Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Uçaktaki iliştirilmiş gazeteciler bir kereliğine gazetecilik yapın

18 Eylül 2017

ÖNERİ

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dün New York'a gitti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılacak. Yanında elbette yine “kavun seçer” gibi aldığı sözde gazetecileri de götürüyor. O sözde gazeteciler de her seferinde kendilerine “belletileni” haber diye bizlere sunuyorlar. Kendiliklerinden sorabildikleri tek soru yok. Gittikleri ülkede yaşananlardan tek satır yazamıyorlar. Yazdıkları saray danışmanlarının izin verdikleri.
Ancak bu gezi diğerlerinden farklı. Erdoğan Amerika'ya biraz canı sıkkın gidiyor. Bir kere daha önceki gezilerine katılan korumalarının hiçbiri bu kez yanında değil. Çünkü eğer o korumalar yanında olsa Amerika topraklarına ayak bastıkları an tutuklanacaklar. İkincisi Reza Zarrab olayı çok sarpa sarmış durumda. Eski bir bakanı ile bir kamu bankasının genel müdürü hakkında Federal Mahkeme tutuklama kararı aldı.
Demek ki Erdoğan ve heyeti Amerika topraklarına ayak bastığı andan itibaren “daha önce pek yaşanmamış” bir dizi olay yaşanabilir. Bunları öğrenmek hepimizin hakkı.
Bu nedenle çoğu asla gazeteci olmayan, küçük bir kesimi ise bir dönem gazetecilik yapan ama şimdi çıkarı için her şeyini feda etmiş gibi görünen gazetecilere çağrıda bulunmak istiyorum. Özellikle bir dönem gazetecilik yapabilenler bir kere cesur olmayı denesinler, bir kereliğine gerçekleri yazmaktan çekinmesinler. Ama onlar cesaret etseler de patronları izin vermezse haberleri bize aktarsınlar. Söz, bu bilgileri veren kişinin adını hiçbir yerde ve hiçbir şekilde açıklamayız.
Öğrenmek istediklerimiz çok basit:
Erdoğan'ın heyetinde aileden
kimler var?
Heyette kamu bankalarında yetkili konumlarda olan kişilerden kimse
var mı?
17-25 Aralık skandalına adı karışan kimse var mı uçakta?
Erdoğan'ın kaç koruması yanında?
Bu korumalar eskisi gibi Amerikan polisinin önünde mi görev yapıyor bu kez de?
Korumaların silahları üzerlerinde mi?
Amerika'ya giriş sırasında herhangi bir sıkıntı yaşandı mı?
Bu soruların cevaplarını uçağa alınan iliştirilmiş gazetecilerden öğrenmemiz pek mümkün değil. Çünkü onlar gördükleri hiçbir olumsuzluğu yine yazmayacaklardır. Çok değil Erdoğan'ın son Amerika gezisindeki koruma skandalını bile yazamadılar. Görüntüler sosyal medyada yayılmasa ne olup bittiğini bile öğrenmeyecektik.
Dün başlayan gezi ise çok önemli. Çünkü Türkiye tarihinde ilk kez “yabancı bir ülkede bir bakanı hakkında dolandırıcılık ve kara para aklama suçlarından tutuklama kararı verilmiş” ülke durumuna düşürüldük. Erdoğan Amerikalı yetkililerle konuşurken onlar da muhtemelen “heyette tutuklanabilecek kimse olup olmadığına” bakıyor olacaklardır.
O halde iliştirilmiş de olsalar. Erdoğan'ın lüks uçağına alınanlardan hiç olmazsa biri namuslu davranmalı ve Amerika'da yaşananları kamuoyuna aktarmalıdır.

ŞAŞIRDIM

Meğer onların zamanında TEOG yokmuş

Erdoğan “ol” diyor o şey oluveriyor. Akşam saatlerinde bir televizyon programında konuştu: “TEOG da nedir? Bizim zamanımızda TEOG mu vardı” dedi. Bir iki saat sonra Milli Eğitim Bakanı'nın “Evet ne gerek var bu TEOG'a” diyerek sistemi kaldırma kararı aldığı açıklandı.
Açıkçası bu TEOG'un ne olduğunu tam bilmiyorum. Erdoğan'ın söylediği gibi “bizim zamanımızda” TEOG yoktu. Bu sözleri duyunca zannedersiniz ki Cehape zihniyetinin okullara dayattığı bir sistemdir bu. Ve zavallı çocuklar bu sistemin altında inim inim inlemektedir.
Oysa TEOG özbeöz bir AKP projesi. “Dindar-kindar” bir nesil yetiştirmek için buldukları harika bir sistemdi. Ancak anlaşılan şu ki, bu sistemle istedikleri başarıyı yakalayamadılar. İmam hatiplerden yetiştirmeye çalıştıkları çocuklar başarılı olamadı. Üniversitelerde arzulanan yerlere giremediler. Oysa TEOG'la bütün üniversitelerin imam hatiplilerle dolacağı düşünülmüştü. Şimdi sanıyorum okulların verecekleri notlar geçerli olacak ve “dindar-kindar” olma potansiyeli yüksek çocuklar daha iyi fakültelere sokulacaklar.

