel yapılmayacak, burası derhal ağaçlandırılacak” denildi.
O sırada Muğla Orman Bölge Müdürü olan İbrahim Aydın, “Ormanlık alanlar ve imar yerleri belli. Kesinlikle iddia ediyorum ki yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak. Temizleyerek yeşillendireceğiz” dedi.
Ancak çok değil üç yıl sonra yanan alanda dev bir otel inşaatı başladı. Şimdi o doğa harikası iki yarımada üzerinde dev oteller var.
Peki, Orman Bölge Müdürü İbrahim Aydın'a ne oldu? Ne olacak AKP'den milletvekili yaptılar.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Memurun sendikalı olma hakkı var mı, var

Devlet memurları ”toplu sözleşme!” görüşmeleri sonunda “zam” aldılar. Gerçekten öyle mi oldu?
Yıllarca memurun sendikalı olma hakkını savunduk. Her çalışanın bir örgütü olması gerektiğini demokratik ülkelerde eşitliğin ve hakkaniyetin böyle sağlanacağını anlattık. Medeni demokratik ülkelerde böyleydi çünkü.
Sonunda Türkiye'de de memurun sendikalı olmasına izin verildi. Herkes sevindi. Artık memurun da hakkını koruyacak bir örgütü olacak, toplu sözleşmeler yapacak, geleceği siyasilerin iki dudağı arasında olmayacaktı.
Ama kimsenin hesaplamadığı bir şey vardı. Ya bu memur sendikası “iktidardan çok iktidarcı” bir yönetimin eline geçerse?
Devletle toplu sözleşme görüşmelerini Memur-Sen yaptı. Bu sendika dinci bir sendika. Bizzat bu iktidar tarafından kurduruldu. Memurlar bu sendikaya üye olmaya zorlandı. Üye olmayanlar ya atıldı ya da sürüldü. Bu sendika iki gün güya hakkını arıyormuş gibi yaptı, sonra hükümetten gelen teklifi “fevkalade” diyerek kabullendi.
Öyle bir dönem yaşıyoruz işte. Demokrasiyi bile kendi kuralları ile boğuyorlar.

ÖNERİ

Meral Hanım “neden manşetlere çıktığını” biraz düşünmeli

Bir anda yeni oluşuma katılma kararı alan Koray Aydın'ın “Cumhurbaşkanı adayımız Meral Akşener'dir” açıklaması dünkü internet haber sitelerinin hemen hepsinde manşet oldu. Özellikle gazetelerin internet sayfaları Akşener'le ilgili bu habere büyük ilgi göstermişti.
Sanıyorum aynı gazetelerin bugünkü basılı kopyalarında da bu haber büyük olacaktır. Ben özellikle Hürriyet'i merak ediyorum.
Peki, Akşener'in cumhurbaşkanı adayı olacağı önemli haber değil mi? Elbette önemli haber ama bu haber neden şimdi büyütüldü acaba?
Henüz Koray Aydın MHP saflarındayken bundan bir ay önce 7 Temmuz'da yeni parti hareketinin diğer önemli ismi Ümit Özdağ bir televizyon kanalında “Hareketimizin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener'dir” demişti.
Akşener'in adaylığı bugün önemli haberse herhalde bir ay önce de önemli haberdi. Ama hiçbir gazete bu haberi görmedi.
Neden acaba?
Meral Akşener'e ve kendisine gerçekten inanan yakın çalışma arkadaşlarına “Bunu bir düşünün” derim.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Nereden çıktı “bunlar komünist” suçlaması?

AKP Genel Başkanı Erdoğan yıllardır unutulan bir “söylemi” yeniden ısıtıp milletin önüne koydu. Muhtarlarla konuşurken “Havaalanlarına karşı çıkıyorlar, kim karşı çıkıyor, komünistler, solcular” dedi.
Komünist suçlaması çok eskilerde kaldı oysa. Hele Sovyetler Birliği çöktükten, Çin'in de bir anda “azgın kapitalizmin merkezi” olmasından sonra kimse kimseyi komünist diye suçlamıyordu.
Ne oldu da Erdoğan birden bu eski nesil suçlama klişesini kullanmaya karar verdi?
Erdoğan'ın çok bilgili, entelektüel donanımlı olmadığını biliyoruz. Bu nedenle “o anda aklına gelmiş” olma ihtimali var elbette.
Kasıtlı ise sanıyorum komünizmin düşük düzeydeki kesimlerdeki algılanmasını yenidezihinlere sokmak istemiştir. Çünkü eskiden iktidarda olanlar, sağcılar ve dinciler komünizmi “dinsizlik” olarak anlatırdı halka. Eğitim kültür ve ekonomik güç olarak en zayıf halkada olanlar da buna inanırdı. Komünizm bir de ahlaksızlık olarak anlatılır ve “Rusya'da eve gelen bir erkek eğer portmantoda bir şapka asılıysa karısının başka bir adamla olduğunu anlar ve eve girmezdi” denirdi. Halkın bir bölümü buna da inanırdı. Şimdi o bildik yalanla tekrar yol almak istiyordur Erdoğan belki de. Nasıl olsa bir kesimin koşulsuz kendine inandığını biliyor.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more