Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Sürpriz AB’de kalmakmış

27 Mayıs 2017

ANALİZ

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı NATO'nun yeni karagah binasının hizmete girme törenine katılmak için bir günlüğüne Brüksel'e gitti. Erdoğan “fırsattan istifade” ikili görüşmelerin dışında AB yetkilileriyle de toplantılar yaptı.
Kendisiyle birlikte Brüksel'e götürülen iliştirilmiş gazetecilerin haberleri tıpkı Amerika gezisindeki gibiydi. Erdoğan AB'ye “Ankara kriterlerini” getirmişti. AB'ye şartlar ileri sürmüştük. Erdoğan'a ilgi büyüktü, liderler ikili görüşmeler yapabilmek için birbirlerini ezmişlerdi.
Peki, içerik?
O yok işte yine.
“Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının verdiği bilgiye göre” diye başlayan cümlelerle Erdoğan'ın “Avrupa Birliği'nden ayrılmaya niyetimiz olmadığı” yolunda sözler söylediği anlatılıyordu.
Tek somut bilgi ise tam bir şark kurnazlığını andırıyordu. O da şu “Biz Avrupa Birliği'nden kendi kararımızla ayrılmayacağız, ama siz atacaksanız onu bilemeyiz.”
Yani “Biz çıkmıyoruz, siz atın.”
Demek ki Erdoğan'ın referandum propagandası boyunca söylediği “Eyyy Avrupa bekleyin 16 Nisan'ı ondan sonraki sürprizlerimizi göreceksiniz” sözleri buymuş.
Sürprizimiz “Biz çıkmıyoruz, siz atın” söylemiymiş.
Türkiye dış politikada hep kandırmacalar üzerine yürütülüyor.
Amerika'da öyle olmadı mı? Erdoğan “Trump'ın önüne PYD'nin terörist olduğuna ilişkin belgeleri koyacağız ayrıca Amerika'nın PYD'yi desteklemesine karşı ya biz ya onlar diyeceğiz” iddiasıyla gitmişti. Kamuoyu bu beklenti içindeydi.
Oysa sonuç ne oldu? PYD'ye terörist diyemedik, üstelik bugüne kadar yaptığımız hatalar nedeniyle özürlerimizi bildirdik. Amerika'nın PYD'ye desteğini kabullenip “Ama bir gün hatalarını anlayıp bizim kapımızı çalacak” avutmasıyla döndük.
Avrupa Birliği ile de aynısı oldu. AB temsilcileri “Türkiye idamı geri getirirse bu ciddi bir anlaşmazlıktır ve Türkiye'nin üyeliği mümkün olmaz” diyordu. Erdoğan ise referandum propagandası için “İdam referandumdan sonra gelecek, gerekirse yeniden bir referanduma gideriz, idamı getiririz” demişti.
Haberlerde resmen söylendiği belirtilmese de satır aralarından Avrupa Birliği'ne “İdamı şimdilik rafa kaldırdık” mesajı verildiği anlaşılıyor.
Avrupa Birliği ise bize ne demiş; “Adım atmanızı bekliyoruz özellikle basın özgürlüğü konusunda artık daha dikkatli olmanız gerek.”
Amerika, NATO ve Avrupa Birliği ile son 10 günde yapılan temaslardan çıkan sonuç bence şu; “Bu iktidar yine içe başka dışa başka konuşuyor. Dış temasların magazin boyutu öne çıkarılıyor. Daha önceki iddialı çıkışlar bir şekilde unutturuluyor. Verilen söz ve tavizlerin ortaya çıkması ise zamana yayılıyor ve onların da dikkatlerden uzak kalması sağlanıyor.”
Peki, bu şark kurnazı yapı ne kadar sürebilir?

BUNU YAZMAK GEREK

Bahçeli artık resmen hem kendini hem partisini bitirdi

MHP Genel Başkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın damadının serbest bırakılmasını çok sert biçimde eleştirerek “Herhalde verecek bir cevapları vardır” dedi.
Beklenen cevap bizzat AKP Genel Başkanı Erdoğan'dan geldi. Erdoğan Kavurmacı'ya sahip çıkarak “Konu yargıda, bu kişiyi partimizle ilişkilendirmek olmaz” deyiverdi.
Bunun Türkçesi “Devlet Bey, otur oturduğun yerde, her aklına geldiğinde konuşmaya kalkma” demektir.
Bahçeli referandumda Erdoğan'ı desteklemek için onca çaba harcadığı halde partisinin tabanı kendisine inanmamış, güvenmemiş ve büyük oranda hayır demişti.
Aslında bu olay bile Bahçeli'nin bitmesine neden olacaktır ama bizde siyaset “inadına” da yapıldığı için liderlere hemen bir şey olmuyor.
Buna karşı Erdoğan'ın son cevabı aslında Bahçeli ve hatta partisinin bitişini de resmen ilan etmiştir.
Şimdi bana da kızabilirler ama gerçek bu.
Bu hafta sonunda muhtemelen hükümette de önemli değişiklikler olacak. Bahçeli'nin partisinden hükümete kimsenin giremeyeceği konuşuluyor. O da olmayacağına göre Bahçeli ve MHP'ye bir gerek kalmadığı da ilan edilmiş demektir.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Meğer AKP hariç herkes FETÖ'cüymüş