BUNU YAZMAK GEREK

CHP terörü 4 yılda bitirir mi bilemem ama AKP 15 yılda bitiremedi

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı geçen hafta “Bana 4 yıl iktidar verin, terör sorununu çözerim” dedi. Elbette iddialı bir söz. Ancak iktidar nedense bu sözlere çok öfkelendi. Tabii öfkenin ilk kaynağı her zamanki gibi saraydı. AKP Genel Başkanı Erdoğan “Kimsin sen ya” dedikten sonra “Nasıl bitiriyormuşsun terörü?” diye sordu. Erdoğan kendilerinin terörle ne kadar uğraştığını anlattıktan sonra “Kılıçdaroğlu'nun bunu asla başaramayacağını” söyledi.
Kılıçdaroğlu iktidara gelirse terörü 4 yılda bitirebilir mi, bunu bilemem. Buna karşı bildiğim bir şey var. AKP tam 15 yıldır iktidarda ve terörü bitiremedi. Hatta bitiremediği gibi terör çok daha güçlü bir biçimde devletin karşısına dikildi. İktidar da terörle mücadeleyi bir kenara bıraktı “terörist öldürerek” sonuç almaya çalışıyor. Vatandaşı da “Bakın ne kadar çok terörist öldürüyoruz” diye böbürlenerek yanıltmaya çalışıyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Anadolu'ya gidemiyormuşuz

İktidarın yandaş yalakalarından duymaya çok alışık olduğumuz bir söz var; “Hep batı illerine gidebiliyorsunuz. Oysa Türkiye'nin başka yerleri de var, gitsenize.”
Geçen hafta Çeşme Alaçatı'dan bir fotoğraf paylaştım benzer saldırılar oldu hemen. Bunlardan “direkt mesaj da gönderen” birine “Türkiye'nin her yerine elbette gidiyorum. Ama sen niye bunu diline doluyorsun” diye mesaj attım. Cevaben “Yalan söyleme gidemezsin” cümlesi geldi. “Neden?” diye sordum. “Çünkü oralara gidersen seni yaşatmazlar” demez mi?
Böyle bir şey hiç olmadı ve olmaz da. Ama bu yandaş yalakalar bir yandan demokrasi özgürlükler falan derken aslında ruhlarında hep bu tür şiddet duyguları hakim. Vurmak, kırmak, öldürmek, yok etmek temel güdüleri.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Rus uçağının düşürülmesinin hesabı ne zaman sorulacak?

Henüz 15 Temmuz dinci faşist kalkışması gerçekleşmemişti. Bu köşede defalarca sormuştum. “Rus uçağını düşüren pilotların cemaatçi olduğu söyleniyor” diye yazmıştım. Kimse kalkıp cevap bile vermedi. Susup oturdular.
Sonra 15 Temmuz'da dinciler ayaklanmaya kalktı. Artık önceden biliniyor muydu bilinmiyor muydu, orası muamma, ama sonuçta kalkışma bastırıldı.
Bu darbe sayesinde öğrendik ki Rus uçağını düşüren pilotlar “meğer cemaatçiymiş” amaçları Türkiye ile Rusya'nın arasını açmakmış.
İşin garibi şu; Rus uçağı düşürüldüğünde, 15 Temmuz olduğunda ve şimdi komutanlar hep aynı. Hava kuvvetleri komutanı olan kişi Rus uçağı düşürüldüğünde hiç soruşturma açmamıştı. Yani uçağın düşürülmesinde bir tuhaflık görmemişti. Zaten dönemin cumhurbaşkanı da başbakanı da uçağın düşürülmesi emrini verdiklerini söylüyorlardı.
O halde hâlâ şu sorunun cevabını alamadık. Rus uçağını cemaatçi pilotlar kendi inisiyatifleri ile mi düşürdüler? 15 Temmuz sonrası söyleme göre bu sorunun cevabı evet. Demek ki uçak düşürüldüğü sırada o pilotlara emir verilmemişti ama komutanlar hiçbir işlem yapmadılar. Bu durumda cemaatçi pilotları yargılarken o dönemin komutanlarını da yargılamak gerekmiyor mu? O günün siyasilerinden hesap sorulmaması neden göz ardı ediliyor? Hep diyorum ya, o gece ile ilgili bildiklerimiz daha yüzde 15 bile değil.