Yıllarca ekranlarda cemaat ve Fetullah Gülen güzellemeleri yapan, bu çabalarının karşılığında da milletvekili yapılan Reşat Petek dün Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonu'nun raporunu açıkladı.
Adı hesapta rapor ama içerikte bir şey yok. Hepimizin bildiği ve yaşadığı olayları kronolojik olarak dizmişler, Genelkurmay Başkanı'nı, MİT Müsteşarını korumuşlar, Erdoğan'ı yüceltmişler, hepsi bu.
İlginç olan rapora göre sanki AKP dışındaki herkes FETÖ'cü, bir tek AKP temiz.
Zaten bu FETÖ'cülük taaa 1980'lerde başlamış, darbeye en yoğun katılan subaylar orduya 90'lı yıllarda girmiş, Ecevit bile FETÖ'cüymüş.
Rapordaki tek somut bilgi, istihbarat konusunun yetersizliği. Onu da sağır sultan bile biliyor zaten.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

25 kere gözaltı, hep beraat ama İçişleri Bakanı cezayı kesmiş bile

Ankara'da hukuk tarihinde görülmemiş bir tutuklama olayı yaşandı biliyorsunuz.
Olağanüstü hal sayesinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle işlerine son verilen Nuriye Gülman ve Semih Özakça açlık grevi yapıyordu. İki eğitimci ne FETÖ ne darbe ile hiçbir ilişkilerinin bulunmadığını, kendilerine işlemin haksız olduğunu belirterek göreve iade edilmelerini istemişler ancak hiçbir cevap alamayınca açlık grevini bir çare olarak görmüşlerdi.
İkilinin açlık grevi 70'inci güne dayandığında önce gözaltına alınmışlar ardından da mahkemece “yeni bir Gezi olayına neden olabilirler” gerekçesiyle tutuklanmışlardı.
Kamuoyu bu tuhaf kararı tartışırken İçişleri Bakanı da konuya girdi ve açlık grevi yapan iki eğitimcinin DHKP-C terör örgütü üyesi olduklarını söyledi.
Bakan Süleyman Soylu sözlerini kanıtlamak için bu kişilerin defalarca gözaltına alındığını bildirerek “Kusura bakmayın çocuklarımızın eğitimini bir teröriste veremeyiz” dedi.
İyi hoş da iki eğitimcinin 25 kere gözaltına alındığını söylüyor bakan, ama hüküm giydiklerinden söz etmiyor. Demek ki mahkemeler bir suç unsuru bulamamışlar. Hiç hüküm giymemiş kişilere “Bunlar suçlu, madem mahkemeler hapse atmıyor o halde biz işten atarak hayatlarınızı karartırız” deniliyor demek ki.
“Yeni Türkiye” dediklerinde demek ki artık zaten bağımlı hale getirilen mahkemeler de karar vermeyecek, bakanlar uygun gördükleri kişilerin hayatlarını karartarak kendilerince cezalandıracaklar.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Neden hep zengin FETÖ'cüler serbest bırakılıyor

Yılbaşı sıralarıydı yanlış hatırlamıyorsam, hukukçu bir dostum “Biliyor musun adliyede bir FETÖ'cü borsası kurulmuş, işini uyduran serbest kalıyormuş” dedi.
Ben de “Haydi canım olur mu öyle şey, kimse cesaret edemez” demiştim.
Ama hukukçu dostum inat etti; “İnan bana, birinin yakını bana bile geldi, bazı zengin işadamları yargılanmaya razı, tek dertleri hapiste kalmamak bunun için her yolu deniyorlar” dedi.
Aradan 5 ay daha geçti. Gazeteport haber sitesinde “Tahliye olan zengin FETÖ'cüler” haberini görünce içime bu kez gerçekten kuşku düştü. Çünkü habere göre zengin olan çok sayıda FETÖ'cü birer birer tahliye edilmişti düne kadar.
Binlerce asker, polis, memur gibi pek varlıklı olmaları mümkün olmayanların yaptıkları her türlü itiraz reddedilirken nasıl oluyor da zengin olanlar tahliye edilmelerinin yolunu buluyorlar acaba?
Listeye birlikte bakalım isterseniz.
Cemaatin dinci faşist darbe girişiminden bu yana “tutuklanan ve haklarında ağır cezalar istenen” kimler tahliye olmuş?
İlk tahliyeler Kayserili Boydak Ailesi'nden. Mustafa Boydak ve Hali Boydak tahliye edilmiş.
İzmir'li Kavukçular Holding patronu Mehmet Kavuk da serbest kalmış.
Malatyalı Kubilay K, Ömer Fatih N ile Aydınlı işadamları Ahmet ve Fatih Tonkul da serbest kalmışlar.
İhlas Holding yöneticisi Cahit Paksoy tahliye edilenler arasında.
Bursalı Şakin Umuthan, Hilmi Gülcemal, Davut Teke, Emin Akça ile Denizli'de tutuklanan 20 işadamı da bir anda tahliye olan isimlerden bazıları.
Fi Yapı sahibi Fikret İnan ve 11 yöneticisi de mahkemece serbest bırakılmış.
İzmirli Halil Küçükbay, Nazilli'deki Uğur Derin Dondurucu'nun sahipleri Ali ve Mehmet Takmaklı, Gaziantepli Baklavacı Serdar ile Mustafa Seyitoğlu da tahliye edilmişler.
Tahliye olanlar arasında Adana Pozantı Belediye Başkanı Mustafa Çağ da var.
Samsunlu işadamı Yavuz Düz ve Bank Asya yöneticisi Erhan Bilgili ise son tahliye edilen isimler.
Biz hep Ömer Faruk Kavurmacı'ya bakıyoruz. Oysa parası olan bunca isim “denetimli serbestlik”ten yararlanmışlar. Parası olmayanlar ise hâlâ içerde.
Bu işte bir tuhaflık yok mu?